KARBOĞAZI ZAFERİ GÜNLÜĞÜ
44 kahramanın aziz hatırasına…
Kahramanlar olmazsa, torunlar hür yaşayamaz.
Hazırlayan
Halil İbrahim YILDIRIM
İÇİNDEKİLER
1) Birinci Dünya Savaşı 28 Haziran 1914
2) Savaşın Sonu 30 Ekim 1918
3) Liman Von Sanders
4) Mustafa Kemal Paşa Adana’da 31 Ekim 1918
5) Mustafa Kemal Çukurova’da Milis Teşkilatını Canlandırıyor
6) Genel Durum
7) 01 Kasım 1918
8) 02 Kasım 1918
9) 03 Kasım 1918
10) Sadrazam Barış Şartlarını Açıklamaya Çalışıyor 04 Kasım 1918
11) 05 Kasım 1918
12) 08 Kasım 1918
13) Mustafa Kemal in Görevden Affı Yerine Nihat Paşanın Atanması
14) Mustafa Kemal Adana’dan Ayrıldı10 Kasım 1918
15) İngilizlerin Çukurova’yı Boşaltma İsteği 11 Kasım 1918
16) 12 Kasım 1918
17) İngilizler Mersin Açıklarında 15 Kasım 1918
18) İtilaf Devletleri Güneyi Boşalttırıyor17 Kasım 1918
19) 22 Kasım 1918
20) 23 Kasım 1918
21) 25 Kasım 1918
22) 27 Kasım 1918
23) 28 Kasım 1918
24) Tarsus Gazetesi 05 Aralık 1918
25) Güneyde İşgal Hazırlıkları 07 Aralık 1918
26) 09 Aralık 1918
27) 11 Aralık 1918
28) 15 Aralık 1918
29) Mersin İşgal Ediliyor 17 Aralık 1918
30) Tarsus’un İşgali 19 Aralık 1918
31) General Hamlin
32) 20 Aralık 1918
33) 21 Aralık 1918
34) 22 Aralık 1918
35) 23 Aralık 1918
36) 24 Aralık 1918
37) 27 Aralık 1918
38) 28 Aralık 1918
39) Fransızlar Geliyor
40) Fransızlar Mersin’de 01 Ocak 1919
41) 02 Ocak 1919
42) 09 Ocak 1919
43) Anfre Mersinlilerle Tanıştı 16 Ocak 1919
44) Bölgemizde Kurulan Cemiyetler
45) 18 Ocak 1919
46) 30 Ocak 1919
47) 02 Şubat 1919
48) 15 Şubat 1919
49) 01 Mart 1919
50) 07 Mart 1919
51) İzmir’in İşgali 15 Mayıs 1919
52) Amasya Tamimi, Erzurum ve Sivas Kongresi 22 Haziran 1919
53) Güney Teşkilatı Kuruluyor 01 Kasım 1919
54) 19 Kasım 1919
55) İngilizler Çukurova’yı Fransızlara Bıraktı 20 Kasım 1919
56) Fransızlar Yönetime El Koydu
57) Tarsus’ta Durum
58) General Dufieux (Dufyo) Geldi 02 Aralık 1919
59) General Guro Çukurova’da 03 Aralık 1919
60) Mustafa Kemal’in Kesin Kararı 05 Aralık 1919
61) Sinan Bey’in Atamasının Duyurulması
62) Teşkilatlanma Emri 06 Aralık 1919
63) Guro Geldi 10 Aralık 1919
64) 11 Aralık 1919
65) 13 Aralık 1919
66) Tarsus’ta Müfrezeler 16 Mart 1920
67) Tarsus Grubu Müfrezeleri
68) A-Tarsus Grubu Müfrezeleri:
69) 1-Demirbaş Müfrezesi:
70) 2-Tozkoparan Müfrezesi:
71) 3-Çeliktaş Müfrezesi:
72) 4-Bozkurt Müfrezesi:
73) 5-Tarsus Gençler Müfrezesi:
74) 6-Gökbayrak Müfrezesi:
75) 7-Selçuk Müfrezesi:
76) 8-Kayıhan Müfrezesi:
77) 9-Süvari Müfrezesi:
78) 10-Baltalı Müfrezesi:
79) B-Kavaklıhan Grubu
80) 1-Göçüklü Kara Hacı Müfrezesi:
81) 2-Yanıkkışlalı Tekelioğlu Mustafa Müfrezesi:
82) 3-Bucaklı Hasan Ağa Müfrezesi:
83) 4-Polatlı Emin Ağa Müfrezesi:
84) 5-Urgankıranlı Molla İzzet Müfrezesi:
85) 6-İncirgedikli Derviş Ağa Müfrezesi:
86) 7-Aktaşlı Ali Efendi Müfrezesi:
87) 8-Kurbanlılı Akış Ağa Müfrezesi:
88) 9-Naili Hürriyet’ten Kara Mehmet Ağa Müfrezesi:
89) 10-Karayayla Müfrezesi:
90) 11-Kamberhüyüklü Veysel Çavuş Müfrezesi:
91) 12-Eminlik’ten Molla Nasuh Müfrezesi:
92) 1-Efeler Müfrezesi:
93) 2-Karafaki-Arslanyürek Müfrezesi:
94) 3-Berdan Müfrezesi:
95) 4-Karacaaslan Müfrezesi:
96) 5-Urfalı Mehmet Müfrezesi:
97) 6-Pozçalılı Deli Mehmet Müfrezesi:
98) 7-Küçük Karayaylalı İnad Ali Müfrezesi:
99) 8-Selim Çavuş Müfrezesi:
100) 9-Müdafaai Vatan Müfrezesi:
101) 10-Kumdere Müfrezesi:
102) Müdafaayı Hukuk Cemiyetleri 19 Mart 1920
103) Tarsus’ta İkinci Teşkilat
104) Tarsus’ta Gizli Heyet
105) TBMM’ne İlk Milletvekili Seçimi 19 Mart 1920
106) Tarsus Cephesindeki Savaşlar
107) İkinci Bölüm Karboğazı Zaferi
108) Tarsus-Pozantı Arasındaki Durum
109) Pozantı
110) Pozantı Kuşatması
111) 27 Mart 1920 Cumartesi
112) 29 Mart 1920 Pazartesi
113) 30 Mart 1920 Salı
114) 31 Mart 1920 Çarşamba
115) 01 Nisan 1920 Perşembe
116) 02 Nisan 1920 Cuma
117) 03 Nisan 1920 Cumartesi
118) 08 Nisan 1920 Perşembe
119) Muhtar Millî Kuvvetler Elinde
120) Belemedik Kurtarıldı
121) Bayan Mesnil Esir Edildi
122) Tekelioğlu Sinan-Binbaşı Mesnil
123)10 Nisan 1920 Cumartesi
124) 11 Nisan 1920 Pazar
125) 15 Nisan 1920 Cuma
126) I. Kavaklıhan Savaşı: 15-17 Nisan 1920:
127) 16 Nisan 1920 Cumartesi
128) 17 Nisan 1920 Pazar
129) 18 Nisan 1920 Pazartesi
130) 19 Nisan 1920 Salı
131) Eshab-ı Kehf Savaşı
132) 22 Nisan 1920 Perşembe
133) 23 Nisan 1920 Cuma
134) 24 Nisan 1920 Cumartesi
135) 27 Nisan 1920 Salı
136) 28 Nisan 1920 Çarşamba
137) 30 Nisan 1920 Cuma
138) 02 Mayıs 1920 Pazar
139) 04 Mayıs 1920 Salı
140) 06 Mayıs 1920 Perşembe
141) 07 Mayıs 1920 Cuma
142) 09 Mayıs 1920 Pazar
143) 15 Mayıs 1920 Cumartesi
144) 16 Mayıs 1920 Pazar
145) II. Kavaklıhan Savaşı: 17-20 Mayıs 1920
146) 25 Mayıs 1920 Salı
147) Pozantı’dan Çıkış Kararı 26 Mayıs 1920 Çarşamba
148) Hazırlık
149) Pozantı’dan Çıkış 26/27 Mayıs 1920
150) Kar Boğazı Zaferi: 26-28 Mayıs 1920:
151) 27 Mayıs 1920 Perşembe
152) 28 Mayıs 1920 Cuma
153) Kayıp Çoğalıyor
154) Kuşatma
155) Türkler Araziyi Tanıyorlar
156) Teslim Kararı
157) Beyaz Teslim Bayrakları
158) Sünedere Gediği
159) Besim Bey Mesnil İle
160) Teslim Görüşmeleri
161) Kılıç Israrı
162) Protokol
163) Protokol’ün Esirlere Açıklanması
164) 29 Mayıs 1920
165) Komutanın Askerlerine Ağlayarak Yaptığı Konuşma
166) Hasan Bey’in Konuşması
167) Fransızlar Silahlarını Teslim Ettiler
168) Protokol Tekelioğlu Sinan’a Bildirildi
169) Zafer Mustafa Kemal’e Bildirildi
170) Sonuç
171) Dizin
KARBOĞAZI ZAFERİ GÜNLÜĞÜ
Birinci Dünya Savaşı
28 Haziran 1914
Avrupalı devletler emperyalist çıkarları için kendilerine sömürge arıyorlardı. 1914 yılında öyle bir noktaya gelindi ki, bu ülkelerin çıkarları çatışmaya başladı. Bu ülkeler derken, bunları şöyle sıralayabiliriz: İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Rusya.
Bu emperyalist devletler için Osmanlı Devleti’nin uçsuz bucaksız bereketli toprakları bulunmaz bir hazine idi. Ayrıca gelişen teknolojiye uygun olarak petrol bölgeleri de bu topraklar içindeydi.
Çekişen çıkarları alevlendiren bir kıvılcım Haziran ayında yakıldı. 28 Haziran 1914 yılında, Avusturya-Macaristan Veliahdı Arşidük Ferdinand ile karısı, Saraybosna’da Sırplı Gabriel Pirençip adlı bir genç tarafından öldürüldü. Bu siyasi cinayet sonrası Birinci Dünya savaşı başladı.
Her devlet ardı ardına birbirine savaş ilan etmeye başladı. İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya’dan oluşan İtilaf devletleri; bunların karşısında da Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu yer aldı. Bunlara Almanya’nın bir oldubitti ile savaşa soktuğu Osmanlı Devleti ve sonra da Bulgaristan dâhil oldu.
Hazırlıksız savaşa katılan Osmanlı Devleti yedi cephede savaştı. Savaş dört yıl sürdü. Dört yıl boyunca çok büyük kahramanlıklar yaşandı. Ama savaşa hazır olmayan ordu çok yıprandı. Almanya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu barış yapmak zorunda kalınca Osmanlı Devleti de tek kaldığı için barış istedi.
Osmanlı Devleti, İngiltere ile Mondros Ateşkes Antlaşması’nı imzaladı.
Savaşın Sonu
30 Ekim 1918
30 Ekim 1918 yılında yapılan Mondros Ateşkes Antlaşması ile savaş resmen bitmiştir. Bununla 1458 gün devam etmiş olan Birinci Dünya Savaşı fiilen sona ermiş oldu. Savaş, 4 yıldan ancak 2 gün eksik sürmüştü. Ruslarla yapılan savaşın başlangıcı dikkate alınırsa 4 yıldan 7 gün fazla idi.
Mondros Mütarekesi (Ateşkes Antlaşması), Midilli adasındaki Mondros Limanı’nda, İngiliz Kraliyet Donanması gemilerinden “Agamemnon”da saat 20.03’te imzalandı. Antlaşmanın şartları 31 Ekim 1918 günü 12’den başlayarak yürürlüğe girdi.
Mondros Ateşkes Anlaşması’nın kesinleşen metnin özeti şu şekildedir:
*Çanakkale ve İstanbul Boğazları işgal edilecek,
*İtilaf devletlerine ait savaş esirleri İstanbul’da toplanarak teslim edilecektir. Osmanlı esirleri ise İtilaf devletleri elinde tutulacaktır,
*Ordu terhis edilecektir,
*Donanma teslim edilecektir,
*İtilaf devletleri emniyetlerini tehdit edecek noktaları işgal etme hakkına sahiptir,
*Toros tünelleri işgal edilecektir,
*Telsiz-telgraf ve kadroları İtilaf devletleri tarafından kontrol edilecektir,
*Demiryolları kontrol altına alınacaktır,
*Terhis edilecek ordunun teçhizat, silah ve cephanesi teslim edilecektir,
*Altı ilde karışıklık çıktığı takdirde İtilaf devletleri işgal edebilecektir.
Liman Von Sanders
Sadrazam Ahmet İzzet Paşa, 30 Ekim 1918 günü, İtilaf devletleri ile Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalandığını ordulara ve illere bildirdi. Osmanlı ordularında görevli Alman subayların görevi bırakacakları için Mustafa Kemal Paşa, Yıldırım Orduları Komutanlığı’na atandı. Sadrazam Ahmet İzzet Paşa, komutayı Mustafa Kemal Paşaya bırakarak İstanbul’a dönmesini General Liman Von Sanders’e bildirdi. Liman von Sanders de, Mustafa Kemal Paşa’yı Adana’ya çağırdı.
Sanders’ten aldığı haber üzerine, 7’nci Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa, Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı’na yazdığı şifre telgraf ile Raco’dan (Suriye’den) Adana’ya hareket edeceğini bildirdi.
“Yedinci Ordu, Halep kuzeyindeki durumu belirlemişti. 1918 yılının son aylarında bulunuyorduk. Bu sırada, Genel Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı’nın bana verildiğini belirten bir telgraf aldım. Yedinci Ordu Komutanlık Vekâleti’ne, Kolordu Komutanlarımdan Ali Fuat (Cebesoy) Paşa’yı atayarak Grup Karargâhı’nın bulunduğu Adana’ya gittim.”
Mustafa Kemal Paşa Adana’da
31 Ekim 1918
Mustafa Kemal Paşa, 31 Ekim 1918 tarihinde Adana’ya geldi. Mustafa Kemal Paşa Adana’ya gelişini şöyle anlatmaktadır:
“Otomobille, gece-gündüz, uyumaksızın, bozuk ve fena yollar üzerinde uzun bir yolculuk yapmıştım. Uzun bir yol, diyorum. Bu uzunluğun ne olduğunu “Katime”den Adana’ya giden kara yolunu harita üzerinde pergelle ölçerseniz, daha doğru anlamış olursunuz.
Niçin bu kadar acele ediyordum, bunu açıklamak güçtür. Hatıra gelebilir ki, bu acelenin nedeni, Ordu Komutanı bulunan bir genç generalin ordulardan kurulu bir guruba komutan atanmış olmasından doğan bir sevinçtir. Oysa bu yargı savaş başında bu çeşit olupbittilere ulaşmamış olanlar için doğru olabilir. Çünkü böyle büyük kuvvetlerle vatana onurlu ve tarihsel görevler yapmak umudu, insana çok kuvvet ve zindelik verecek etkenlerdir. Fakat savaşın sonunda, yıkım ve perişanlık görüntüleri karşısında, aynı yargıyı yürütecek mantık sahibi bulunmaz, sanırım.
O halde beni çok yorgun düşüren bu acelenin sebebi ne idi?.. O zamanki duygularımı olduğu gibi aktarmak güç olmakla birlikte, şu kadarını hatırlıyorum ki, bir an önce Adana’ya ulaşmak, güney cephelerine daha egemen bulunan kuvvetlerin başında olarak, İstanbul’la aracısız konuşmak, görüşlerimi uygulamak için elverişli bir fırsat olacağını sanıyordum. Bu sanımda ne ölçüde doğruluk olduğunu bundan sonraki olaylardan anlayacaksınız. Umutlarımın boşa çıktığını görürseniz, bunun sebeplerini, inceleyebilecek kadar belgeyi de size vereceğim.
Mareşal Liman Von Sanders’in karargâhında, büyük bir incelik ve özen içinde dinlendirildim.
Şimdi yalnız Liman Von Sanders’le ben, onun komutanlık bürosundayız, ikimiz bir masada, karşılıklı, ayaktayız. Liman Von Sanders, doğal inceliği ve terbiyesiyle, fakat çok dokunaklı bir dille, bana şu cümleleri söyleyerek komutayı bıraktı ve verdi.
‘Ekselans!... Siz savaş cephelerinde, Arıburnu’nda, Anafartalar’da çok yakından tanıdığınım komutansınız. Aramızda belki, -gerçi- olaylar, olgular oldu, fakat sonunda bunlar bizi birbirimize daha iyi tanıtmış oldular. Yürekten dost olduğumuzu sanıyorum. Bugün, Türkiye’yi bırakmaya zorlanırken, buyruğum altındaki orduları, Türkiye’ye ilk geldiğim zamandan beri beğenmekte olduğum bir komutanına veriyorum. Bu genel yıkım içinde bahtsızlık duymamak olası değildir. Ben, yalnız bir şeyle avunuyorum, komutayı size bırakmak ve vermekle... Bu dakikadan başlayarak buyruk sizindir, ben sizin konuğunuzum.’
Mareşal’in dokunaklı sözleri, beni de duygulandırdı. Hiçbir karşılık vermedim, sadece ‘oturalım’ dedim. Karşı karşıya oturduk, birer sigara yaktık ve benim ricam üzerine o, birer kahve de ikram etti. İkimizde durgun, birbirimize bakıyorduk. Bu anda zihnimden geçenler neydi?..”
Mustafa Kemal Paşa, Mareşal Liman Von Sanders’in Yıldırım Orduları Komutanlığı’nı kendisine devrettiğini Genelkurmay Başkanlığı’na bildirdi.
Mustafa Kemal Paşa, Yıldırım Orduları Komutanlığı’nı devralınca, kuvvetleri yeniden düzenlemek düşünce ve inancındaydı.
Mustafa Kemal Paşa, yeni görevinde yeni düşünceler içindedir:
“Yıldırım Orduları Komutanlığı’nı üzerime aldıktan sonra, düşündüğüm esaslı noktalar şunlardı: Doğrudan doğruya elim altında bulunan kuvvetleri, geçirdikleri bütün vartalara rağmen, gerçek kuvvet haline getirmek, düzenlemek, örgütlemek, güçlendirmek!.. Hicaz Seferi Kuvvetleri’ni, Maan Kuvvetleri’ni hiç de hesaba katmayı düşünmedim. Onların zaten tutsak olmaya hükümlü olduklarını, iki yıl önce, Cemal ve Enver Paşalara anlatmıştım.
Musul çevresindeki Altıncı Ordu’yu, kullanmaya elverişli durumda görmek isterdim. Bu amaçla, bu ordunun komutanı ile doğrudan doğruya haberleşmeye giriştim. İstanbul ve Çanakkale çevresindeki kuvvetlere umut bağlamıyordum. Doğu’da, Azerbaycan ve İran’da bulunan ordularla hiçbir ilişkim ve haberleşmem yoktu. Onlar için daha bir şey düşünecek halde değildim. Aden kapısını zorlayan Sait Paşa tümeninin varlığını bile hatırlamıyorum. Fakat her şeyden önce, elim altında bulunan, istediğim biçimde güçlendirilmesi halinde, bütün felaketlere rağmen, Türk sesini duyurabileceği inancındayım.
Bu yolda işe başladım. Bana yardım eden ordu, kolordu komutanları ve kurmay arkadaşlarım, benim bütün görüşlerimi kavramış ve bana her ihtimale karşı yardım etmeye söz vermiş kişilerdi. Bu yapıda olmayanlar da vardı. Onları birer biçimde etki dışında bıraktım. Tutalım-Menzil Müfettişi Avni Paşa (ki daha sonra Bahriye Nazırı ve vekil olarak ‘Harbiye Nazırı’ olmuştur) ben ve arkadaşlarım bu temel görüş üzerinde çalışırken İstanbul’dan, Sadrazam’dan “... her ordunun kendine ait hususatı derhal tatbiki lazımdır. ” emrini aldım.”
Mustafa Kemal Çukurova’da
Milis Teşkilatını Canlandırıyor
Mustafa Kemal Paşa, Ateşkes maddelerinin olumsuz şartları karşısında bir yandan hükûmeti uyardı, bir yandan da en önemli özelliğini, teşkilatçılığını ortaya koydu. Derhal Adana ve Mersin’de yüksek rütbeli komutanlar, mülkî amirler ve güney bölgesinin ileri gelenleriyle görüşmeler yaptı. 31 Ekim 1918 günü bu kişilere açık ve gizli, yazılı ve sözlü birçok talimat ve emirler verdi.
Mustafa Kemal’in güney bölgesindeki görevlilere ve ileri gelenlere verdiği talimat ve emirlerin önemlileri şöyledir:
1) Mütareke maddelerinin kaypaklığı dolayısıyla İngilizlerin buna uyamayacaklarından şartların ıslahı için Ahmet İzzet Paşa’yı uyarma;
2) Türkiye’deki müttefik birlik ve komutanlarının bir an evvel yurtlarına dönmelerinin, taşıma araçlarının ve yiyeceklerinin temini;
3) Güney bölgesindeki jandarma teşkilatına önem verilerek kadrosunun arttırılması;
4) Terhis edilen yedek subayların güney bölgesinde komiser, komiser muavini ve bucak müdürlüğüne atanması;
5) Menzil depolarındaki ağır ve hafif silahlarla, cephane, malzeme ve giyeceklerin birliklerdeki ağır silahların Pozantı’nın kuzeyine taşınması ve depolardaki yiyecek maddelerinin birliklere dağıtılması;
6) Orduların terhisinde genç yaşta olanların terhisinin geciktirilmesi;
7) Halkın silahlandırılması için bir kısım silah ve cephanenin dağıtılması;
8) İlerdeki savaş için güney bölgesinin uyarılması.
Mustafa Kemal Paşa, Adana’ya çağırdığı Ali Fuat Paşa ile 05 Kasım günü görüştü. Görüşmenin özü, gelecek günlerin önemi ve özellikleri idi. Mustafa Kemal, önümüzdeki günlerin programını şöyle açıklamıştır:
“... Artık milletin bundan sonra kendi haklarını kendisinin araması ve müdafaa etmesi, bizlerin de mümkün olduğu kadar bu yolu göstermemiz ve bütün ordu ile beraber yardım etmemiz lazımdır.”
Mustafa Kemal, aynı gün Mersin’e geldi. Burada 23. Tümen Komutanı Albay Bahaeddin Bey’in misafiri olmuştur.
Geç vakte kadar buradaki konuşmalarında durumun kötüye gitmekte olduğunu anlatmış ve alınacak tedbirler üzerinde durmuştu. Bu arada Mutasarrıf ve Jandarma Bölük Komutanı Yüzbaşı Talat Bey’i çağırtmış, karakollar, miktarları ve silahları hakkında bilgi almıştır. Daha sonra Silifke sınırları ve Toros eteklerinde karakolların arttırılmasını, depodaki yeni silahların bol cephane ile dağ köylerine dağıtılmasını tavsiye etmişti. Paşa’nın bu isteği üzerine Talat Bey Seyyar Jandarma Müfrezesi Komutanı Arslanköylü Hüsnü (Yıldırım) vasıtasıyla dağ köylerine silah ve cephane dağıtmışlardır.
Genel Durum
Mondros Ateşkes Antlaşması ile birlikte, başta Padişah olmak üzere hükümet görevlileri, Hürriyet ve İtilaf Partisi yöneticileri ile bazı aydınlarımız, durumu bir kurtuluş gibi görmüşlerdir. Bu kurtuluşun anahtarını da bazıları İngilizler, bazıları da Amerikalılarda olduğunu sanmaktaydılar.
Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’a gitmek üzere trene binen Liman von Sanders’i uğurladıktan sonra, Sadrazam’a ateşkes emri ile ilgili bilgi verdi. Mustafa Kemal, mütareke emrini saat 18.45’te aldığını, gerekenlere gönderdiğini bildirdi. Ancak, antlaşma metnini görünce canı sıkıldı. Antlaşma metninde yer alan bilgilere dayanarak, başımıza gelebilecek olan olayları hükûmete bildirdi. Bu telgraf, başımıza gelecek olayların bir belgesidir. Mustafa Kemal, olayları bir bir sıralamış ve uyarı görevini yerine getirmiştir.
Mustafa Kemal Paşa, Adana’da Murat Palas otelinde hükûmete gönderdiği telgrafında;
“İngilizlerle imzalanan antlaşma Osmanlı Devleti’ni korumaya yeterli değildir. ... İngilizlerin tekliflerine bugüne kadar olduğu tarzda itaat edip baş eğme devam edildiği takdirde bugün Payas-Kilis hattına kadar Kilikya bölgesinin ve daha sonra Konya-İzmir hattının işgali tekliflerinin birbiri arkasına geleceğine … ordumuzun kendileri tarafından seçilmesi lüzumu gibi tekliflerin karşısında kalmak uzak kalmayacaktır.”
01 Kasım 1918
Mustafa Kemal Paşa’nın hükûmete uyarı olarak bildirdiği işgallerin ilki Musul’da yaşandı. İngiliz Generali Marshall, 01 Kasım 1918 günü, Musul’un işgal emrini verdi.
02 Kasım 1918
Mustafa Kemal, 02 Kasım günü, imzalanan antlaşma gereğince ordunun terhis olabileceğini ve terhis ile ilgili tedbirleri Genelkurmay Başkanlığı’na bildirdi.
“Sınırsız terhis emri verilecek olursa karışıklık olacağı; Terhis olunanların beslenmelerini sağlayacak konaklama yerleri yeterli olmadığından her ere iki lira ve bir miktar yiyecek verilmesi; Ajansların ve basının sık sık terhisten bahsetmesi durumunda asker arasında disiplin kalmayacağı, tren taşımacılığından dolayı kaçanların olabileceği; Terhis olunacak askerlerimizin gidecekleri yerlere hızlı ve sağlıklı olarak gitmesi ve orduda kalanların disiplini yerinde bir birlik olarak kalması sağlanacak, bu yapılmadığında birçok salgınlar, açlıklar, düzensizlikler yüzünden ülke ve ordu zararlara uğrayacaktır.”
03 Kasım 1918
Sadrazam Ahmet İzzet Paşa, 03 Kasım günü Mondros Ateşkes Antlaşması şartlarını bütün ordulara bildirdi. Her ordunun kendisine ait konuları derhal yerine getirmesini ve gerektiğinde açıklama yapılacağını bildirdi.
Mustafa Kemal Paşa, Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’nın bu emri karşısında sessiz kalamadı. Aynı gün düşüncelerini bildirdi.
Mustafa Kemal Paşa’nın karşı düşünceleri şöyledir:
“Bu emre konulmuş antlaşmanın şartları cümlece malumdur. Onu ben size tekrar etmeye lüzum görmüyorum. Bu antlaşmanın baştan sona kadar inceledikten sonra bende hâsıl olan kanaat şu idi: Osmanlı Devleti bu antlaşmanın ile kendini kayıtsız şartsız düşmanlara teslim etmeyi uygun görmüştür. Yalnız uygun görmüş değil, düşmanların memleketi istilası için ona yardımı da vaat etmiştir. Bu beni çok hazin düşüncelere sevk etti. … Bu antlaşmanın olduğu gibi tatbik edildiği halde memleketin baştan sona kadar işgal ve istilaya maruz olacağı kanaatimi öne sürdüm. Düşmanların her dediğine semi’na ve eta’na demekten doğacak sonucun bütün Türkiye’ye işgalcilerin hâkim olmasıyla sonuçlanacağına şüphe edilmemek lazım geldiğini ve bir gün Osmanlı kabinesinin düşmanlar tarafından tayin edileceğini anlattım.
Bunun için hiç de kehanete lüzum yoktu. Kendini zayıf ve aciz gören insanlar, nispeten kuvvetli ve azimkâr insanlardan merhamet diledikleri zaman mutlaka kendilerine acındıracaklarına kanaat getirmek için bilmem ne his ve haslette olmalıdırlar.”
Aynı gün, Mustafa Kemal Paşa, Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’dan Mondros Antlaşması’nın bazı maddelerinin açıklanmasını ve alınacak tedbirleri sordu. Bu sorular arasında, Toros tünellerinin işgali, Suriye ve Kilikya’nın sınırı, 20’nci maddedeki talimatın ne zaman ve nereden alınacağı vardı.
Yine aynı gün, Mustafa Kemal Paşa, Mondros Ateşkes Antlaşması’nın uygulanmasında esas olacak maddeleri, 2’nci ve 7’nci Ordulara ve Adana Valiliği’ne bir emirle bildirdi.
Mustafa Kemal Paşa’nın emri aşağıdadır:
“Bildirilen Ateşkes Anlaşması şartlarına göre yerel olarak alınacak kararlar için, İtilafçılarla görüşmek zorunda kalacak alt derece komutanlar ne ölçüde dirençli olarak ve çevreyi görerek görüşmeyi yönetirlerse o şartların ağırlığı bir oranda hafifler.
Eğer bu görüşmeler yönetilemezse şartlar gittikçe bizim için daha ağır biçimlere girer. Ve içinden çıkılmaz görüşlere yol açar. Şimdiden her türlü hazırlanmış olmamız gerekir. Bunun için aşağıda belirttiğim konulara dikkat edilmesini rica ederim:
1)Suriye sınırı Suriye İlinin kuzey sınırı sayılmalıdır. Bu sınır Lazkiye kuzeyinden Haşeyhun güneyinden geçerek doğru uzar.
2)İskenderun, Antakya, Cebelsem’an, Katma, Kilis yöresinin Türklerin oturduğu ve Halep halkının dörtte üçünün Arapça konuşur Türk olduğu her vesile ile hatırda tutulmalı ve her davada bu temel ilke sayılmalıdır.
3)Ateşkes Antlaşmasının şartlarında yeterli açıklık olmadığından ayrıntılı şartların bildirilmesine kadar bir işgal kuvveti çıkartılmaması her zaman öngörülmelidir.
4)Toros tünellerinin İtilaf birliklerince korunacağı yazılıdır. Bu birliğin nereden geleceği açık değildir. Adana Hat Komutanı ve Müfettişliği bu tüneller İtilafçılarca işgal edilse dahi aynı zamanda onlarla birlikte bizim askerin dahi kalmasının sağlanmasına çalışılacağından, emri altına verilen koruyucu birliklerin... terhis edilmeyecek en genç erlerden mesela 1894; 1900 doğumlularından iyi subaylar komutasında iyi birlikler kurulmasına çalışmalı ve şimdiden görevleri hakkında açık talimatlar verilmelidir.
5)Gerektiğinde İtilafçılarla görüşmek için aşağıdaki kişilerden oluşturulacak görüşme kurulu 05.11.1918’de Adana’da toplanacaktır:
15’inci Kolordu Komutanı Tuğgeneral Ali Rıza Paşa
12’nci Kolordu Komutanı Albay Fahrettin Bey
Grup Sağlık Müfettişi Albay İbrahim Tali Bey
İl Yabancı İşleri Müdürü
6)İkinci Ordu, Grup bölgesindeki kıyılardan bırakılmış olan torpilleri taramak ya da yok etmek için Deniz birliği hazırlayacak ancak istek olmaksızın torpiller taranmayacaktır.
7)Almanlardan eşya teslimine memur olan kaldırılmış karargâhlarını görevleri gelecekte çok önemli bir biçime gireceğinden bu kuralların sürekli bir nitelikleri olacak biçimde aksatılmaksızın güçlendirmeleri gerekir.
Muzaffer Sedat M. Kemal
8) 2’nci ve 7’nci Ordulara, Adana Yüksek İl Katına, Adana Hat Komutan ve Müfettişliğine yazılmıştır.”
Sadrazam Barış Şartlarını Açıklamaya Çalışıyor
04 Kasım 1918
Mustafa Kemal Paşa, Ateşkes şartlarını öğrendiği günden itibaren tepkisini açıklamaktan çekinmemişti. Ateşkes maddelerinin tamamının aleyhimizde olduğunu açıklamıştır. Ayrıca bazı maddeler hakkında Sadrazam’ın yorumlarını istemiştir. Bunların başında terhis işlemi, Kilikya sınırı ve Toros tünelleri ile ilgili sorular gelmektedir.
Sadrazam Ahmet İzzet Paşa, bu konulara açıklık getiren 04 Kasım akşamı verdiği cevabında, Amanos tünelleri hariç, Toros tünellerinin İngilizler tarafından işgal olunabileceğini bildirdi.
05 Kasım 1918
Mustafa Kemal Paşa, 05 Kasım günü Ahmet İzzet Paşa’ya gönderdiği şifre ile 6’ncı ve 7’nci Orduların tesliminin isteneceğini düşünerek, orduların büyük kısmını savunma sınırlarının kuzeyine almak istediğini ve Toros tünelleri ile ilgili sorulara cevap verilmesini bir kere daha istedi.
08 Kasım 1918
Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’a gönderdiği şifrede, İngilizlerin İskenderun–Halep şosesini güven altında bulundurabilmek için birliklerimizin (Kilis–Payas) hattının kuzeyine alınmasını istediklerini bildirerek, şunları açıklamıştır:
“Belirttiğim görüşlerimin amacı şudur ki, her ne sebebe dayanırsa dayansın İngilizlerle imza edilen Ateşkes Anlaşması’nın düzeni, Yüce Osmanlı Devleti’nin korunmasını ve esenliğini sağlayacak anlam ve kapsamda değildir. Sözü geçen maddelerin belirsiz ve genel anlamlarının bir an önce belirlenmesi gerekir. Yoksa İngilizlerin önerilerine bugüne kadar olduğu gibi karşılık verilmeme sürdürülürse bugün (Payas–Kilis) hattına kadar olan araziyi isteyen İngilizlerin yarın Toros’a kadar olan Kilikya bölgesini ve daha sonra (Konya–İzmir) hattının işgalinin gerekli olduğu önerilerinin birbirini izleyeceği” açıktır.
Mustafa Kemal in görevden affı
Yerine Nihat Paşanın atanması
Mustafa Kemal Paşa, İskenderun’un işgal edilmesi hâlinde ateşle karşılık vereceğini Sadrazam ve Başkomutanlık Genelkurmay Başkanı Ahmet İzzet Paşa’ya yazdı. O da silahla karşılık verilmemesini ve sadece protesto edilmesini bildirdi. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa görevden affını isteyerek yerine başkasının atanmasını istedi. Mustafa Kemal Paşa’nın istifası kabul edilerek yerine Nihat (Anılmış) Paşa atandı. Daha sonra Yıldırım Orduları Grubu ile 7’nci Ordu lağvedildi.
Mustafa Kemal Adana’dan Ayrıldı
10 Kasım 1918
Mustafa Kemal Paşa görevini Nihat Paşa’ya devredince Adana’dan ayrıldı. Mustafa Kemal Paşa Adana’dan ayrılmadan önce Adana’nın ileri gelenleriyle son bir toplantı daha yaptı. Adana’nın ileri gelen bazı zengin kişileri, “Vatanın kurtulması için bütün varlığımızı ve canlarımızı vermeye hazırız” diyerek kasalarının anahtarlarını çıkarıp Mustafa Kemal Paşa’ya verdiler. Bu davranış, Mustafa Kemal üzerinde çok büyük etki yaptı ve memnun etti.
Mustafa Kemal bu duygularla 10 Kasım 1918 sabahı orduya veda mesajını yayınladı. İstanbul’a hareket etmek üzere Adana istasyonuna geldi. Büyük bir kalabalık kendisini uğurlamak için gelmişti. Mustafa Kemal Paşa, Adana’da Millî Mücadele’nin ilk işaretini verdi. Mustafa Kemal Paşa, Adanalılara ve Adanalılara olduğu kadar bütün memleket severlere şöyle seslendi:
“Adanalılar, silahlarınıza sahip ve hâkim olunuz! Bizim için savaş bitmemiştir. Asıl savaş bundan sonra başlayacaktır.”
İngilizlerin Çukurova’yı Boşaltma İsteği
11 Kasım 1918
İngiliz Generali Clark, 11 Kasım 1918 günü, Nihat Paşa’ya verdiği nota ile “01 Aralık gününe kadar Osmanlı kıtaları Ceyhan ırmağının batısına...” çekilmesini istedi.
General Clark’ın notası şöyleydi:
“01 Aralık 1918 günü öğleye kadar bütün Osmanlı kıtaları Ceyhan ırmağının batısına, 05 Aralık 1918’den önce de Adana-Tarsus demiryolunun kuzeyine çekileceklerdir. 14 Aralık 1918’de ise Osmanlı birliklerinin tümü Pozantı’nın batısına geçmiş olacaklardır. Osmanlı kıtaları bütün ağır ve hafif silahlarını Katma istasyonunda İngilizlere teslim edecekler ve terhis işlerini Pozantı’nın batısında yapacaklardır. Osmanlı Genelkurmay’ı, İngiliz Beşinci Süvari Tümeni Komutanı’na, İngiliz esirlerinin nerelerde bulunduklarını bildirecek, bunların Müslimiye istasyonunda veya başka bir yerde teslimi işini kararlaştıracaktır. Osmanlı Ordu Komutanlığı deniz, kara ve ticaret gemilerinin bozulmasından sorumlu tutulacaktır. İngiliz birlikleri, 12 Kasım 1918 sabahından başlayarak İskenderun’a kadar Halep-Katma yolunu serbestçe kullanacaklardır.”
“Çekilme ile terhis işlerinin Osmanlı Hükûmeti ile görüşmelerden sonra yapılabileceğini, silah ve cephanelerin teslim edilmesinin mütareke şartlarına uymadığını ve esirler hakkındaki istekle Katma-Halep yolunun kullanılmasının yerine getirileceğini” belirtti. Ve çekilme güçlüğü karşısında 12 günlük uzatma dileğinde bulundu. Yalnız bu dilek kabul olundu. İngiliz Komutanı vaktinde çekilmeyen kıtaların esir edileceğini, boşaltılan yerlerde asker, memur ve birlik kalmamasını da şart koşuyordu.
12 Kasım 1918
İngiliz Generali Clark, 12 Kasım günü Raco’dan, 2’nci Ordu Komutanı Nihat Paşa’ya bir nota verdi. Nota metninin özeti şöyledir:
“a) Şimdi Kilis-İslâhiye hattının güneyinde ve Misis demiryolu hattı boyunda bulunan kıtalarımız 01 Aralık 1918 öğleye kadar Ceyhan Nehri’nin batısına çekilmiş bulunacaktır. Seyhan Nehri’nin batısıyla Adana-Tarsus demiryolu hattının kuzeyine yapılacak ikinci çekilme 05 Aralık 1918 öğleye kadar sonuçlandırılacaktır.
b) Ateşkesin 20’nci maddesine göre bu kıtalar bütün ağır ve hafif silahlarla makineli tüfekler ve bunlara ait cephaneleri Taşale istasyonunda teslim edeceklerdir.
c) Osmanlı kıtaları terhis işlerini Pozantı batısında yapacaklardır.
d) Osmanlı Ordu Kurmay Başkanlığı İngiliz 5’inci Süvari Tümeni Komutanı’na mevcut esirlerin nerelerde bulunduklarını bildirecek ve Halep’in doğusunda bulunan esirlerin tümünü Müslimiye istasyonunda İngilizlere teslim edeceklerdir.
e) Erzak depolarıyla deniz, kara ve ticari müesseselerin ve depoların tahrip edilmesinden doğrudan doğruya oradaki Osmanlı Ordu Komutanı şahsen mesul olacaktır.
f) Bütün Türk kıtaları Halep-Katma-İskenderun yolu kuzeyine çekilecek ve mezkûr yol ile Halep-Toprakkale demiryolu hattından İngiliz kıtaları ve nakliyatı serbestçe istifade edeceklerdir.”
2’nci Ordu Komutanı Nihat Paşa, Raco’daki İngiliz Generali Clark’tan aldığı notaya aynı gün cevap verdi.
Nihat Paşa’nın yazılı verdiği cevabın özeti şöyledir:
“Kıtaların istenildiği şekilde Pozantı batısına kadar çekilmelerinin ve terhislerinin Osmanlı Hükûmeti’yle olacak müzakerelerden sonra yapılabileceğini, silah ve cephane tesliminin mütareke şartlarına uymadığı, esirlerden ilk kafilenin Mersin’de 15 gün sonra ve bunu takiben ikinci kafilenin 8’inci ve 3’üncü kafilenin 15 gün sonra teslim edilebileceğini, yiyecek stoku için Halep-Katma-İskenderun yolunun kullanılabileceğini” bildirdi.
İngilizler Mersin Açıklarında
15 Kasım 1918
İngilizler, İskenderun’dan sonra 15 Kasım 1918 tarihinde Mersin açıklarında da mayın arama ve taramasına başladılar. Arama tarama gemilerini ve birliklerini koruma bahanesiyle Mersin’in yakınlarına kadar sokuldular. Bu olay, Mersin’in de işgal edileceği dedikodularının daha çok yaygınlaşmasına sebep oldu. İngilizler, Mondros Ateşkes Antlaşması’nın 7’nci maddesini öne sürerek geldiler. Mersin’deki 23’üncü Tümen sadece seyretti. Seyretmese ne yapabileceklerdi? İngilizler 7’nci maddeyi bahane etmeden gelseler ne yapacaktık? Gelme, gelemezsin mi diyecektik? Hayır. Hiç birini yapamazdık. Çünkü savaşı kaybettiğimizi kabul edip çok ağır şartlarla bir ateşkes antlaşması imzaladık. Kendimizi İngiltere ile Fransa’nın insafına bıraktık. Bu sebeple ne yaparlarsa karşılık verecek güçte değildik. Mustafa Kemal gibi karşılık vermek isteyenler de, İstanbul’dan gelen “sakın yapma!” uyarısı ile durduruluyordu. İşte bu sebeple 23’üncü Tümen de bir şey yapamadan bekleyip seyredecekti.
İtilaf Devletleri Güneyi Boşalttırıyor
17 Kasım 1918
İngilizler, çok önceden hazırlanan planı uygulamaya koydular. Amiral S. A. G. Calthorpe, Kilikya’nın boşaltılması hakkında Harbiye Nezareti’ne bir ültimatom (kesin uyarı) gönderdi. Harbiye Nazırı, bunu 17 Kasım’da Genelkurmay Başkanı aracılığıyla birliklere duyurdu:
Ferit Cemal Paşa, Amiral S. A. G. Calthorpe’dan aldığı kesin uyarı üzerine, Kilikya’nın tahliyesi ile ilgili bir genelge yayınladı: “Kilikya’nın Aralık 1918’e kadar tahliyesini, bütün orduların terhisini, kadro halindeki birliklerin kuzeye çekilmesini, birliklerde menzil, depolarda mevcut bütün ağır silahlarla kadrolardan fazla silah ve cephane, malzeme, giyim eşyası, iaşe ve sair maddelerin teslimini, aksi halde aldığı talimata göre General Allenby’nin her türlü aracı ile harekete geçebileceği...”
22 Kasım 1918
Hariciye Nezareti, 22 Kasım’da Kilikya’nın boşaltılmaması ve silahların teslim edilmemesi için girişimlerde bulundu. Harbiye Nezareti de “Boşaltma isteğinin ateşkes maddelerine aykırı olduğunu, ilerleyecek düşman birliklerine ilk hattakilerin ateşle karşı koyacaklarını” bildirdi. Bu konuyu görüşerek halletmek istediğinin mesajını vermek istedi. Ama dinleyen kim? İngilizlerin sert tepkisiyle cevabımızı aldık.
General Allenby adına General Wilson, 22 Kasım günü bir nota vererek, Adana’nın boşaltılması işinin savsaklanmamasını istendi. Wilson’un Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği tehdit dolu mektubu şöyledir:
“Suriye’deki İngiliz kuvvetleri karşısında bulunan Osmanlı ordusunun harekâtı, terhisi, silahlarının teslimi vesaire hakkında tebliğ edilen açıklama derhal emirlerin yerine getirilmesi etmesi için Osmanlı Hükûmeti tarafından kesin emirler ve açıkça verilmesinden çekinilmemesi, İngiliz hükümetince son derece telakki edilmekte olduğunu Londra askerî makamlarından aldığım talimat mucibince arz ederim.
Adı geçen makam nazarında Osmanlı Hükûmeti’nin bu istinkâfı ve Medine’deki işten kaçma ve muhalefet ve Azerbaycan’daki ahval, mağlubiyetin sonucundan sıyrılmak için taammüden müracaat edilen tedbirden başka bir şey değildir. Buna müsaade edilmeyeceğini bildirmek için emir aldım.
İngiltere Hükûmeti icap edecek olursa yeniden saldırmaya süratle başlanacağına tereddüt etmeyecektir. Bu takdirde Osmanlı Hükûmeti mesul tutulacak ve Türkiye’nin herhangi aksamının muhtariyetini muhafaza için verilen son fırsatı da kaybetmek tehlikesiyle karşı karşıya maruz kalacaktır. Bundan başka Osmanlı Hükûmeti’nin hazırlığı sezilecek olursa gecikmenin her dakikasından Osmanlı Hükûmeti’nin mesul bulunduğunu arz ederim. “
Tevfik Paşa Hükûmeti, 22 Kasım günü, İngiliz General Wilson’un notasını görüştü. Ateşkes şartlarına aykırı olmakla beraber İtilaf kuvvetleri tarafından yapılan dayatma ve yapılmadığı takdirde de İngiltere’nin tekrar saldırıya başlayacağı dikkate alınarak, “Adana havalisinin Pozantı’ya kadar askerden boşaltılması” zaruri olarak kabul olunmuş ve “başka bir teşebbüs yapılmasına imkân yoktur” tarzında bir karar alındı.
23 Kasım 1918
Harbiye Nazırı Abdullah Paşa da, 23 Kasım günü, hükûmetin, “Adana havalisinin Pozantı’ya kadar askerden boşaltılması” kararını şifre emirle ordulara bildirdi.
2’nci Ordu Komutanı Nihat Paşa, bazı tedbirler almak için Harbiye Nezareti’ne telgraf gönderdi. Nihat Paşa, Adana havalisini boşaltmadan önce jandarma kuvvetini arttırmak için çareler aradı. Mülkî idarenin devamı için vali ve mutasarrıflar ile Ermenilerin göç ettirilmeleri sırasında Adana’da bulunan polis ve jandarmanın da yerlerinde bırakılmaması konusunda teklifte bulundu.
Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Cevat Bey, işgal haberini Nihat Paşa’ya bildirdi. Şimdiye kadar dedikodu şeklinde olan işgal haberine halk yavaş yavaş alışmıştı. Ama şimdi hükûmet kararı olarak duyulunca şok etkisi yarattı. Adana’da, Tarsus’ta, Mersin’de Türkler bir araya geldiler. İşgalin önlenmesi için neler yapılabileceğini görüştüler. Padişah’a, Sadrazam’a, Şeyhülislam’a, Mebusan ve Ayan (Senato) Meclisi Başkan ve üyelerine, bakanlara, İstanbul gazetelerine on binlerce protesto telgrafı gönderildi.
2’nci Ordu Komutanı Nihat Paşa, aynı gün, boşaltma ve çekilmenin elden geldiği kadar geciktirilmesi amacıyla Katma’da bulunan konuşma memuru Kurmay Binbaşı Nihat (Atakan) aracılığıyla İngiliz komutanına yeni tekliflerde bulundu.
Nihat Paşa’nın boşaltma sürelerinin 12 gün uzatılması teklifi kabul edildi ve diğer teklifleri ise reddedildi.
25 Kasım 1918
Fransız Albay Raymand, 25 Kasım günü Adana’ya geldi. Adana’nın Fransız askerleri tarafından işgal edileceğini bildirdi.
2’nci Ordu Komutanı Nihat Paşa, 27 Kasım günü, Payas-Kilis çizgisini İtilaf kuvvetleri geçerse silahla karşı koymak için emir verdiğini İstanbul’a bildirdi. Harbiye ve Hariciye Nezareti silahla karşı koymayı uygun bulmadı.
27 Kasım 1918
Hükûmet, 27 Kasım günü, güneyde, İngilizlerin yapacağı işgallere karşı konulmamasını istedi. Gönderilen şifrede İngilizlerin asayişi temin amacıyla yapacakları işgalde, Osmanlı Hükûmeti memurları ve idarecilerine karışılamayacağı, halkın telaş ve heyecana kapılmaması, iş ve güçleriyle uğraşması ve karşı konulmaması tavsiye edildi.
28 Kasım 1918
28 Kasım günü bir İngiliz birliği Payas limanına çıktı. İngiliz birliğinin komutanı Yarbay Mr. Niyokom, Adana Valiliği’ne bir telgraf göndererek İtilaf devletlerinin esirlerini teslim almaya geldiğini, Adana’ya geleceğini, esirlerin toplatılarak hazırlatılmasını rica etti.
2’nci Ordu Komutanı Nihat Paşa, 01 Aralık 1918’te, Adana Valiliği’ne gönderdiği telgrafla, hiçbir kimsenin görevini bırakmamasını istedi. Nihat Paşa’nın telgrafı şöyledir:
“Bütün memurlar görevlerine devam edeceklerdir. İşgal kuvvetlerinden herhangi subayın veya askerin veya göçmenlerden birinin sözü ile tehdidi ile kimse görevini terk etmeyecektir. Bu konuda, Valilik Makamı’ndan başka verilecek emirler geçersizdir.
Tarsus Gazetesi
05 Aralık 1918
Tarsus’ta 05 Aralık 1918 günü “Tarsus” gazetesi yayınlandı. 08 Aralık’ta, üçüncü sayısında, “Vilayetimizin Mukadderatı” başlıklı yazısıyla halkın duygularına tercüman oldu. Tarsus gazetesinin yazısı şöyledir:
“Vilayetimizin bedbaht ufukları iki haftadır yine kararmış, muzlim bulutlarla sarılmış bulunuyor. Ağızdan ağıza dönen sözler anayurdumuzla ayrılık belirtileri gösteriyor.”
Güneyde İşgal Hazırlıkları
07 Aralık 1918
2’nci Ordu Komutanı Nihat Paşa, 07 Aralık 1918 günü Harbiye Nazırlığı’na gönderdiği şifrede, “İngiliz subaylarının işgal altına alacakları yerlerde diğer unsurların taşkınlıklarına karşı asayiş ve inzibatı sağlama bakımından cesur memurlarımızın pek az olduğunu ve devletçe böyle bir halin olmaması için teşebbüste bulunulması lüzumunu” bildirdi. Nihat Paşa’nın bu şifresine Genelkurmay Başkanı Cevat Paşa, 08 Aralık günü cevap verdi. Cevat Paşa cevabında, “Adana’ya ehliyetli memurların gönderilmesi ve İngiliz işgalinin önlenmesi hususu Sadaret’e yazılmıştır. Ordu; er ve subaylarından lüzumu kadarıyla Adana jandarma kadrosunun ikmal edilmesini ve neticenin bildirilmesini” istedi.
09 Aralık 1918
09 Aralık günü, Nihat Paşa Harbiye Nezareti’ne yeni bir rapor gönderdi. Raporunda, İtilaf kuvvetlerinin durumu ve Türk topraklarını işgal hazırlıklarının daha belirgin hale geldiğini bildirdi.
“Katma’ya gelen bir İngiliz subayı ile bir Fransız doktorunun Ermeni muhacirleri arsında dolaşarak tahkikat yaptıkları ve muhacirlerin iaşesi için Halep’ten 3.500 kişilik iaşe maddesi gönderileceğini söyledikleri, Katma’daki irtibat subayımız Kurmay Binbaşı Nihat Bey tarafından bildirilmiştir.
General Allenby Halep’e geldiği, İskenderun’da bulunan Fransız kuvvetlerinin bir kısmı da Halep’e vardığı, bu hafta Halep’teki 5’inci İngiliz Süvari Tümeni’nin İskenderun’a gideceği, Halep’te yalnız Fransız kuvvetinin kalacağı, Halep’teki İngiliz Süvari Tümeni’nin Müslimiye’deki bir tugayının da orada kalmasının muhtemel olduğu,
Halep’teki Fransızların idaresinde 3.000 Ermeniden Kurulu üç tabur teşkil edileceği, ayrıca Şam’da Arap subayları komutasında Ermenilerden intikam taburları kurulacağı öğrenilmiştir.
Havaların yağmurlu olması ve Toros kuzeyinde havaların şiddetli geçmesi sebebiyle, yaya yürüyüşü ile giden erlerimizin zayiatının önlenmesi için, yürüyüşünün ufak birlikler halinde yapılması ve istirahat günlerinin arttırılması için tahliye müddetinin uzatılması teklifimize ret cevabı verilmiştir. Adana’nın tahliyesinde bir kısım malzemenin terki muhtemel olduğu arz olunur.”
11 Aralık 1918
2’nci Ordu Komutanı Nihat Paşa, 11 Aralık günü, Genelkurmay Başkanlığı’na Dörtyol işgalini şifre ile bildirerek, jandarma kuvvetlerinin ve hükûmet memurlarının mutlaka yerlerinde kalmalarının teminini teklif etti.
15 Aralık 1918
Harbiye Nazırı Abdullah Paşa, 15 Aralık 1918 günü, 2’nci Ordu’yu lağvetti. Ordu Komutanı Nihat Paşa’yı Adana Vali Vekilliği’ne atadı. Fransızların kabul etmemesi üzerine müfettiş olarak Konya’ya atadı. General Nihat (Anılmış) Komutası’ndaki 12’nci Kolordu, 16 Aralık günü, Adanalıların gözyaşları arasında şehri terk ettiler.
15 Aralık 1918 Pazar günü Güneydeki son Türk birlikleri de görevlerini jandarmaya bırakarak Adana’dan uğurlandılar. 12’nci Kolordu Komutanı Albay Fahrettin (Orgeneral F. Altay) Bey de karargâhı ile birlikte Adanalıların gözyaşları arasında ayrıldı.
Askerî birlikler ayrılınca, bölgenin güvenliği jandarmaya bırakıldı. Mersin’de, Tarsus’ta ve bütün bölgede sıkı tedbirler alındı. Gece sokağa çıkma yasağı konuldu. Tedbirlere 16 Aralık Pazartesi günü de devam edildi. Tarsus’tan Mersin’e takviye jandarma ve emniyet birlikleri gönderildi. Askerin ayrılmasından sonra bir başıboşluk olmaması, hırsızlık, asayişsizlik ve bir durum olmaması için çok gayret gösterdiler. Kenar mahallelerde atlılar, şehir içinde ise yaya birlikler devriye gezdiler. Sahilde devamlı gözetleme yapıldı.
Mersin’de bu tedbirler alınırken, açık denizde, sabahtan itibaren duman ve görüntüler çoğalmaya başladı. Bu karaltılar ve dumanlar, çok sayıda geminin geldiğinin işaretiydi.
Mersin İşgal Ediliyor
17 Aralık 1918
17 Aralık Salı günü sokağa çıkan Mersinliler, büyük bir hüzün yaşadılar. İngiliz işgal gemileri Mersin limanında, hemen gözlerinin önündeydi. Gemilerin gelişi bir gün önceden –ne kadar bilinse de- bu günkü manzara Mersinlilere çok acı gelmişti.
Denizdeki gemilerde bir kaynaşma başladı. Gemilerde sahile karşı bazı tedbirler de alındı. Bu hazırlıklar tamamlandıktan sonra bir filika denize indirildi. Filikanın önüne beyaz, arkasına İngiliz bayrağı takılmıştı. Filika Gümrük Meydanı’ndaki merkez iskelesi yolcu indirme merdivenine yanaştı. Bir İngiliz subayı indi. Doğruca İskele Komiser Muavini’nin yanına gitti. Elindeki zarfı verdikten sonra geldiği gibi sessizce ayrıldı. Mektup, Mersin Mutasarrıfı Galip Bey’e ulaştırıldı. Galip Bey, Hükûmet Konağı’nda meclis salonunda daire amirleri, Jandarma Komutanı Binbaşı Hasan Zühtü, Emniyet Komiseri Hüsnü Beyler ile toplantı durumundaydı. İngiliz subayının getirdiği mektup tercüme edildi. Mektup şöyleydi:
“Ateşkes’in 7’nci maddesi uyarınca ve son anlaşmaya göre asayişi sağlamak amacı ile Kilikya’nın işgaline Mersin’den başlanacağı, çıkarmanın istasyon yakınındaki iskeleden yapılacağı, çıkarılan askerlerin İngiliz fabrikalarına yerleştirileceği, istasyon ve Amerikan Koleji’nin işgal edileceği, Osmanlı idaresine ve memurlarına karışılmayacağı, işgalin geçici olduğu, halkın heyecana kapılmaması, herhangi bir karşı koyma sorumluluğunun idare amirliğine ait olacağı.”
Mektubun özü, İngilizlerin Mersin ile ilgili iyi bir araştırma yaptığı, ellerinde geniş bilginin olduğu anlaşılmaktaydı. Demek ki, işgal öncesi Mersin’de İngiliz ajanları iyi çalışmıştı.
Mersin Mutasarrıfı Galip Bey, mektubu okuduktan sonra, telgrafhaneye gitti. Önce makine başında Adana Valisi ile görüştü. Aldığı talimat üzerine, İngilizlerin talimatına uygun olarak, İngilizlerin çıkarma yapacağı istasyon civarındaki ve Almanlar tarafından yapılan demir iskelenin etrafı jandarma ve emniyet kuvvetlerinin kontrolüne alındı.
İşin garipliğine bakınız: İngiliz kuvvetleri güzel Mersin’imizi işgal etmek üzere karaya çıkacaklar. Bizim kuvvetlerimiz de onların güvenliğini sağlamakla görevlendiriliyor. Bu işgal sadece Mersin ile kalmayacak. Ardından Tarsus, Adana ve daha ilerisi gelecek. Beni işgal edecek kuvvetin güvenliğini korumak bizim askerlerimize düşüyor. Osmanlı yönetiminin zaafı, bunları yaşamamıza sebep oluyordu. Bu zafiyet işgalleri kolaylaştırıyordu.
Fransızlar, Mersin’de, Yarbay Romieu’nün komutasında denizden asker çıkarmaya başladılar. 1.500 kişilik Fransız birliği içinde 150 Fransız askeri vardı. Geri kalanlar Ermeni Lejyonlar idi. Bu Ermeniler, Fransızlar tarafından daha önce Mısır’da kurulmuş olan Doğu Lejyon (Légion d’Orient) alayına bağlı idiler. Ermeni gönüllüleri (Kamavorlar), iskeleye ayak basar basmaz küfürler savurarak Gümrük Meydanı’na geldiler ve eski Gümrük binasının kapı ve pencerelerindeki ay-yıldızları baltalarla parçaladılar.
Mersin’de alıkonulan Ermeni gönüllüleri Taşhan, Araplar köyü ve Hristiyan köyü (Osmaniye Mahallesi)’ne yerleştirildiler.
Bu kuvvetten ayrılan ufak müfrezeler Tarsus, Adana ve Misis’i işgal ettiler. Bu suretle Adana vilayeti Mısır-İngiliz Kuvvetleri Komutanı General Allenby’nin emriyle 2’nci Ordu Komutanı’nın protestosuna rağmen işgal edildi.
Bu tarihten sonra Adana-Tarsus hattı güneyinde rastlanacak Türk Ordusu mensuplarının tutuklanacağı açıklandı.
Tarsus’un İşgali
19 Aralık 1918
Fransız askerleri ve Fransız üniforması giydirilmiş Ermeni birlikleri Tarsus’u işgal ettiler.
Tarsus’a gönderilen Ermeni birliği Türk Kız Okulu binasına yerleştirildiler. Önceleri Fransız Cizvit Kız Okulu, Birinci Dünya Savaşı’nda Türk Kız Okulu, Millî Mücadele’den sonra Türkocağı olarak kullanılan bina, daha sonraki yıllarda Tekel binası olarak kullanıldı.
O günlerde Türk mahallesinde olan bu binanın önünden geçebilmek Türkler için bir mesele olmuştur. Çünkü oradan geçen her Türk’ü gören Ermeniler ırzlarına küfrederek hakaretler yağdırıyorlardı.
General Hamlin
Suriye İşgal Komutanı General Hamlin, 19 Aralık 1918 günü Mersin’e ve Adana’ya geldi. Buradan da Toros tünellerinin işgalini düzenlemek üzere Pozantı’ya gitti. Silahlandırılmış Ermeni fedaileri (Kamavorlar) Adana bölgesinde de toplanmaya başladılar. Çukurova’ya akın eden sivil Ermeniler de ilçe ve bucaklara yayıldılar.
20 Aralık 1918
Adana ilini işgal eden Fransız birliklerinin başına, işgal komutanı Yarbay Romieu getirildi. 20 Aralık günü, çoğu Ermeni olan 1.500 kişilik Fransız işgal kuvvetiyle geldi. Adana şehrine 600 er, İskenderun ve Ceyhan’a birer bölük, Toprakkale, Yenice ve Pozantı’ya birer takım, İslâhiye, Tarsus ve Kelebek’e de birer müfreze olmak üzere dağıtıldı.
Adana şehrinin işgalinde özellikle silahlı Ermeni komitecileri kullanıldı. Bu da halkta hoşnutsuzluğu artırdı. Geçmişinde esaret görmeyen Adanalılar kan ağlıyordu. Şehrin belirgin semtlerinde Rumların astığı Yunan bayrağıyla, Ermenilerin astığı Ermenistan bayrağı görülüyordu. Özellikle Ermeni kökenli Fransız askerleri ana caddelerde acayip bir gururla dolaşıyor. İslamlığa küfürler savuruyordu. Dine karşı yapılan bu çirkin küfürler işgal komutanına duyuruldu. İşgal komutanı Romieu yüzeysel bir ilgi gösterdi.
21 Aralık 1918
Fransızlar, Mersin’de, savaş gemileriyle karaya asker çıkartmaya devam ettiler.
22 Aralık 1918
Fransa’nın Suriye Kuvvetleri Komutanı General Hamlin, Adana İşgal Kuvvetler Komutanı Yarbay Romieu, bir İngiliz yüzbaşısı ve Adana İrtibat Subayı Binbaşı Tevfik ile beraber 22 Aralık günü Pozantı’ya geldiler.
Menzil Müfettişi Albay Bahattin, Fransız generaline, ateşkes antlaşmasına göre hukuk bakımından Pozantı’nın Osmanlı ordusu elinde kalması gerektiğini söyledi. Burasının 6’ncı Ordu’dan kuzeye ve İstanbul’dan gelip güneye geçecek terhis erleriyle muhacirlerin beslenerek barındırılmaları için tesisi bulunan bir “konak yeri” olduğunu etraflı anlatmaya çalıştı.
Buna karşı Fransız generali, karayolu ile demiryolunun birleştiği noktadır. Burasını Ateşkes antlaşmasının 7. maddesine göre işgal edeceğiz, dedi.
23 Aralık 1918
Menzil Müfettişi Bahattin Bey, saat 11.00’de, Pozantı’dan Harbiye Nezareti’ne bir tel gönderdi. Bu telde, Fransız General Hamlin’in söylediklerini ve Fransızların Pozantı’yı işgal kararını bildirdi.
Nihat Paşa 23 Aralık günü Pozantı’ya geldi. İşgal kuvvetleri Nihat Paşa’nın milis teşkilatı kurduğu gerekçesiyle komutanlıktan alınmasını istediler. İstanbul ise Nihat Paşanın güneyden ayrılmaması için çare aradı. Valilik boşalınca, Adana Vali Vekili yaptılar.
Harbiye Nazırı (Savaş Bakanı) Abdullah Paşa, içinde bulunduğumuz duruma daha fazla tahammül edemedi. Bu ağır ve zor günlerin ağırlığını daha fazla taşıyamayıp 23 Aralık günü görevinden istifa etti. Yerine 24 Aralık günü Genelkurmay Başkanı Cevat Paşa atandı. Cevat Paşa’nın yerine de Fevzi Çakmak Paşa, Genelkurmay Başkanı oldu.
24 Aralık 1918
Nihat Paşa, taşınamayan malzemeler konusunda Cevat Paşa’ya bilgi verdi.
Adana’nın boşaltılmasında, zamanın darlığından hükûmete devredilenlerden başka, takriben 30 vagonluk piyade ve topçu mermisiyle, 15 vagon benzin ve iki deniz tayyaresi vardır. 24 Aralık günü şiddetli yağmurların tesiriyle demiryolu hattı Hacıkırı-Kelebek İstasyonları arasında 10 kilometre uzunluğundaki kısmı birçok yerlerinden bozularak nakliyatı olumsuz bir şekil sokmuştur. Demiryolunun onarılması en aşağı on gün olacaktır. Bu malzemenin nakledilmesinin 26 Aralık 1918 günü sona ermesi gerekliydi. Demiryolu arızası halinin dikkate alınarak kaybedilen dört günlük zamanın uzatılması için İngiliz ve Fransız komutanlar nezdinde girişimde bulundum. Uygun bulmaları halinde Kelebek’teki malzeme kurtarılacak, aksi halde terk edilecektir.
27 Aralık 1918
Fransızlar 27 Aralık günü Pozantı’yı işgal ettiler.
Fransız askerlerinin şımarık, disiplinsiz ve yağmaya çıkmış çapulcu tavrı, Pozantı’da da hemen kendini gösterdi. Amanos İşçi Tabur Komutanı Yüzbaşı Mustafa Bey Fransızlar tarafından öldürüldü. Kızılay tesislerindeki nöbetçilerin bile silahları alındı. Burada bırakılan eşya ile 50 ton yiyecek, 150 ton arpa ve 120 otomobili Fransızlar yağma ettiler.
28 Aralık 1918
Mersin İşgal Komutanı Albay Romieu, resmî ve özel bütün yazışmalara sansür konulduğunu Mersin Mutasarrıfı Galip Bey’e bildirdi. Galip Bey de durumu şifresiz açık bir telgraf ile İngiliz postanesi aracılığıyla Adana Valiliği’ne bildirdi.
Fransızlar Geliyor
İngiliz işgal kuvvetleri çok dikkatli davrandılar. Hiçbir taşkınlığa sebebiyet vermediler. Halkta fazla bir huzursuzluk yoktu. Aralık ayı sonunda ortalıkta bir dedikodu yayıldı: Fransızlar Çukurova topraklarına geleceklerdi.
Bunun dedikodu olmadığı çabuk anlaşıldı. İngiliz İşgal Komutanlığı, Mersin Mutasarrıfından, Fransız kuvvetleri için yer göstermesini istedi.
Gösterilen binalar içinden Taşhan beğenildi. Taşhan hem şehir merkezinde ve hem de denize yakındı. Bugün Ulu cami meydanının sağındaki binaların yerinde bulunuyordu. Bina iki katlıydı.
Mutasarrıf Galip Bey ve Jandarma Tabur Komutanı Hasan Zühtü Bey, Fransız birliğinin karaya çıkacakları iskele ile Taşhan arasında jandarmaların çember oluşturmasına karar verdiler. İngilizlerin isteği üzerine Hintli Müslüman askerler de jandarmayla birlikte görev alacaklardı.
İşin garipliğine bakınız ki, Çukurova’yı işgale gelen Fransız kuvvetlerinin güvenliğini Türk kuvvetleri sağlayacaktı.
Fransızlar Mersin’de
01 Ocak 1919
01 Ocak 1919 günü sabahın erken saatlerinde, iskele üzerinde ve çevresinde, iskele ile Taşhan arasındaki yol boyunca ve Taşhan çevresinde Türk jandarmalarla, Hintli askerler gerekli düzeni aldılar.
Saat 10.00’da, Fransız Yarbay Römyo komutasındaki, çoğunluğu “Ermeni Lejyonları”nın oluşturduğu Fransız birliği Merkez Gümrük İskelesi’nden karaya çıkmaya başladılar.
Ermeni lejyonları karaya çıkar çıkmaz Türklere ağza alınmayacak sözlerle küfretmeye başladılar.
Dinimize, milliyetimize küfreden Fransız üniformalı Ermeniler Türk ve Müslüman Hintli İngiliz askerlerinin korumasında Taşhan’a kadar geldiler.
Binada taş oyma ay yıldızları baltalarını çıkararak parçalamaya başladılar.
Ermenilerin bu vahşi tavırları karşısında kimsenin sesini çıkarmaması Mersinlileri üzdü. Bu kadar aşağılanmayı hak etmemişlerdi.
02 Ocak 1919
İngiliz Yüksek Komiserliği, “Türk halkını teşkilatlandırdığı, il ve ilçelerde cemiyetler kurduğu” iddiası ile Osmanlı Hükümeti’nden, Nihat Paşa’nın azlini istedi. Harbiye Nazırı, bu isteği yerine getiremeyeceğini Sadrazam’a yazdı.
İngiliz Amiral Somerset Arthur Gough Calthorpe, Londra’ya yazdığı raporunda, Kafkasya’da ve Kilikya’da ateşkes antlaşması şartlarına uyulmadığını bildirdi.
09 Ocak 1919
Fransızlar, Albay Romieu Brémond’u Adana’da Genel Valiliğe getirdiler. Brémond, Genel Vali olarak Adana Hükûmet Konağı’na yerleşti. Sancak ve illere “Gouverneur” olarak subaylar tayin ettiler ve bu suretle “Osmanlı idare şebekesinin üstünde bir Fransız kontrol idaresi” kurdular. Albayın resmî mühründe “Ermenistan İdari Servisi” yazısı vardı. Fransız birliklerinde Ermeni müfrezeleri bulunduğu gibi Suriye’ye göç eden Ermeniler de getirilerek yerleştirilmekte ve silahlandırılmakta idiler. Ermeniler de Türklere baskılarını gittikçe artırıyorlardı.
Anfre Mersinlilerle Tanıştı
16 Ocak 1919
Mersin Guvernörü Binbaşı Anfre, Mutasarrıf Galip Bey’den, idare amirleri ile Mersin’de oturan çeşitli cemaatlerin temsilcileriyle tanışmak istediğini bildirdi.
Mersin Mutasarrıfı Galip Bey, tanıştırma törenini 16 Ocak 1919 günü yaptı. Sabahleyin Mersin’deki görevli amirler Genel Meclis salonunda toplandılar. Binbaşı Anfre, Tahrirat Müdürü Salim, Muhasebeci Kambur Cemal, Defteri Hakanî (Tapu) Müdürü Lâzkiyeli Şükrü, Tahsil Müdürü Mehmet Lâtif, Nüfus Müdürü Ziya, Evkaf Müdürü Hulusi, Ceza Mahkemesi Reisi ve Kadı Tahsin, Gümrük Müdürü’ne vekâleten Müfettiş İhsan, Jandarma Komutanı Binbaşı Hasan Zühtü ve Emniyet Komiseri Hüsnü Beylerle tanıştırıldı.
Aynı gün öğleden sonra, Genel Meclis salonuna cemaat temsilcileri geldiler. Müftü Abdullah Sıddık Efendi ile Hristiyan ve Musevi cemaatleri temsilcileri bir araya geldiler. Guvernör Binbaşı Anfre, misafirleriyle görüşürken, özellikle azınlık cemaatleriyle ilgilendi. Müftü ile fazla ilgilenmedi. Görüşmenin bir yerinde, Binbaşı Anfre, Fransız hayırseverliğini (!) göstermek istedi. Cemaat liderlerine şöyle seslendi: “Cemaatlerin fakirlerine un, şeker, çay ve kahve gibi savaş sırasında sıkıntısı çekilen yiyecek maddeleri dağıtacağız. Bunun için, fakirlere yardım edecek birer cemiyet kurunuz. Yönetim kurulu ve fakirlerinizin ad listelerini en kısa zamanda Guvernörlüğe teslim ediniz.”
Cemaatler, birkaç gün içinde cemiyetlerini kurdular. Yönetim kurulu listesiyle birlikte, her biri, sayfalar dolusu fakir listesi sundular.
Bölgemizde Kurulan Cemiyetler
1-İslam Hayır Cemiyeti
2-Cemiyetül İslamiyetül Arabiyyetül Hayriyetül Şiîye
3-Birleşik Ermeni Cemiyeti
4-Rum Cemiyeti
5-İslam Arapların Hayır Cemiyeti
6-Hristiyan Arapların Cemiyetleri
a-Ortodoks Arapların Kurduğu Cemiyet
b-Marunilerin Kurduğu Cemiyet
7-Musevi Cemiyeti
8-Kürt Yardım Cemiyeti
18 Ocak 1919
Paris’te, Osmanlı’yı paylaşmak ve dünyanın haritasını yeniden çizmek için, emperyalistlerin adını koydukları Paris Barış Konferansı başladı.
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra milletlerarası alanda yeni bir düzen kurmak ve Avrupa’nın geleceğini kararlaştırmak üzere, Paris’te, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı ile İngiliz, Fransız ve İtalyan Başbakanları arasında toplantılar yapılmaya başlandı.
Bu toplantılarda ele alınan konular:
Düşman devletlerden ayrılacak olan ülkelerin statüsünün tespit edilmesi.
Osmanlı Devleti’nden ayrılacak ülkelerin, kurulması düşünülen Milletler Cemiyeti’nin manda rejimine konulması.
İngiliz birlikleri, Karadeniz’e kadar bütün Kafkasları işgal etmişti. Buralarda barış için tek garanti kuvvet durumundaydılar.
Savaştan önce bir takım anlaşmalar yapılmıştı. Şimdi onların gerçekleşmesi gerekecekti. Hepsi su yüzüne çıkarılacaktı. Ancak Boğazlar ve Doğu Anadolu’daki büyük bir bölümü kendisine ayıran Rusya şimdi yoktu. Onun bıraktığı arazi ne olacaktı? İngiltere burada bir “Ermenistan” ve “Kürdistan” devletinin kurulmasına taraftardı. Ama İtalya ile Fransa aynı düşüncede değillerdi. Fransızlar, Kilikya’yı Ermenilere bırakmak yerine, kendileri almak istiyordu. Ermeniler ise İngilizlerin kendilerine bıraktığı yerleri az buluyorlardı.
30 Ocak 1919
Paris Barış Konferansı’nın bugünkü oturumunda Osmanlı Devleti’nden ayrılacak topraklar görüşüldü.
“Ermenistan, Suriye, Mezopotamya ve Kürdistan, Filistin ve Arabistan, Türk İmparatorluğu’ndan tamamen ayrılmalıdır. Bu karar, Türk İmparatorluğu’nun öteki parçaları hakkında getirilecek çözümleri etkilemez...”
Böylece, Osmanlı İmparatorluğu’nun sonu kararlaştırılmış oldu.
02 Şubat 1919
General Allenby tarafından Adana Kuzey Bölgesi Valiliği’ne atanan Bremond, Boghos Nubar Paşa’dan selam getirdim diyerek, 02 Şubat 1919 günü görevine başladı.
15 Şubat 1919
Fransa Başbakanı Millerand, Ortadoğu’daki Fransız Silahlı Kuvvetleri Komutanı General Hamelin’e gönderdiği yazıda, Ermeni taburlarını övdü. Bunun üzerine, General Hamelin, bu taburların zarar getirdiğini Fransa Savaş Bakanlığı’na bildirdi.
01 Mart 1919
Fransızlar, Dördüncü Ermeni Lejyonu taburunu dağıtarak bir İngiliz gemisi ile Port Said’e gönderdiler.
Bogos Nubar, bu durumu öğrenince hemen Fransa Başbakanına şikâyette bulundu. Başbakan da bu şikâyeti ve iddiaların aslını sordu.
Amiral Cassard, Fransa Başbakanı tarafından kendisine bildirilen Bogos Nubar’ın iddiaları ile ilgili suçlamaları şöyle cevaplandırdı.
“Hiçbir şekilde tahrik edilmemiş Ermeni askerleri, kendilerini daha kuvvetli hissettiklerinden Türklerden intikam almayı düşünmüşler ve saldırmışlardır. Olaya tek sebep budur.”
07 Mart 1919
Clemenceau, Suriye ve Kilikya için Fransız mandasını istedi. Bu isteğe ABD Temsilcisi, Başkan Wilson’un danışmanlarından Albay House karşı çıktı. Kilikya mandasına, “Kilikya, Ermeni Devleti’nin en zengin parçası, ABD bu mandayı alabilir” gerekçesini ileri sürdü. Clemenceau da, “Eğer ABD Ermenistan mandasını alırsa, İskenderun ve onun nehir vadisi dışında, Kilikya’dan vazgeçeceği”ni bildirir. Hatta Ermenistan üzerinde bir ortak Fransız-Amerikan mandası önerir. Tartışma bu noktada kalır.
İzmir’in İşgali
15 Mayıs 1919
15 Mayıs 1919 sabahı, İzmir, Yunanlılar tarafından işgal edildi. Bu kara haber, aynı anda vatanın dört bir köşesine yayıldı. Bu haber Tarsus’ta duyulduğu zaman, vatansever Tarsuslular büyük üzüntüye kapıldılar. Kendileri de işgal altında olmasına rağmen, bu haber şehirde tepkiyle karşılandı. Büyük bir sessizlik oldu. Tarsuslular, kendi durumlarını düşünüp, biraz daha ümitsizliğe kapıldılar.
Türkler büyük acı çekerlerken, Ermeniler ve Fransız taraftarları büyük sevinç yaşadılar. Taşkınlıklarda bulundular. Kendi aralarında kutlamalar yaptılar.
Bu ara Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal Paşa’nın Ordu Müfettişi olarak 16 Mayıs günü İstanbul’dan ayrılıp, 19 Mayıs 1919 günü Samsun’a gelişi, Türkler arasında sevinçle karşılandı.
Amasya Tamimi, Erzurum ve Sivas Kongresi
22 Haziran 1919
Mustafa Kemal Paşa, Adana’dan ayrılmadan önce “savaş bundan sonra başlayacaktır” sözünü uygulamak üzere Anadolu’daydı.
Samsun’dan sonra Amasya önemli bir duraktır. 21/22 Haziran 1919 gecesi arkadaşlarıyla yaptığı toplantıda alınan kararları 22 Haziran 1919 günü “Amasya Tamimi” adıyla vatanın dört bir köşesine duyurdu. Bu toplantı, alınan kararları açıklayan tamim, milli hareketin en önemli olayı ve belgesidir. Amasya Tamimi, Kurtuluş Savaşı’nın programı niteliğindedir. Ayrıca, Sivas Kongresi’nin davetiyesidir.
Sivas Kongresi, Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından düşünülen, davetiyesi çıkarılan bir kongredir. Bütün illerin delegeleri davet edildiği için de millî bir kongredir.
Sivas Kongresi öncesi Erzurum Kongresi yapıldı. Doğu Bölgesini Ermenilere vermek isteyenlere karşı seslerini duyurmak isteyen Doğu illerin vatansever evlatları tarafından yapıldı. O günlerde Erzurum’da bulunan ve İngilizlerin baskıları sonucu askerlikten istifa etmiş olan Mustafa Kemal Paşa da bu kongreye katılmış ve kongre başkanı seçilmiştir.
Sivas Kongresi bütün cemiyetleri bir çatı altında toplayarak milli birliği sağlamıştır. Başka devletlerin himayesini isteyenlere de ret cevabını vererek, bağımsızlığımız kimseye teslim edilmemiştir.
Güney Teşkilatı Kuruluyor
01 Kasım 1919
Sivas Kongresi devam ederken, Adana’dan bazı vatanseverler Sivas’a gelerek Mustafa Kemal ile görüştüler. Görüşmenin temel konusu Çukurova’nın kurtuluş çareleridir.
Mustafa Kemal, Topçu Binbaşı Kemal Bey’i Güney Cephesi Komutanlığı’na, Yüzbaşı Osman Nuri Bey’i de komutan yardımcılığına atadı.
Binbaşı Kemal Bey ve Yüzbaşı Osman Nuri Bey Mustafa Kemal ile vedalaştılar.
Kemal Bey ve Osman Nuri Bey, mektubun yanı sıra Sivas Kongresi kararlarını da yanlarına almışlardı. Kayseri’ye geldiler. Burada Jandarma Yüzbaşısı Ali Ratip Bey’le görüştüler.
O günlerde Kolordu Komutanı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa Kayseri’ye gelmişti. Ali Fuat Paşa, Mustafa Kemal’in Güney Cephesi için görevlendirdiği Binbaşı Kemal ve Yüzbaşı Osman Nuri Beyler ile görüştü. Yüzbaşı Ali Ratip Bey’i de aralarına almak istediklerini bildirdiler.
Ali Fuat Paşa’nın Ali Ratip Bey’i gözü tutmuştu. Bu sebeple, Kemal ve Osman Nuri Beylerin teklifini kabul etti.
Kemal ve Osman Nuri Bey Beyler, toplantıdan sonra Ali Ratip Bey’e yeni görevini bildirdiler. Genç Yüzbaşı, bu habere çok sevindi. Çünkü bu andan itibaren vatana hayırlı bir insan olarak çalışacaktı. Şimdi sıra Ali Ratip Bey için de bir takma ad bulunmaya geldi. Mustafa Kemal, Kemal Bey için DOĞAN, Osman Nuri Bey için TUFAN adını vermişti.
Ali Ratip’e de yöreye uygun bir ad verilmeliydi. Yörenin en ünlü Türkmen kolu Tekeli idi. Buna uygun olarak Ali Ratip Bey’e TEKELİOĞLU SİNAN adını verdi.
Tekelioğlu Sinan Bey Batı Kilikya (Çukurova) Cephesi Komutanı’ydı. Sorumluluk alanı Ceyhan nehrinden Mersin’e kadar uzanıyordu. Sinan Bey ilk karargâhını Karaisalı’da kurdu. Karaisalı, eskiden Menemencioğulları Beyliğinin merkezi idi. Bu bölge Fransızların işgalinde bulunan en uzun bölgeydi.
19 Kasım 1919
Mustafa Kemal, 19 Kasım 1919 günü, Bremond ile yaptığı yazışma konusunu Adana, Mersin, Sis (Kozan), Cebelitarık (Osmaniye) Müdafaayı Hukuk Cemiyetleri’ne duyurarak, Türk toprakları olan Antep ve Maraş çevresinin Fransızlar tarafından işgal edilmesini Amerika nezdinde protesto edilmesini istedi.
İngilizler Çukurova’yı Fransızlara Bıraktı
20 Kasım 1919
İtilaf devletleri kendi aralarında yıllar önce yaptıkları bazı gizli antlaşmalarla Osmanlı Devleti’ni paylaşmışlardı. Savaştan sonra bu paylaşımda Rusya olmayınca, dengeler değişmişti. Değişen bu dengeler yüzünden İngiltere ile Fransa arasında bazı gizli rekabet ve sürtüşmeler ortaya çıkmıştır.
İngiltere Başbakanı Lloyd George ile Fransa Başbakanı Clemenceau arasında yapılan antlaşma sonunda, İngiltere ile Fransa arasında bir toprak işgal takası yapıldı. İngilizler Çukurova, Maraş, Antep ve Urfa çevresini ve Suriye’yi Fransızlara bırakarak daha güneydoğuya çekildiler.
İngilizler, Fransızlara bıraktığı topraklardan Kasım ayında çekilmeye başladı. Son İngiliz kafilesi 20 Kasım 1919 günü General Maç’ın komutasında Adana’dan Mersin’e hareket etti. Burada, Gümrük İskelesi’nden vapura binerek ayrıldılar. 21 Kasım 1919 günü Senegalli askerlerden oluşan bir Fransız Taburu Adana’ya geldi. İngilizlerin boşalttığı kışlalara yerleştirildiler. Taburun tamamı zenci ve fesliydi.
Fransızlar Yönetime El Koydu
İngilizlerin ayrılmasıyla bölgenin yönetimi Fransızların eline geçti. Fransızlar sürekli olarak karaya asker çıkarmaya başladılar. Çıkarılan bu askerleri hiç zaman geçirmeden bölgenin değişik yerlerine gönderdiler.
Kasım sonunda bu bölgeye gözle görülür şekilde bir göç başladı. Gözleri dönmüş, kana susamış Ermeni komitecileri akın akın gelmeye başladılar. Fransız ordusunda Ermeni lejyonlar vardı. Bu gelenler de belirli bir haberleşmenin sonucunda Fransız himayesinde gelmişler, Mersin’e, Tarsus’a ve Adana’ya yerleştirilmişlerdir.
Ermeni göçmenlerinin bölgeye gelmesinden sonra olaylar çoğaldı. Hırsızlık arttı. Mahallelere, köylere baskın düzenleyerek bölgenin can ve mal emniyetini ortadan kaldırdılar.
Bölgede yönetimi devralan Fransızlar, bütün kademelerde görev değişikliği yaptılar. Mersin İşgal Kuvvetleri Komutanlığı’na ve Mersin Guvernörü olarak Binbaşı Anfre, Tarsus Guvernörlüğü’ne de Kostilyer-Kuliver atandılar. Römyo da Adana’da görevlendirildi.
Tarsus’ta Durum
O günlerde Mersin Sancağı’nın tek ilçesi Tarsus idi. Tarsus’ta Ahmet Hilmi (Cerit) Bey Kaymakam, Üsteğmen Nazmi Bey Jandarma Bölük Komutanı idi. Ahmet Hilmi Bey, kurtuluştan sonra Mersin Valisi oldu. Her ikisi de vatansever, cesur, millî teşkilat için çalıştılar.
Fransız yönetimi Guvernör olarak Binbaşı Kostilyer’i –Kule- atadı. Kostilyer, kendisine tercüman olarak, Türk ordusunda muvazzaf subay iken ateşkesten sonra Fransızlara sığınan Cezayirli Fethi’yi atadı.
Tarsus Kaymakamı Ahmet Hilmi Bey, Türkleri koruma, kanunları uygulama bakımından yaptığı çalışmalar, şüpheleri üzerine çekmesine sebep oldu. Fransızlar Ahmet Hilmi Bey’den kuşkulandılar. Bu kuşkuları ispat edemedikleri halde onun Fransız çıkarlarına uygun biri olmadığını düşünerek Kilikya dışına gönderdiler.
General Dufieux (Dufyo) Geldi
02 Aralık 1919
02 Aralık 1919 günü, Suriye’deki Fransız Doğu Ordusu’na bağlı 156’ncı Tümen, General Julien Sasthene Dufieux (Dufyo) komutasında Adana’ya geldi.
Dufieux (Dufyo)’nun Adana’ya gelmesiyle birlikte olaylar çoğaldı. Huzursuzluk arttı. On binlerce insanın kanı aktı.
Dufieux Adana’da iki yıl kaldı. Törenle geldiği Adana’dan, Ankara Antlaşması’nın imzalanmasından 4 gün sonra, 29 Ekim 1921 tarihinde sessizce ayrılmak zorunda kaldı.
General Guro Çukurova’da
03 Aralık 1919
Fransızların Kilikya Başadministratörü Colonel Bremond 03 Aralık 1919 günü bir beyanname yayınladı:
“Doğu Orduları Komutanı ve Suriye Havalisi Olağanüstü Komiseri General Guro 10 Aralık 1919 Salı günü denizyolu ile Beyrut’tan gelecek, üç gün kalacak ve her yerde fevkalade törenle karşılanacaktır.”
Mersin İşgal Kuvvetleri Komutanı ve Guvernörü Binbaşı Anfre ile Tarsus Guvernörü Binbaşı Kostilyer, talimatı alır almaz hazırlıklara başladılar. Önce Fransızlar kendi aralarında bir toplantı yaptılar.
Mustafa Kemal’in Kesin Kararı
05 Aralık 1919
Fransa’nın Suriye Olağanüstü Komiseri General George Picot, Paris’e dönüyordu. Suriye’den İstanbul’a giderken 05 Aralık 1919 günü Sivas’a uğradı. Burada iki gün kaldı. Mustafa Kemal ile iki gizli görüşme yaptı.
Bu görüşmelerde Fransızların elinde bulundurduğu geniş Anadolu arazisi, özellikle Kilikya diye anılan Çukurova’nın durumu görüşüldü.
Mustafa Kemal, Fransız generaline, Kilikya’nın lehine olarak, asla Fransızlara bırakılmayacağını kesin bir dille açıkladı.
Sinan Bey’in Atamasının Duyurulması
Doğan Bey, Batı Kilikya Komutanlığı’na Ali Ratip Bey’in atandığını 05 Aralık 1919 günü bütün birliklere ve teşkilatlara duyurdu.
Teşkilatlanma Emri
06 Aralık 1919
Vatanın her köşesinde yabancı işgallerine karşı halkın bir araya gelmesiyle, Kuvayi Milliye teşkilatları kurulmaktaydı. Ancak bu teşkilatların her biri, birbirinden habersiz ve sadece kendi bölgelerinin kurtuluşu için savaşmayı amaç edinmişlerdi. Kuvvetleri sınırlıydı. Silah ve cephaneleri yoktu. Bu sebeple gün geliyor zayıf kalıyorlardı. İşte bu ortamda bu teşkilatlara bir yön vermek, aralarında bağlantı kurmak, yardımlaşma sağlamak ve en önemlisi bir merkeze bağlamak amacıyla duruma müdahale etmek gerekiyordu.
Mustafa Kemal, bazı merkezlere, özellikle kolordulara gizli bir talimat göndermiştir. Bu talimatında, kolorduların hangi bölgelere, ne gibi yardımların nasıl yapılacağı açıklanıyordu. Bu talimata göre Çukurova iki bölüme ayrılmıştı. Birinci bölüm Ankara’da bulunan 20’nci Kolordu Komutanlığı’nın gözetim ve denetimine verildi. Buna göre 20’nci Kolordu Kilikya’ya (Çukurova’ya) kuzeyden girecek kuvvetleri hazırlayacak, destekleyecek ve gerekli yardımlarda bulunacaktı. İkinci bölüm ise Konya’da bulunan 12’nci Kolordu Komutanlığı’nın gözetim ve denetimine verildi. 12’nci Kolordu, Çukurova’ya batıdan girecek kuvvetleri kurup düzenleyecek, gerekli silah ve malzeme yardımları yapacaktı.
Guro Geldi
10 Aralık 1919
Fransız Doğu Orduları Komutanı General Guro 10 Aralık 1919 Çarşamba günü Mersin’e geldi. Sabahın erken saatlerinde Gümrük Meydanı karşılayıcılar, polis ve jandarma ile doldu. Herkes denize doğru bakarak, ufukta belirecek gemiyi beklediler. Saat ona doğru Mersin açıklarında General Guro’nun gemisi görüldü. Fransızların Volde Ruso zırhlısı limana girdi. Protokol, merkez iskelesinden motorlara binerek generali karşılamaya gittiler. Protokolde Kilikya Baş Administratörü Bremond, General Dufyo, Kurmay Başkanı, Mersin İşgal Kuvvetleri Komutanı ve Guvernörü Binbaşı Anfre ve bazı görevliler yer aldı. Demiryolu İskelesi’nden ise sivil kişiler motorlara binerek karşılamaya katıldılar. Motorlar sahilden uzaklaşmaya başlayınca kiliselerin çan sesleriyle karadan atılan top sesleri birbirine karıştı. General Guro’nun gelişi selamlandı.
Bir saat sonra, General Guro, yanındakiler ve karşılayıcılar, Volde Ruso zırhlısının top atışları arasında gemiden ayrılarak sahile geldiler. Saat 11.00 sıralarında ilk önce General Dufyo, Bremond ve Anfre karaya çıktılar. Ardından Doğu Orduları Komutanı General Guro ve maiyeti de çıktılar. Son olarak, diğer sivil karşılayıcılar karaya çıktılar.
General Guro, alkışlar arasında karaya çıktı. Kendisine pek çok çiçek buketi verildi. İskeledekiler kendisine tanıtıldı. Önde General Guro, sağında General Dufyo, solunda Binbaşı Anfre birlikte Gümrük Meydanı’na ilerlediler. Buradakiler de General Guro’ya tanıştırıldı. Tören birliği denetlendikten sonra Uray Caddesine gelindi. Herkesin ilk bakışta göreceği bir yerde bir Fransız bayrağı göze çarpıyordu. Ama bu bayrağın mavi renkli parçası katlandığı için sadece kırmızı ve beyaz renkleri görülüyordu.
General Guro, Fransız bayrağıyla kendisine verilmek istenen mesajı almıştı. Dayanamadı, bu bayrağı Mersin Guvernörü Binbaşı Anfre’ye göstererek:
-Herhâlde bu, Türklerin yeni bayrağıdır, dedi.
Geçit töreni devam ediyor. Ermeni, Rum ve Hristiyanların okulları geçildi. Buralarda da büyük taşkınlık ve alkışlarla karşılandı. Az ileride ise Türk okulları yer almıştı. Buradan geçerken, Türkler de çiçek atarak karşılamaya katıldılar. Ancak, geçit törenindekilere atılan çiçek buketlerinin bir kısmından kum, çakıl, toprak çıkmıştı. Bunu beklemeyen Fransızlar büyük şaşkınlık yaşadılar. Kısa bir duraklamadan sonra, Dufieux (Dufyo) ve Fransız subayları, olaya karşılık vermek istediler. General Guro, onlara engel oldu.
11 Aralık 1919
Ertesi gün, 11 Aralık 1919 Perşembe günü General Guro önce Tarsus’a ve oradan da Adana’ya gitti. General Guro Tarsus’ta ve Adana’da da Fransız subaylarının hazırladığı törenlerde Ermeniler, Rumlar ve Fransız uşaklığı yapanların taşkın gösterileri ile karşılandı. Caddeler, binalar sokaklar süslendi. Caddelerden geçerken Türkler tarafından yine hoş karşılanmadı.
13 Aralık 1919
General Guro, Adana’dan dönüşünde Ermeniler, Rumlar, Hristiyanlar ve bazı Fransız severler tarafından coşkulu gösterilerle karşılandı. 13 Aralık 1919 gecesi Volde Ruso zırhlısı ile Mersin’den ayrıldı. General Guro, Çukurova gezisinden olumlu sonuçlarla ayrılmadı.
Tarsus’ta Müfrezeler
16 Mart 1920
Mersin bölgesinde 1919 yılı sonunda ve 1920 yılının ilk aylarında müfrezeler ardı ardına kurulmaya başlandı. Bu faaliyeti Tarsus cephesinde 16 Mart 1920 günü görüyoruz.
Kuvayi Milliye komutanlarının Tömük’te yaptıkları toplantıda Mersin teşkilatında yeni bir düzenleme yapıldı. Buna göre, Mersin bölgesi ikiye ayrıldı:
1) Mersin Grubu: Batıda Alata çayından başlayıp, doğuda Deliçay’a kadar uzanan arazi Mersin Grubu’nun sorumluluğunda idi.
2) Tarsus Grubu: Batıda Deliçay sınır hattından Tarsus’un doğusunda Tarsus (Berdan) ırmağına kadar uzanan arazi.
Tarsus Grubu Müfrezeleri
Tarsus Grubu Komutanı: Yüzbaşı Yaşar Bey.
Karargâhı: Karadiken köyü.
Emir subayı: Teğmen İsmail (Yahşi), daha sonra Teğmen Ahmet Tevfik.
Karargâh Komutanı: Tarsuslu Teğmen Lütfi (Oğuzcan). Emin Arslan Bey, Lütfi Bey’i Elvanlı Nahiye Müdürlüğüne atadı.
Bu gruba daha sonra Topçu Binbaşı İsmail Ferahim (Şalvuz), Binbaşı Çeçen Osman, Yüzbaşı İbrahim, Yüzbaşı Mustafa Tevfik Beyle komuta ettiler.
Tarsus bölgesi müfrezeleri iki grup komutanlığına ayrıldı:
A) Tarsus Grubu.
B) Kavaklıhan Grubu.
Bu iki gruptaki müfrezeleri ve yöneticilerini şöyle sıralayabiliriz:
A-TARSUS GRUBU MÜFREZELERİ:
1) Demirbaş Müfrezesi:
Müfreze Komutanı öğretmen, Yedek Teğmen Kozanlı Mustafa Nail Bey. Mustafa Nail Bey Bağlar Savaşı’nda şehit oldu. Yerine Yedek Teğmen Ömer Nazmi (Çiftçi) Bey geçti.
Müfreze Merkezi: Dedeler köyü.
Tarsus Grubu’nda kurulan ilk müfrezedir. 10 Mart 1920 günü teşkilatlanmaya başladı.
2) Tozkoparan Müfrezesi:
Müfreze Komutanı öğretmen, Yedek Teğmen Veli Haşim (Çiftçi). Naif Efe adıyla Mersin bölgesinin “Yıldırım Bayezit”i olarak tanınırdı.
Subayları arasında Ömer Nazmi Çiftçi, Yedek Teğmen Abdulkerim, Kilisli Yedek Teğmen Abdullah, Teğmen Hamamî Ahmet Beyler vardı.
Müfreze Merkezi: Ulaş köyü.
3) Çeliktaş Müfrezesi:
Müfreze Komutanı Muhatlı köyünden Milis Subay Molla Kerim. Molla Kerim şehit olunca yerine Harputlu Ahmet, daha sonra Samet Çavuş geçtiler.
Subayları arasında Teğmen Harputlu oğlu Ahmet, milis Güllüfakı, milis Siyahî Kâzım vardı.
Müfreze Merkezi: Akçakoca köyü.
4) Bozkurt Müfrezesi:
Müfreze Komutanı Yedek Teğmen Mithat Toroğlu (Özkul Efe). Bu müfrezede bulunan subay Yedek Teğmen Muhsin Yanpar idi.
Müfrezenin Merkezi: Yanpar köyü.
5) Tarsus Gençler Müfrezesi:
Müfreze Komutanı Teğmen Lütfi (Oğuzcan) Bey. Lütfi Bey, Emin Arslan Bey tarafından Elvanlı Nahiye Müdürü olarak atanınca bu görevden çekildi. Yerine Nazım Vecdi İlteray geçti.
Bu müfrezede bulunan subaylar arasında Nazım Vecdi İlteray, Mahmut Aysan vardı. Bu müfreze daha sonra Bozkurt müfrezesine katıldı.
Müfreze Merkezi: Burhan köyü.
6) Gökbayrak Müfrezesi:
Müfreze Komutanı Üsteğmen Galip Tekin Bey. Galip Tekin Bey, yüreksizliği yüzünden düşmana teslim olunca yerine Emin Semre Dolunay geçti.
Subayları arasında Teğmen Emin Semre (Dolunay), Teğmen Cemil (Özden) vardı. Bu müfreze Mersin’den Tarsus Grubu’na katılan jandarma bölüğü idi.
7) Selçuk Müfrezesi:
Müfreze Komutanı Genç İzzet adıyla tanınan Adanalı Yedek Teğmen Tevfik (Bölgen).
Müfreze Merkezi: Karadiken köyü. Daha sonra Çakırlı köyü.
8) Kayıhan Müfrezesi:
Müfreze Komutanı Doğan Efe adıyla tanınan Çatak köyünden öğretmen, Yedek Teğmen Ali Rıza Timurtaş.
Müfreze Merkezi: Melemez (İhsaniye) köyü.
9) Süvari Müfrezesi:
Müfreze Komutanı Yedek Teğmen İsmail Safa (Çiftçi).
Süvari Müfrezesi grup karargâhında bulunuyordu.
10) Baltalı Müfrezesi:
Müfreze Komutanı Sadık Baltalı.
Tarsus Grubu’na bağlı bu müfrezelerin 1.500 civarında silahı vardı.
B) KAVAKLIHAN GRUBU
Kavaklıhan Grubu, Tarsus (Berdan) çayının doğu ve kuzeyinde, Tarsus-Adana yolunun kuzeyinde bulunan arazide faaliyet gösterdiği için, ilk önce Çukurova Müdafaayı Hukuk Heyeti’ne ve bu bölgeye komuta eden Yüzbaşı Ali Ratip Bey’e bağlıydı. Ali Ratip Bey, Mustafa Kemal tarafından görevlendirildi. Mustafa Kemal kendisine Tekelioğlu Sinan adını verdi. Sinan Tekelioğlu ve Sinan Paşa olarak Çukurova’da büyük yararları oldu ve kahramanlıklar gösterdi. Bu grup daha sonra Tarsus Bölgesi’ne dâhil oldu.
Kavaklıhan Grup Komutanı İstihkâm Üsteğmeni Cemal Efe’ydi. (Emekli Albay Cemal Ziyal). Daha sonra bu göreve Yüzbaşı İbrahim Bey geldi.
Kavaklıhan Grubu’nda Tarsus-Adana yolunun kuzeyindeki müfrezeleri şöyle sıralayabiliriz:
1) Göçüklü Kara Hacı Müfrezesi:
Müfreze Komutanı: Göçüklü Kara Hacı.
2) Yanıkkışlalı Tekelioğlu Mustafa Müfrezesi:
Müfreze Komutanı: Yanıkkışlalı Tekelioğlu Mustafa Ağa.
3) Bucaklı Hasan Ağa Müfrezesi:
Müfreze Komutanı: Bucaklı Hasan Ağa.
4) Polatlı Emin Ağa Müfrezesi:
Polatlı Emin (Polat) Ağa.
5) Urgankıranlı Molla İzzet Müfrezesi:
Müfreze Komutanı: Urgankıranlı Molla İzzet.
6) İncirgedikli Derviş Ağa Müfrezesi:
Müfreze Komutanı: İncirgedikli Derviş Ağa.
7) Aktaşlı Ali Efendi Müfrezesi:
Müfreze Komutanı: Aktaşlı Ali Efendi.
8) Kurbanlılı Akış Ağa Müfrezesi:
Müfreze Komutanı: Kurbanlılı Akış Ağa. Şehit olunca yerine Kuşutaşılı Dede Ağa geçti.
9) Naili Hürriyet’ten Kara Mehmet Ağa Müfrezesi:
Naili Hürriyet’ten Kara Mehmet Ağa. Şehit olunca yerine aynı köyden Baki Efendi.
10) Karayayla Müfrezesi:
Müfreze Komutanı: Kıdemli Astsubay Zekeriya Karayaylalı.
11) Kamberhüyüklü Veysel Çavuş Müfrezesi:
Müfreze Komutanı: Kamberhüyüklü Veysel Çavuş.
12) Eminlik’ten Molla Nasuh Müfrezesi:
Müfreze Komutanı: Eminlik’ten Molla Nasuh.
13) Daha sonra Mersinli Yedek Teğmen Hilmi Gök komutasında bir bölük kuruldu.
Tarsus-Adana yolunun güneyindeki müfrezeleri ise şöyle sıralayabiliriz:
1) Efeler Müfrezesi:
Müfreze Komutanı: Öğretmen, Yedek Teğmen Rıfat Sakallı.
2) Karafaki-Arslanyürek Müfrezesi:
Müfreze Komutanları: Yedek Teğmen İbrahim (Serin), Karafıkılı Yahya.
3) Berdan Müfrezesi:
Müfreze Komutanı: Yarsuvarlı Duran Efendi. Sonradan Esat (Erdiş) Çavuş.
4) Karacaaslan Müfrezesi:
Müfreze Komutanı: Kara Mehmet oğlu Mustafa (Karacaslan). Takım Komutanı Yedek Teğmen Kayıkçı oğlu Lütfi (Arman).
5) Urfalı Mehmet Müfrezesi:
Müfreze Komutanı: Urfalı Mehmet.
6) Pozçalılı Deli Mehmet Müfrezesi:
Müfreze Komutanı: Pozçalılı Deli Mehmet.
7) Küçük Karayaylalı İnad Ali Müfrezesi:
Müfreze Komutanı: Karayaylalı İnad Ali.
8) Selim Çavuş Müfrezesi:
Müfreze Komutanı: Selim (Özışık).
9-Müdafaai Vatan Müfrezesi:
Müfreze Komutanı: Zeki Baltalı (Cemil Cahit).
10-Kumdere Müfrezesi:
Müfreze Komutanı: Mehmet Ağa
Kavaklıhan Grubu’nun silah mevcudu 500 ile 800 arsında değişiyordu. Müfrezelerin birkaç tanesi hariç, diğerleri 10-20 silahı bulunan küçük birlikler halindeydi.
Müdafaayı Hukuk Cemiyetleri
19 Mart 1920
Kuvayi Milliye müfrezeleri düşmana karşı savaşırlarken, bunların ihtiyaçları çoğaldı. Yiyecek, giyecek, silah, cephane bulunması gerekiyordu. Bunları bulmak için Müdafaayı Hukuk Heyetleri kuruldu.
İhtiyaç duyulunca Tarsus için de ayrı bir millî teşkilat kurulma gereği duyuldu. Tarsus’taki müfrezelerin yiyecek, giyecek ve cephane ihtiyaçlarını karşılamak üzere 19 Mart 1920 günü Belenkeşlik köyünde (Belenkeşlik o tarihte Tarsus’a bağlıydı) Tarsus Müdafaayı Hukuk teşkilatı kuruldu. Kuruluşta görev alan kişiler şöyledir:
1) Başkan: Belenkeşlik’ten Hacı İshak Ağa. (Hacı İshak Ağa Bağlar Savaşı’nda şehit oldu.)
2) Evcili’den Ramazan Hoca.
3) Koruma’dan Esat Mustafa Ağa.
4) Esenli’den Halil Efendi.
5) Yampar’dan Hüseyin Efendi.
6) Çelebili’den Hacı Sakar Ömer Efendi.
7) Belenkeşlik’ten Mehmet Hoca.
Tarsus Müdafaayı Hukuk Heyeti başkanı Hacı İshak Ağa okuryazar değildi. Bölgede yeni yeni müfrezeler kuruluyor, cephe genişliyor, ihtiyaçlar çoğalıyor ve kendisinin görevi ağırlaşıyordu. Bu durumu fark eden Hacı İshak Ağa, kendi isteğiyle Tarsus Müdafaayı Hukuk Heyeti başkanlığından çekildi. Bunun üzerine 24 Nisan 1920 günü Tarsus Müdafaayı Hukuk Heyeti, grup karargâhı olan Karadiken’de toplanarak, yeniden görev bölümü yaptı. Yeni heyet şu kişilerden oluştu:
1) Başkan: Halim Bey oğlu Salih (Güreş) Bey
2) Sarıkavak’tan Ömer Lütfi (Koç) Bey
3) Karadiken’den Hacı Sakar Ömer Bey
4) Karadiken’den Ali Kâhya
5) Kösebalcı’dan Güllü Fakı Mehmet Bey
6) Sebil’den Ahmet Kâhya
7) Tepeköy’den Halil Bey
8) Sadiye’den Hut Ağa
9) Namrun’dan (Çamlıyayla’dan) Hacı Fakı.
Bu heyete yardımcı olmak, yiyecek, giyecek ve benzeri konularda fiilen görev yapabilecek yardımcı üyeler de seçildi. Yardımcı üyeler şu kişilerden oluşmaktaydı:
1) Belenkeşlik’ten Hacı İshak Ağa
2) Kıristan köyünden Karafakılı Mehmet Efendi
3) Sebil’den Hurşit Çavuş
4) Manas (Beylice) köyünden Bayezit Ahmet Ağa
5) Ulaş’tan Bey oğlu Ömer Bey.
Tarsus’ta İkinci Teşkilat
Tarsus (Berdan) çayı doğusunda kurulan müfrezeler Kavaklıhan Grubu adıyla teşkilatlandılar. Bu grubun ihtiyaçlarını karşılamak üzere Tarsus’tan ikinci bir heyet kuruldu. Bu heyetin merkezi Suphi Paşa Çiftliği’ydi. Bu heyet şu üyelerden kurulmuştur:
1) Başkan: Sadık (Eliyeşil) Paşa
2) Üyeler: Tarsus Müftüsü Hilmi (Toros) Efendi
3) Tıs Halil oğlu Mustafa Efendi
4) Zayım oğlu Halim (Gücük) Efendi
5) Akif oğlu Hilmi Efendi
6) Köylü oğlu Şevki Bey
7) Kara Mehmet oğlu Hafız Mehmet Bey
8) Gafur Efendi oğlu Mahmut (Burhan) Efendi.
Tarsus’ta Gizli Heyet
Bu günlerde, Tarsus’taki müfrezelere gerekli olan araç, gereç, yiyecek, giyecek, ilaç ve benzeri maddeleri temin etmek üzere Tarsus Gizli Müdafaayı Hukuk Heyeti kuruldu. Gizli teşkilat ilk önce Tarsus Jandarma Başçavuşu Hilmi, Arap Kâzım, Leblebici Salih, Terzi Galip, Tıs Halil oğlu Misbah ve Tabak Nuri tarafından kurulmuş ve daha sonra yaygınlaşmıştır. Bu teşkilatta çalışanlar şunlardı:
1) Başkan: Şeref oğlu İslam (Kemal Şuberi) Bey
2) Üyeler: Dava Vekili Bahittin (İçgören) Bey
3) Hafız Veyis (Çiğdem) Bey
4) Kara Mehmet oğlu Hafız Mehmet Bey
5) Tıs Haliloğlu Mustafa Efendi.
Bu gizli teşkilat çok önemli hizmetleri yerine getirmişlerdir. Pek çok kişinin Kuvayi Milliye’ye geçmelerini sağlamışlardır. Bu heyete “Şeref oğlu İslam” takma adıyla başkanlık yapan Şuberi oğlu Kemal Bey, özellikle Fransızların mevcutları ve hareketleri hakkında müfrezelere gizlice raporlar göndermiştir. Böylece millî kuvvetlere karşı yapılacak hareketleri ve tertipleri önceden haber vererek büyük yararlar sağlamışlardır.
TBMM’ne İlk Milletvekili Seçimi
19 Mart 1920
Heyeti Temsiliye Başkanı Mustafa Kemal, İstanbul’un işgali üzerine 19 Mart 1920 tarihinde yayınladığı bir genelgeyle Ankara’da TBMM’nin toplanacağını, bunun için her seçi bölgesinden yeni meclis için milletvekili seçilmesini istedi.
Mustafa Kemal, Mersin’den seçilecek 5 milletvekili için 4 aday belirleyip bildirdi. Beşinci aday Mersin’den seçilecekti. Heyeti Temsiliye tarafından aday gösterilen adaylar şunlardı:
1) 12’nci Kolordu Komutanı Fahrettin (Altay) Bey
2) 3’üncü Kolordu Komutanı Albay Selahattin Bey, (Çolak namıyla bilinir)
3) Adanalı İsmail Safa (Özler) Bey
4) Adanalı Muhtar Fikri (Gücüm) Bey.
Heyeti Temsiliye adına Mustafa Kemal’den bu genelge alınır alınmaz, 13 Nisan 1920 günü milletvekili seçiminin Elvanlı’da yapılacağı duyuruldu.
13 Nisan 1920 günü Elvanlı Nahiye Müdürü, yani seçimin yapıldığı mahallin en büyük mülkî amiri olarak, TBMM’nin ilk milletvekili seçimi Mersin’de Lütfi (Oğuzcan) Bey’in sorumluluğunda yapıldı.
Elvanlı Nahiye Müdürü Lütfi Bey, toplantı sebebini açıklayarak söze başladı. Mustafa Kemal’in gösterdiği milletvekili adaylarını seçmenlere tanıttı. Orada bulunanlar açık oyla seçimi yaptılar ve ittifakla bu 4 kişiyi milletvekili seçtiler. Sıra, bölge insanları arasından seçilecek beşinci milletvekilinin seçimine gelmişti. Lütfi (Oğuzcan) Bey, aday olup olmadığını sordu. Ancak, toplantıda bulunanlardan hiç kimse aday olmadı. Bunun üzerine toplantıda bulunmayan Emin (İnankur) Bey, Mersin’in beşinci milletvekili olarak ittifakla seçildi.
Emin Bey durumu öğrenince, görevi kabul etmedi ve istifa etti. Bunun üzerine, Mersin’den beşinci milletvekili olarak Yedek Subay Ziya (Eraydın) Bey seçilerek yeni bir mazbata hazırlandı.
Tarsus Cephesindeki Savaşlar
Fransızların işgalindeki bölgelerde direniş kuvvetlenmiş, silahlı çatışmalar başlamıştı. Her yerde Fransızlar tedirgin olmaya başlamışlardı.
Mustafa Kemal’in organize ettiği kuvvetler bir düzen halinde çalışmaya başlayınca daha etkili olmaya başladı. Bu mücadele değişik yerlerdeki savaşlarla kendini gösterdi. Bu savaşları şöyle sıralayabiliriz:
1) I. Kavaklıhan Savaşı.
2) I. Eshab-ı Kehf Savaşı.
3) II. Kavaklıhan Savaşı.
4) Ballıca Savaşı.
5) Karboğazı Savaşı.
6) 20 Günlük Ateşkes.
7) I. Hacı Talip Savaşı.
8) Bağlar Savaşı.
9) Rasim Bey Fabrikası Baskını.
10) II. Hacı Talip Savaşı.
11) Kamberhüyüğü Savaşı.
12) II. Eshab-ı Kehf Savaşı.
13) Fadıl Savaşı.
14) Karadiken Savaşı.
15) III. Eshab-ı Kehf Savaşı.
İkinci Bölüm
Karboğazı Zaferi
Tarsus-Pozantı Arasındaki Durum
27 Aralık 1919 tarihinde Pozantı’yı işgal eden Fransızlar, bütün bu bölgeyi kontrol altına almıştı. Bu kontrolü de Türk jandarma karakolları sayesinde yapıyordu. Tarsus-Pozantı karayolu ile Yenice-Pozantı arasındaki demiryolu üzerinde jandarma karakolları bulunuyordu. İşte bu karakollar sayesinde Fransızlar bölgeyi denetim altına alıyordu.
Kuvayi Milliye kuvvetlerinin kurulması, bunların düzenli müfrezeler haline getirilmesi durumu çok değiştirdi. Herkes her şeyin farkına varmaya başladı. Ülkemizi işgal edenlere hizmet etmenin vatan hainliği olabileceğini gördüler. Hürriyetin silahlı mücadele ile kazanılabileceğini anladılar. Vatansever insanlar millî müfrezelere katılmaya başladı. Tarsus-Pozantı arasındaki karakollardaki jandarma erlerimiz de müfrezelere katıldılar. Bu durumda bütün bu bölgenin kontrol ve denetimi Türk “çete”lerinin eline geçmişti.
İşin en ilginç durumu, bölgenin hâkim kuvveti Pozantı’daki Binbaşı Mesnil komutasındaki takviyeli Fransız taburu, bir anda millî kuvvetlerin çemberine düşmüş olmasıdır.
Fransızlar, durumu fark edince Binbaşı Mesnil’e yardım etmek için harekete geçtiler. Adana’dan her gün uçak kaldırdılar. Ana yolu takip ederek Pozantı’ya kadar gidip geliyor, ellerinden çıkan bu bölgede keşif uçuşu yapıyorlardı. Millî müfrezelerimizin hareketlerini takip edip, Mesnil’in durumunu kontrol altında bulunduruyorlardı.
Binbaşı Mesnil, başarılı bir Fransız komutanıydı. Birinci Dünya Savaşı’nda Vardün Kalesi savunmasında adını duyurmuştu. Fransızların bu ünlü komutanı bölgeyi denetim altında tutarken, şimdi Pozantı’da kuşatma altında kalmıştı.
Pozantı’ya giden tek yol Gülek Boğazı’ndan geçiyordu. Boğaz’ın girişi ise Kavaklıhan’dı. Kavaklıhan geçilmezse, Gülek Boğazı’na girilemezdi. Bu yol, bir nevi “mecburiyet yolu” şeklindedir. Bu özellikleriyle Kavaklıhan çok önemli bir mevkidir. Burasının önemini Fransızlar da, Türkler de biliyorlardı.
General Dufieux (Dufyo), uçakların verdiği raporları dikkatlice inceledi. Ayrıca o bölgeyi bilen kişileri dinledi. General, işlerinin hayli zor olduğunu anladı. Ama bu harekâtı da mutlaka yapmalıydı. Edindiği bilgiler ışığında tedbirleri aldı, hazırlıklarını yaptı.
Pozantı
Pozantı, karayolu ile demiryolunun kavşak noktasıdır. Güneyden Anadolu’nun içlerine geçiş noktası üzerindedir. Tam bir denetleme noktasıdır. Fransızlar bu noktayı ellerinde bulundurmak istediler. Ama bu kadar geniş araziyi nasıl kontrol edeceklerini düşünmediler.
Onlar için önemli olan, bu kavşak noktasını ellerinde bulundurmaktı. Bunun da birinci sebebi, kendilerine gelecek her türlü malzemenin kendi denetimlerinde nakliyesini sağlamaktı.
Pozantı’nın hemen yanında Belemedik istasyonu vardı. Burası I. Dünya Savaşı sırasında Almanlar tarafından inşa edilen büyük ve süslü binaları olan elektrikli bir köydü. Fransızlar burada bir hastane kurdular. Hastaneyi, Binbaşı Mesnil’in eşi hemşire Madam Mesnil yönetiyordu.
Pozantı Kuşatması
Türkler Kuvayi Milliye teşkilatı ile milis kuvvetlerini kurdular. 1920 yılının başında güçlenmeye başladılar. Tarsus dışındaki tepelerden Pozantı’ya kadar olan bölgede, köylerin yardım ve desteğiyle etkili olmaya başladılar. Ancak arkalarında, Pozantı’daki Fransız taburu vardı. İki ateş arasında kalmamak için Pozantı’daki Fransız kuvvetini etkisiz kılmak için karar alındı.
Kavaklıhan Grubu’ndaki müfrezelerimiz Pozantı’yı üç koldan kuşattılar. Kuşatma Tekelioğlu Sinan Bey’in bilgi ve gözetiminde yapıldı. Mustafa Kemal’in talimatıyla Ulukışla’da görevli olan Yüzbaşı Safvet Bey, bu kuşatmayı yönetti.
Mustafa Kemal, Safvet Bey’i Anafartalar’da tanımıştı. Cesur bir askerdi. Ulukışla’da görev yaparken, Mustafa Kemal’e bir mektup göndererek cephede görev almak istediğini bildirdi. Mustafa Kemal de onu Pozantı kuşatmasında görevlendirdi.
Türk birlikleri, Pozantı’yı kuşatmanın yanı sıra, Adana’dan gelecek yardımlara engel olmak için Belemedik’i işgal ettiler. İstasyonu kontrol altına aldılar. Buradaki Fransız birliğini ve hastane personelini esir aldılar.
Pozantı, Adana’dan yardım alamaz oldu. Haberleşme uçaktan atılan mektuplarla ve flamalarla yapılmaya başlandı.
Pozantı kuşatmasının başında Tekelioğlu Sinan Bey, Binbaşı Mesnil’e birkaç defa mektup yazarak teslim olmasını teklif etti. Eşi Madam Mesnil’e de mektup yazdırarak ikna edilmeye çalışıldı. Hatta Adana’daki komutan Brémond dahi teslim olmakta serbest olduğunu söylemesine rağmen komutan Mesnil, Alman cephesindeki kahramanlığının gölgesinde teslim olmayı şerefine yakıştıramadı. Teslim olmayı bir türlü kabul edemedi.
Tekelioğlu Sinan Bey’in verdiği süre içinde teslim olunmayınca, Pozantı’yı ele geçirmek için hücumlar başladı. Günlük çarpışmalar dışında üç büyük hücum yapıldı. 27 Mart, 05 Nisan ve 08 Mayıs günlerinde yapılan hücumlar sonunda Pozantı alınamadı. 08 Mayıs günü yapılan hücumda, Yüzbaşı Safvet Bey ağır yara aldı. Tedavi edilmek üzere Ulukışla’ya götürüldü.
Mustafa Kemal, Safvet Bey’in Ulukışla’daki tedavisiyle çok yakından ilgilendi. Safvet Bey, askerlik hizmetinde Tümgeneralliğe yükseldi. Soyadı Kanunu çıkınca, kuşatma komutanı olduğu ve yaralandığı yer olan Pozantı adını aldı.
Bir ay kadar yapılan kuşatmadan bir sonuç alınamadı. Fransızların yardım gönderme çabaları da boşa gitti. Teslim olmayı onuruna yakıştıramayan Binbaşı Mesnil Pozantı’dan çıkarak, Çamlıyayla yoluyla Mersin’e ulaşmayı hedefledi. Ama Karboğazı’nda bir avuç kahraman mücahit tarafından kuşatılınca teslim olmak zorunda kaldı.
27 Mart 1920 Cumartesi
Fransız birlikleri 27 Mart Cumartesi günü Pozantı’dan Çiftehan yoluna çıktılar. Yolu tamir ettirmek amacıyla çıkan birlikler, yolu tamir etmeye başladılar.
Bu sırada Fransızları gözleyen Türk birlikleri Fransızlara yaylım ateşi açtılar. Bu yaylım ateş esnasında Fransızların en önemli subaylarından olan Yüzbaşı Lebele ağır bir yara aldı. Yüzbaşı Lebele Belemedik’teki hastanede tedavi edilmesine rağmen kurtarılamadı. 28 Mart günü Belemedik’te öldü.
29 Mart 1920 Pazartesi
Türkler 29 Mart Pazartesi günü Pozantı’yı kuşattılar. Pozantı çevresindeki tepelere yerleştiler. Bu kuşatma, Türklerin güneydeki ilk önemli hareketidir.
Fransızların Belemedik’ten gönderdikleri özel tren gece yarısı Pozantı’ya geldi. Trendeki askerler Pozantı çevresinde tahkim edilmiş (sağlamlaştırılmış) siperlere yerleştirildiler. Trenden toplar da indirilerek savunma hatlarına götürüldüler.
Türk birlikleri saat 15.00’ten itibaren yaylım ateşine başladı. Fransız üniformalı Cezayirli Müslümanların savunduğu siperlerde iki Cezayirli öldü.
Binbaşı Mesnil, Pozantı yakınındaki tünelin kendisi tarafından korunmasının zor olduğunu anladı. Bu ara, karşılıklı açılan ateşlerde Türklerin de kaybı oldu. Hava kararmaya başlayınca, Türk birlikleri geri çekildiler.
29/30 Mart gecesi saat 2.30’da Adana’daki Fransız Tümen Komutanı, Pozantı’ya bir şifre göndererek, 01 Nisan günü dağ toplarının gönderileceğini haber verdi.
30 Mart 1920 Salı
Binbaşı Mesnil 30 Mart 1920 Salı günü saat 09.20’de, Adana’daki Tümen Komutanı’na bir şifre gönderdi:
“Türkler geceden faydalanarak Pozantı’nın kuzeyinden içeriye doğru ilerledi. Doğu ve batıdan yaptığı ilerlemelerle garnizonu işgal etmeye çalışıyor. Biz mümkün olduğu kadar onları 1.500 metreden fazla yaklaştırmamak için bütün gayretimizle uğraşıyoruz. Pozantı ile Belemedik arasındaki şimendifer yolunun bu akşam, nihayet yarın sabaha kadar Türklerin eline geçeceğini tahmin ediyorum. Ben buna mani olamayacağım. Göndereceğinizi bildirdiğiniz dağ toplarının da zamanında elimize ulaşacağından endişeliyim. Mesnil.”
30/31 Mart gecesi şiddetli çarpışmalar oldu. 20 kişilik bir Türk devriye kuvveti saat 23.00’e doğru kuzey karakolunun önüne kadar geldiler. Bu karakolda Cezayirli askerler bulunuyordu. Karşılıklı silahlar atıldı. Cezayirliler, sığındıkları hanı yaktılar.
31 Mart 1920 Çarşamba
Türkler, şafakla birlikte Pozantı’nın kuzeyindeki tünel üzerinde istihkâm (kuvvetli siper) yapmaya başladılar.
Fransızlar, Adana’dan 80 kişilik bir Ermeni kuvveti gönderdi. Bunlar, öğle zamanı Pozantı’ya geldiler.
Saat 16.00 sularında 30 kadar Türk askeri Arnaşa köyüne doğru ilerledi. 20 kadarı da istihkâmların arasına girmeye çalıştılar. Ancak makineli tüfek ateşi karşısında daha fazla ilerleyemediler.
Türk birlikleri iaşeleri için Akköprü ile Pozantı arasındaki tünelleri kullanmaktaydılar.
Türkler Pozantı’yı almaya kararlıydılar. Bunun için gerekli tedbirleri almaktan geri durmuyorlardı. Akşama doğru Pozantı-Tarsus yolunun telefon ve telgraf tellerini keserek bu hattaki haberleşmeyi engellediler. Pozantı’ya 2.5 km uzaklıkta bir lokomotifi raydan çıkardılar. Türkler, hatlardaki vidaları sökerek rayları boşa çıkarmışlardı. Bu olayda, üçü asker olmak üzere 10 kişi öldü.
Türk birlikleri her yönden Pozantı’ya yükleniyordu. Çember günden güne daralıyordu.
Binbaşı Mesnil de durumunun iyi olmadığını daha iyi anlıyordu.
Gece yarısı Adana Tümen Komutanlığına gönderdiği şifre ile tren kazasını haber verdi. Ayrıca bu yolun kullanılmaz durumda olduğunu da bildirdi.
01 Nisan 1920 Perşembe
01 Nisan Perşembe günü Fransız Piyade alayından Colonel Gracy Adana’dan Belemedik’e geldi. Saat 11.00’de Pozantı’yı aradı ve geldiğini bildirdi.
Binbaşı Mesnil bundan sonrasını şöyle anlatmaktadır:
“Gracy, öğleden sonra tekrar telefon ederek almamız gereken tedbirleri görüşecektik. Özellikle 6,5’luk top bataryasının Pozantı’ya sevki için gerekli konuları konuştuk. Ne çare ki, Türkler Beledik-Pozantı arasındaki telgraf ve telefon hatlarını kestiler. Bu suretle aramızda hiçbir bağlantımız kalmadı. Toros dağlarında mahsur durumdayız. Akşama kadar Türkler herhangi bir faaliyet göstermedi. Saat 18.00’e doğru garnizonumuz üzerine top ateşi açıldı. Buna ağır makineli tüfeklerle ve obüs (kısa namlulu) toplarımızla karşılık verdik.”
02 Nisan 1920 Cuma
Pozantı’daki Fransızlar, Pozantı-Belemedik arasındaki bozuk rayları tamir ettiler.
8 vagonlu bir lokomotif, Belemedik’ten Pozantı’ya hareket etti. Belli bölgelerde Türk askerleri yaylım ateşi açmalarına rağmen, lokomotif yoluna devam etti. Saat 08.40’da Pozantı’ya ulaştı. Gelen vagonlarda bir kıta piyade, bir kıta 6,5’luk top ve yiyecek malzemesi vardı.
Saat 12.20’de ikinci bir tren ile Albay Colonel Gracy 10.000 fişek, 100 bomba, 200 top mermisi ve askerler için gerekli şaraplarla Pozantı’ya geldi. Aynı gün Adana’ya gitmek üzere Belemedik’e geri döndü.
03 Nisan 1920 Cumartesi
Saat 18.00 sularında Türkler, Pozantı garnizonuna birkaç atış yaptılar. Bu atışlarda Fransız komutan yardımcısı yaralandı.
Fransızlar Pozantı’dan uzun süre çıkamamışlardı. Telefon ve telgraf hatları kesik olduğu için karakollarla bağlantı kuramıyorlardı.
Gece bir takım askeri Pozantı’dan çıkardılar. Bunlar Gülek Boğazı yakınındaki Kadınhanı karakoluna kadar gideceklerdi. Bu karakolla bağlantıları kurmak amacıyla hareket ettiler.
Askerler, Kadınhanı karakoluna geldikleri zaman manzara hoş değildi. Karakol yerinde yoktu. Tamamen yanmıştı. İçindeki Cezayirli askerler de yoktu. Fransızlar, Cezayirli askerlerin Türklerin eline esir düştüğünü düşündüler.
08 Nisan 1920 Perşembe
Pozantı kuşatması her gün biraz daha daralıyordu. Türk kuvvetlerinin sayısı da günden güne çoğalıyordu. Millî müfrezeler de yardıma geliyordu.
Binbaşı Mesnil ise çaresizdi. Pozantı’ya sıkışıp kalmıştı. Adana’dan yardım almak da zordu.
Pozantı’ya en yakın köy Arnaşa köyüydü. Bu köyün millî kuvvetlere yardımcı olduğu yönünde ihbar vardı.
Binbaşı Mesnil, Arnaşa köyü muhtarına tatlı-sert ve tehdit eden bir mektup göndererek kendisini garnizona davet etti.
08 Nisan 1920 Perşembe günü gönderilen mektup şöyledir:
“Arnaşa Köyü Muhtarına,
Biz seni ve Arnaşa köylülerini kendimize dost biliyorduk. Hâlbuki çetelerin köyünüze geldiğini ne sen, ne de köylülerden biri bize gelip haber verdi. Bana bu haberi vermek için gelmediniz?
Hiçbir şeyden korkma! Sana hiçbir fenalık yapılmayacak. Ancak, bize silahsız olarak ve ellerinizi başınıza koyarak gelmelisiniz... Bu mektubumu sana getiren adamla birlikte, benimle görüşmek üzere Pozantı’ya gel. Ayrıca bu mektubumu getiren adama dokunulmamasını tavsiye ederim. Şayet ona bir fenalık yaparsanız ve bu adam akşam karanlığı basmadan bize dönmezse toplarımız Arnaşa köyünü bombardıman edecektir.
Biz sizinle iyi ilişkiler kurmak istiyoruz. Fakat köyünüzle çeteler arasında dün gece olduğu gibi işaretlerle bağlantılar kurulmasına asla göz yumamayız. Şayet dostumuzsan bunu çabuk ispat etmeli ve benimle görüşmek üzere hemen gelmelisin.
Mesnil”
Muhtar Millî Kuvvetler Elinde
Binbaşı Mesnil’in Arnaşa köyü muhtarına gönderdiği adam akşam saatinde geri dönmedi. Mesnil, mektubundaki tehdidini uyguladı ve Arnaşa köyüne 6 top atışı yaptırdı.
Daha sonra Pozantı’ya dönen ve elçi olarak gönderilen köylü Mesnil’e şunları anlattı:
“Köye girdiğim zaman birkaç köylüye rastladım. Muhtarı sordum. Muhtarı çeteler götürmüş. Mektubu oradaki bir köylü okudu. Beni millî kuvvetlerin şefine götürdü. Şef muhtara yazılan mektubu okudu ve size şu mektubu yazdı.”
Köylünün getirdiği mektup şöyledir:
08 Nisan 1920
“Pozantı’da Fransız Komutanına,
Komutan Bey, Fransızlar tarihte daima Türklerin dostu olmuştur. Biz beyhude kan dökmek arzusunda değiliz. Fakat işgal ettiğiniz yerlerin bir Türk ülkesi olduğunu bilmiş olun. Biz Türk hükümetinin idaresinden başka hiçbir yabancı idareyi kabul etmeyeceğiz. Bu bakımdan bu topraklardan derhal çekilmenizi talep ediyoruz. Bütün Adana ili silahlanmıştır. Size düşen tek görev vardır. O da teslim olmak… Topraklarımızı teslim etmenizi rica ediyoruz. Hiçbirinize dokunulmadan selamet ve sağlıkla sizleri istediğiniz yere göndereceğiz. Türk’ün namus sözüne itimat ediniz. Bu şartları saygılarla teklif ediyoruz.
Pozantı ve Havalisi
Millî Kuvvetler Komutanı”
Belemedik Kurtarıldı
Millî Kuvvetler Komutanı Tekelioğlu Sinan, Pozantı’yı Fransız işgalinden kurtarmak için gerekli tedbirleri alıyordu. Pozantı’yı kuşatarak dış dünyayla ilişkisini kesmişti. Haberleşme hatlarını, yani telefon ve telgraf tellerini keserek yardım istemelerini önlemişti. Sırada demir yolu kalıyordu. Adana’dan gönderilecek yardımları önlemesi gerekiyordu. Daha önce rayları sökmelerine rağmen, trenlerin Pozantı’ya gelmesini engel olamamışlardı. O zaman Belemedik istasyonunun işgalden kurtarılması gerekiyordu. Burada bir de Fransız hastanesi vardı. Binbaşı Mesnil’in eşi burada hastabakıcı olarak çalışıyordu.
Türk birlikleri Belemedik’i kuşatarak Fransızların elinden kurtardılar.
Bayan Mesnil Esir Edildi
Binbaşı Mesnil’in eşi Belemedik’teki hastaneyi yönetmekteydi. Taha Toros’un 1960 yılında kendisiyle yaptığı görüşmede, Belemedik’te esir düşmesini şöyle anlatmıştır:
“Kocam Pozantı garnizonunda, ben Belemedik’teki Fransız hastanesinde bulunuyordum. Belemedik Türk kuvvetleri tarafından kuşatıldı. Her taraftan el bombalarının gürültüsü tüfek seslerine karışıyordu. Dehşetli bağrışmalar oldu. Ben şimendifer hattı başmühendisi Mösyö Mavro’nun evine sığındım. Karyolanın altına gizlendim. Tabancamı elime aldım. Belemedik garnizonu düşünce bu evi kontrol etmek için gür sesli, çete kıyafetli bir genç içeri girdi. İki elinde de tabanca vardı. Ev sahibine odalarda yabancı kimse olup olmadığını sordu. Ben karyola altında tabancamın tetiğine dokunmak üzereydim ki karyolanın yere sarkan çarşafı titreyince, içeriye giren genç, Fransızca olarak:
-Teslim ol, yoksa yakarım! Dedi. Tabancasını bana çevirdi.
Gelenin Fransızca hitap etmesi üzerine, parmaklarımda derman bulamadım. Karyolanın altından çıkıp:
-Sizin emniyetinize sığınıyorum. Ben Pozantı garnizon komutanının eşiyim, dedim.
Elimdeki tabancayı, bana Fransızca seslenen bu genç subaya verdim. Bundan sonraki konuşmalarımız Fransızca olarak iki, üç dakika sürdü. Bu genç subay daha sonra kocamın Karboğazı semtinde teslim alınışına da tercümanlık yapan ve teslim protokolünü hazırlamış olan Besim (Albayoğlu) Bey’di.
Besim Beyle üç dakika konuşmuştuk ki içeriye Türk Millî Kuvvetler Komutanı Sinan Paşa girdi. Besim onu selamladı ve beni kendisine tanıtarak hediye ettiğim tabancayı ona verdi. Bu tabanca üzerine aralarında kısa bir konuşma geçti. Sinan Tekelioğlu, “bu tabancayı ömrümün sonuna kadar taşıyacağım oğlum Besim” dedi.
Sinan Paşa bana Pozantı’nın tamamen kuşatıldığını, Fransız direnişinin her tarafta kırıldığını söyledi. Ve kocama teslim olması için bir mektup yazmamı bildirdi. Mecburen bir mektup yazdım. Sinan Paşa benim yazdığım bu mektubu yanındaki Besim’e okuttu ve sonra bir zarfa koyarak Pozantı’ya gönderdi. Kocama şunları yazmıştım:
“Bugün Türklere teslim oldum. Hayatım güven altındadır. Türk kıtalarının başındaki subaylar centilmence muamele ediyorlar. Senin de kan dökülmeden teslim olmanı istiyorlar. Millî kuvvetler ve başındakiler pek güçlüdürler.”
Kocamdan millî kuvvetler komutanı aracılığıyla aldığım mektupta şu satırlar vardı:
“Sağlıklı olduğuna sevindim. Fakat bir asker için esaretin ölüm demek olacağını, şerefli Fransız ordusuna mensup olmam sebebiyle, yakından bilirim. Benim görevim son askerime ve son kurşunuma kadar savaşa devam etmektir. Sana iyi muamele yapmak asaletini gösteren Türk komutanlarına selamlarımı ve hürmetlerimi bildir.
Mesnil.”
Binbaşı Mesnil de bu olayı hatıralarında şöyle anlatmaktadır:
“Belemedik’ten sabaha karşı kaçıp kurtulan birkaç asker geldi. Arkasından üç onbaşı, 25 er, 1 gönüllü Ermeni ve 3 sivil şu heyecanlı haberi verdiler:
“08 Nisan akşamı Belemedik çevresi, Türklerin yoğun ateşine maruz kaldı. İleri siperlerdeki Ermeniler, çevrilmiş olduklarını sanarak geri çekildiler. Diğer mevkilerdeki askerlerimiz bütün gün Türklere karşı direndilerse de büyük tehlikeye maruz kaldıklarından, saat 18.00’e doğru, garnizon komutanının emri ile geri çekildiler. Saat 20.00’de çetelerden bir mektup aldık. Bu mektupta yangın çıkararak tahripten, kısaca yıkıp yakmaktan bahsedilirdi. Buna karşı evvela direnilmesini denedik ve başarı sağlayamadık. Bu sebeple, Belemedik Garnizon Komutanı Pozantı’ya çekilme kararını verdi. Bölük Komutanımız Nico tarafından verilen bu emir üzerine istihkâm birliği, bir kurye çavuş, diğer bir gedikli subay, üç onbaşı ve 7’nci bölükten 25 kişilik kuvvet, ayrıca Belemedik Fransız hastanesinde 2 sıhhiye onbaşısı ile 18 erden ibaret kuvvetimiz ya kayboldu, ya Türklerin eline geçti. Bu arada Madam Mesnil de Türklere esir düştü.”
Tekelioğlu Sinan-Binbaşı Mesnil
08 Nisan Perşembe günü yaşanan olayları Binbaşı Mesnil şöyle anlatmaktadır:
“…Belemedik ahvali hakkında haber getirmesi maksadıyla dün gece yola çıkarttığım bir Ermeni, 4. tünelden geri döndü. Belemedik’te kalabalık bir Türk birliği gördüğünü söyledi. Biraz sonra kuzey tarafımızdan iki sivilin beyaz bayrakla garnizonumuza gelmekte oldukları görüldü. Garnizon kapısında durdurularak üzerleri arandı ve gözleri bağlandıktan sonra huzuruma getirildiler. Ellerinde bana hitaben yazılmış eşimden ve millî kuvvetler komutanından iki mektup vardı.
08 Nisan 1920
“Pozantı’daki Fransız Komutanına,
Pozantı’dan Adana’ya kadar bütün mevkiler bizim elimize geçmiştir. Taburunuzdan esir aldığımız askerler yanımızdadır. Eşiniz de elimizde esirdir. Medeni bir tutumla ve yüksek Türk namusunun lekelenmemesi için eşinizi, demiryolları başmühendisi Mösyö Mavrogardato’ya emanet ettim. Belemedik hastanesindeki yaralılarınıza eşiniz bakmaktadır. Onların ızdırabını gidermek ve daha fazla kan döktürmemek istiyorsanız teslim olunuz. Sizi Fransa’ya göndereceğim. Aksi takdirde, lazım gelen bütün tedbirleri uygulamaya devam ettirmeye kararlıyım. Bizim kuvvetlerimiz sizinkilerden daha çoktur ve üstündür. Bugün Adana ile Tarsus, Mersin abluka altındadır. Diğer bütün önemli yerler bizim idaremiz altında bulunuyor. Biz Fransızlara karşı savaş yapmak istemeyiz. Sizin, medeni bir milletin üstün vasıflarını taşıyan bir kişi olduğunuzu anlamış bulunuyorum. Size cevap için 48 saat mühlet veriyorum.
Kilikya Millî Kuvvetler Komutanı
Tekelioğlu Sinan”
10 Nisan 1920 Cumartesi
Millî Kuvvetler Komutanı Tekelioğlu Sinan, 10 Nisanda Binbaşı Mesnil’e bir mektup daha gönderdi. Tekelioğlu Sinan’ın bu mektubu şöyledir:
“Pozantı Fransız Komutanlığına
Efendim, İslamlarla meskûn mukaddes toprağımızı birer bahane ile işgal ederek halkı esir etmekte şu medeniyet asrında devam ediyorsunuz. İşgal ettiğiniz bölgelerde kötü işler yapmaktasınız. Bizlerce meçhul olmayan her türlü tecavüzünüze son vermek azim ve inanı ile mücadeleye giriştik. Kuvvetimiz, dini inançlara ve millî emellere pek bağlı olan İslamiyet’in derinliklerinden kopan tahmininizin çok üstünde daha büyük bir kuvvettir. Boş yere inatlaşmadan vazgeçerek milletimizin vuku bulacak haklı ithamlarından kurtulmanız için 48 saate kadar teslim olmanızı tebliğ ediyorum. Aksi takdirde millî menfaatlerimizi elde etmek amacıyla her türlü fedakârlığı yerine getireceğimiz bilinmelidir. Bundan sizler de azami derecede kayba uğrayacaksınız. Fakat bunun maddi ve manevi mesuliyeti de sizlere ait olacaktır. Cevabınızı bekliyorum.
Cephe Komutanı
Sinan.”
11 Nisan 1920 Pazar
Binbaşı Mesnil, Millî Kuvvetler Komutanı Tekelioğlu Sinan’ın 10 Nisan tarihli mektubuna 11 Nisanda cevap verdi. Binbaşının cevabı şöyledir:
“Millî Kuvvetler Komutanına
11 Nisan 1920
Mektubunuzu aldım. Fransa’nın askerî namusu, teklifinizin kabulünü buna men eder. Ben şerefimden Pozantı’yı müdafaa görevini almış bulunuyorum. Bunun aksine bir emir almadıkça görevimi yapmaya devam edeceğim. Eşimi ve yaralılarımızı korumak için aldığınız tedbirlere teşekkür ederim.
Tabur Komutanı
Mesnil.”
15 Nisan 1920 Cuma
Pozantı’da mektuplaşmalar bu gün de devam etti. Tekelioğlu Sinan, Fransız komutan Binbaşı Mesnil’i mektupla ikna ederek teslim almaya zorluyordu. Bu amaçla 14 Nisan Perşembe günü yazdığı mektubunu 15 Nisan Cuma günü sabah Pozantı’daki Fransız karargâhına gönderdi. Mesnil mektubun gelmesini ve diğer gelişmeleri şöyle anlatmaktadır:
“Saat 08.40’da Akköprü istikametinde eli beyaz bayraklı bir elçi geldi. Elinde şu mektup vardı:
14 Nisan 1920
“Pozantı Fransız Komutanlığına,
Resmî mektubunuzu aldım. Fransız şeref ve askeriyesi namına Pozantı’yı müdafaa edeceğinizi anladım. Pozantı, öz Türk yurdunun ayrılmaz bir parçasıdır. Fransız şeref ve askeriyesi ve millî namusu zannedersem bunu amir değildir. Fransızların Alsas Loren için döktükleri kandan daha fazlasını Türkler vatanlarının kurtarılması ve istiklali namına dökmeye yemin etmişlerdi. Tahmininizin kat kat üstünde olan Pozantı muhasara kıtaları komutanlığını bugün bizzat üzerime aldım, yapıyorum. Teslim olmak, askerlik gereğindendir. Türk medeniyeti, başlamadan evvel size 24 saatlik bir mühlet daha veriyor. Bunun sonunda alınacak cevaba göre hareket zaruridir. Teslim olduğunuz takdirde her türlü araçla istirahatınız güven altına alınacağı gibi bütün adamlarınızın da hayat, mal, can ve ırzları muhafaza edilecektir.
Batı Kilikya Millî Kuvvetler Komutanı
Tekelioğlu Sinan”
Bu mektubu getiren adamı, kısaca yazdığım mektupla geri gönderdim.
“Batı Kilikya Millî Kuvvetler Komutanına,
Mektubunuzu aldım. Bana verilen savunma görevini yapmaya devam edeceğim. Mesnil.”
Saat 12.45’te Türkler Pozantı üzerine 6 top mermisi attılar. 7,7’lik tek top kullanıldığı ve topun iyi ayarlanmadığı anlaşılıyordu. Telefat vermemek için tedbirlerimizi aldık. 17.05’te top mermisi tekrarlanınca, biz de karşı top ateşi açtık.
Bugün Göybes köyüne iki defa benzinle birlikte Ermeni gönüllüler gönderildi. Millî kuvvetlerin bu köydeki yuvalarını keşfetmiştik. Gecenin karanlığında yollarını şaşıran Ermeni gönüllüleri başarı sağlamadan geri döndüler. Gece yarısından sonra dehşetli bir fırtına çıktı. O derece şiddetliydi ki birçok ağacın kökünden sökülmesine sebebiyet verdi.”
I. KAVAKLIHAN SAVAŞI: 15-17 Nisan 1920
Fransız İşgal Komutanı General Dufieux (Dufyo), Binbaşı Mesnil’i ve taburunu kurtarmaya karar vermişti. Onu düşündüren, Torosların sarp yamaçları, geçit vermez dağlar arasından ilerleyerek Kavaklıhan’a ulaşmanın zorluğuydu. Bundan daha zoru Gülek Boğazı’ndan geçmekti. Bunun için de uçakların keşif noktalarına önem veriyordu.
General Dufieux (Dufyo), ağır ve otomatik silahlarla donatılmış iki tabur, bir süvari bölüğü ve iki bataryadan meydana gelen kuvvetli bir müfrezeyi 05 Nisan 1920 günü Adana’dan harekete geçirdi. Amaçları keşif taarruzu yapmaktı. Uçaktan görünemeyen ama bu bölgede saklanan Türklerin durumunu öğrenecek, Pozantı’ya doğru ilerleyeceklerdi. Yola çıkarttıkları kuvvet, bu bölgede toplanan “çete”lerimizi yok edebilecek güçteydi. Öncelikli hedef Pozantı olmakla beraber, Fransız kuvvetleri gidebilecekleri yere kadar gitmek düşüncesindeydiler.
Fransız birliği 13 Nisan 1920 sabahı Tarsus’tan iki kol halinde hareket ettiler. Biri Ebülhadi, diğeri anayol üzerindeki Kürt Musa (Özbek) köyleri üzerinden ilerlediler.
Fransız birliği Adana ve Tarsus’tan çıkarken, gizli teşkilatlar çetelere durumu bildirdiler. Fransızlar Tarsus’u çıkar çıkmaz millî müfrezelerimizin öncü kuvvetleri karşıladı. Sayıları çok az olduğu için kalabalık düşman grubuyla baş edemezlerdi. Öncü kuvvet, düşmanı mümkün olduğu kadar oyalayacaktı. Fransızlar, yapılan çatışmalardan sonra ilerlemeye devam etti. Çetelerin öncü grubu da geri çekildi. Bu küçük başarı Fransızları sevindirdi. Önlerine çıkan Kayadibi, Özbek, Çamtepe, Bayramlı köylerini işgal ettiler. Öncü çete birliğini aradılar. Bulamayınca köylülere işkence yaptılar. Bu köyleri yaktılar. Geceyi de bu bölgede geçirdiler.
Sabahın erken saatlerinde yola çıkan Fransızlar, Pozantı’ya ulaşmak için kararlı bir şekilde yola koyuldular. Dünkü başarı morallerini yükseltmişti. Hem silah ve sayı bakımından da fazlaydılar. Havadan da destekli oldukları için, Pozantı’ya ulaşmak çok zor olmamalıydı. Fransızlar yine iki koldan ilerlemeye devam ettiler. Birinci kol kuvvetleri Kusun Deresi Boğazı’ndan, ikinci kol ise anayol üzerinden gidiyordu. Fransızlar her kayanın arkasında, her ağacın gölgesinde bir Türk mücahidi çıkabilir endişesiyle sağa sola ateş ediyorlardı. Durup durup top ateşi yapıyorlardı. Cephaneleri bol olduğu için rasgele mermi harcıyorlardı.
Bir gün önceki kolay başarı gibi, bu gün de karşılarına kimse çıkmayınca, Fransızlar, Türklerin korkup kaçtığına hükmedeceklerdi. Öyleyse bu iş korktukları kadar zor olmayacaktı. Fransız kuvvetleri bu hayallerle ilerlerken, Karayayla, Yeniköy ve Kuşutaşı (Kurbanlı) köyleri hattına kadar ilerlemişlerdi. Bu bölgede mevzilenen millî müfrezelerimizin ateş hattına girmişlerdi. Pozantı hayaline kapılan Fransızlar, millî müfrezelerimizin yaylım ateşiyle kendilerine geldiler.
Fransız Taburu’nu karşılayan birliklerin toplamı 200 kişiden fazla değildi. Bu savaşa Kavaklıhan Grubu müfrezelerinin tamamı katıldı.
Fransızlar, üstün kuvvetlerle taarruz etmelerine rağmen bu hattan bir adım ileri gidemediler. Akşam olunca, millî birlikler Karadağ, Kavaklıhan, Cırbıklar sırtlarına çekildiler. Gece yarısı, çok iyi bildikleri arazi üzerinde yeniden düşmana yaklaştılar. 15 Nisan 1920 sabahı muharebeler tekrar başladı.
Düşman top, makineli tüfek ve modern silahlarıyla saldırıyorlardı. Top sesleri sarp yamaçlarda yankılanıyordu. Silah seslerini duyan çevredeki köylüler savaş alanının etrafındaki dağlarda yerlerini aldılar. Ellerindeki kazma, kürek sapları, odun parçaları ile savaşa katıldılar. “Allah, Allah” sesleri ortalığı çınlatıyordu. Bu durum, çetelerin de moralini yükseltti. Uçaktan durumu görenler, Türklerin sayısının bir anda arttığını, eli silahlı yüzlerce milisin katıldığını rapor ettiler. İki gündür geldikleri noktada bekleyen düşman, bir adım ilerleyememenin sıkıntısını yaşarken, uçaklardan gelen raporlarla iyice bunaldılar. Moralleri tamamen bozuldu.
Fransız komutan, çembere alınmak korkusuyla, topçulara, tüfek patlayan her noktaya ve diğer yerlere ateş etmeleri için emir verdi. Uçaklar da görüp görmedikleri her noktaya otomatik silahlarla Türklerin üzerine kurşun yağdırmaya başladılar.
Fransız birliklerinin bir kolu Kusun Deresi Boğazı’nı tuttu. Anayolu takip eden birlikleri ise ileri hatta geçmek istediler. Düşman bütün ağırlığını bu taarruza verdi. Bu saldırıyla ileri gidebilirlerdi. Yoksa yine aynı noktada kalacaklardı. Belki de geri çekileceklerdi. Bütün güçleriyle saldırıya geçtiler.
Bu hareket esnasında, öyle bir an oldu ki, düşman, makineli tüfek himayesinde saldırsalar birliklerimiz çok zor durumda kalacaklardı. Bunu fark eden Cemal Efe, müfrezesiyle birlikte derhal düşmanın sağ tarafına gizlice kaydı. Fransızların hiç beklemediği bir anda isabetli atışlarla ağır kayıplar verdirdi. Düşmanın makineli tüfek kullanmasına fırsat vermedi. Bu sırada yardıma gelen Doruk Müfreze Komutanı Kethüda oğlu İbrahim ve Besim Albayoğlu da düşmanın diğer yanında hücuma geçti. Fransızlar iki yan ateşi arasında kalınca şaşırdılar, paniğe kapıldılar. Canlarını kurtarmanın derdine düştüler. Bu beklenmedik çapraz ateş karşısında Fransız topçuları da canlarının derdine düşmüştü. Toplarıyla birlikte tepenin arkasına kaçtılar.
Fransız piyadesi ile baş başa kalan kuvvetlerimiz hiçbir fırsatı kaçırmadan yer değiştirmek suretiyle beklenmeyen yerlerden Fransızların üzerlerine atladılar. Fransızlar ise mevcut bütün kuvvetlerini ileri sürmesine rağmen çetelerimizi yıldıramadılar. Çarpışma uzadıkça, bizim moralimiz artıyor, Fransızların ki ise bozuluyordu. Düşman daha fazla dayanamadı. Her geçen saatin zararlarına olduğunu gördüler ve ümitlerini kaybettiler. Bu durumda yapılması gerekeni yapmakta gecikmediler: Kaçtılar. Millî Müfrezelerimizi durdurmak, takip edilmemek için makineli birliklerini geride bırakıp Tarsus’a geri çekildiler. Millî müfrezelerimiz ise iyice coşmuştu. Kaçan düşmanı Tarsus yakınlarına kadar kovaladılar.
Böylece Kuvayi Milliye’nin başarısıyla savaş sona erdi. İnsan kaybımız az değildi. Ama Fransızların kaybı, bize oranla çok daha fazlaydı. Bu savaşta 2 ağır, 4 hafif makineli tüfek, pek çok tüfek, cephane ve malzeme ele geçirildi. Bu savaş, Kavaklıhan Grubu’nda yapılan ilk savaştır.
16 Nisan 1920 Cumartesi
16 Nisan Cumartesi günü de Pozantı’da çatışmalar karşılıklı olarak devam etti. Pozantı ve çevresindeki gelişmeleri Binbaşı Mesnil şöyle anlatmaktadır:
“Türkler tekrar üzerimize top mermisi yağdırmaya başladılar. Önlerinde Türk bayrağı taşıyan 15 kişilik bir süvari müfrezesi karşı yamaçtaki siperlerimize kadar girdi. Top ateşine tutmak istedikse de, toplarımızın üzerine Türklerin mermileri düşmeye başladı. Türkler, 18.02’de Pozantı üzerine duman çıkartan iki mermi attı. Müthiş bir yağmur var. Pozantı çayı taştı. Yaptığımız bir köprüyü sel götürdü. Bu yüzden Türkler garnizona giremediler. Fakat saat 23.30’da çayı geçmek için son bir hücuma geçtiler. Ancak, akıntının şiddetinden başarıya ulaşamadılar. Tek başarıları, çevremizdeki siperlerle garnizonu bağlayan telefon hatlarımızın kesilmesi oldu. Gecenin ikinci yarısı sabaha kadar sükûnetle geçti.”
17 Nisan 1920 Pazar
17 Nisan Pazar günü Pozantı’da yine sıcak saatler yaşandı. Karşılıklı ateşler altında sonucu olmayan bir gün yaşandı. Pazar günü yaşananları Binbaşı Mesnil şöyle anlatmaktadır:
“Türk topraklarına karşı yeni siperler yapmakla meşgul olduk. Öğleden sonra Türkler tekrar ateşe başladılar. Toplarından birisi zamansız patladığı için arızalandığı anlaşılıyor… Bugün de Pozantı ırmağının kabarıklığı devam ediyor. Çayın öte tarafındaki siperlerimizde bulunan askerlere yiyecek ulaştırmak amacıyla kullandığımız sallar sellere kapılarak sürüklendi. İstihkâm kıtamız halatlarla karşı taraftaki siperlerimizle bağlantı sağlayabildi. Adana’daki tümenimizle bütün bağlarımız kesilmişti. Seçtiğim bir Ermeni gönüllüsü ile şu mektubu gönderiyorum:
‘Son mevzilerimiz elimizdedir. Türkler 15 Nisandan beri 7,7’lil iki top kullanıyor. Bizim toplarımız ve mermilerimiz yetersizdir. 01 Hazirana kadar iaşem var. Son günlerdeki kaybımız hafiftir. Fakat Belemedik, Kuşçular ve Kadirhan’daki mevzilerimiz Türkler tarafından zaptedilmiştir. Mesnil.’”
18 Nisan 1920 Pazartesi
18 Nisan Pazartesi günü Türk top hücumu çoğaldı. Tekelioğlu Sinan bir an önce Pozantı’yı teslim almak istiyordu. Bu sebeple her geçen gün baskıyı biraz daha artırıyordu. Pazartesi olaylarını Binbaşı Mesnil şöyle anlatmaktadır:
“Türklerin top ateşleri şiddetlendi. Saat 10.00’da taburumuzun en değerli Teğmeni Villijean bombardımandan sonra siperleri teftiş ederken, Türklerin attığı mermi ile başından vurularak öldü. Aynı saatte Türklerin topları garnizonumuz üzerine 70 mermi attı. Biri ağır makineli tüfekçimiz olmak üzere üç kişi öldü. Birçok sayıda yaralımız var. Bir Türk grubu tel örgülerin önüne kadar yaklaşmayı başardı. Türkler çok çevik ve çok hareketli tutumları ile siperlerimize girmeye çalışıyor. İnatlı hücumlarında kayıpları olmasına rağmen, bulundukları yerden geriye atılamıyor. İngiliz yolu tabir ettiğimiz bir mahalden Cezayirli askerler arasına sızmaya çalıştılar. Türkler arasında Fransız üniforması giymiş olan birkaç asker görüldü.”
19 Nisan 1920 Salı
Pozantı çevresindeki kuşatma bugün de şiddetli ateş ile devam etti. Türkler, Fransız garnizonu üzerine yaylım ateş açtılar. Gün boyunca açılan ateş bütün şiddetiyle sürdü.
Fransızlardan 8 asker öldü. Bunlardan biri subay, üçü Cezayirliydi. 12 tane de yaralı vardı. Yaralılardan ikisi subay, üçü Cezayirliydi.
Eshab-ı Kehf Savaşı
Bu gün Fransızlarla bir sıcak temas da Eshab-ı Kehf mevkiinde oldu. Türk birlikleriyle Fransız askerleri arasında bu mevkide üç savaş yapılmıştır. Bu sebeple 19 Nisan Salı günü yapılan savaş I. Eshab-ı Kehf Savaşı olarak anılmıştır.
Kur’an-ı Kerim’de adı geçen kutsal mekân Eshab-ı Kehf, Tarsus’un 10 km kuzeybatısındadır. Her ne kadar başka yerlerde de “Eshab-ı Kehf buradadır” deseler de, bazı işaretler, bu kutsal mekânın, yani mağaranın Tarsus’ta olduğunu göstermektedir. Bunu yüzyıllar öncesinden Evliya Çelebi de “Seyahatname”sinde açıklamıştır. Karacaoğlan menkıbelerinde, Karacaoğlan için “Eshab-ı Kehf mağaralarına sığındı” diye kaydeder.
Fransızlar, Tarsus’ta ve Mersin’de Kuvayi Milliye birliklerine karşı saldırılara başlayıp, onları sindirmek ve yok etmek istiyorlardı. Bunun için her iki cephede de millî müfrezeler üzerine asker gönderdiler. Mersin cephesinde İkinci Su Bendi Savaşı yapılırken, Tarsus cephesinde de Birinci Eshab-ı Kehf Savaşı yapıldı.
O günün şartlarında son sistem silah ve araçlar ile donatılmış 300 kişilik Fransız birliği 17 Nisan 1920 günü Tarsus’tan hareket ederek Eshab-ı Kehf dağı eteklerine kadar geldiler. Fransız birliğinin geleceğinden haberdar olan Tozkoparan Müfrezesi, onları Sucular civarında karşıladı.
Tozkoparan Müfrezesi, Tarsus’ta kurulan ilk müfrezelerden biridir. Naif Efe namıyla anılan öğretmen, Yedek Üsteğmen Veli Haşim (Çiftçi) tarafından kurulmuştur.
Veli Haşim Bey, Fransız birliğinin geleceğini önceden biliyordu. Tarsus’taki gizli millî teşkilat, Fransız birliğinin hazırlığından ve Ulaş yönüne yaptığı hareketinden Tozkoparan Müfrezesi’ni haberdar ediyordu. Bu sebeple Sucular köyü civarında tertibat aldı. Veli Haşim Bey, düşmanın geliş yönünde, yaklaşık 70 kişilik çete müfrezesini en uygun yerde yerleştirdi.
Savaş şiddetli bir şekilde iki gün devam etti. Fransız kuvvetlerindeki modern silahlara karşı derme çatma silahlarla mücadele edildi. Tozkoparan Müfrezesi kahramanca savaşarak Fransız birliğine ağır kayıplar verdirdi. Fransızlar, sayı ve silah üstünlüğüne rağmen bir adım ilerleyemediler
İki günlük savaş sonunda hiçbir varlık gösteremeyen Fransızlar, savaştan ümitlerini kestikleri için geri çekilmek zorunda kalmışlardı. Bu savaşta Tozkoparan Müfrezesi 3 yaralı verdi.
Tarsus Grubu’nun bu ilk savaşında, Fransızlar sayı ve silah üstünlüklerini kullanamadılar. Hiçbir varlık gösterememeleri, Fransız ve Ermeni çevrelerinde şaşkınlık yarattı.
Düşmanın büyük kayıplar vererek Eshab-ı Kehf dağından kaçmaları, gerek millî müfrezeler arasında, gerekse Tarsus’taki halk arasında büyük sevinçlere sebep oldu. Bu savaştaki başarı halkın moralini yükseltti. Diğer müfrezelerin de bir an önce kurulmasında çok etkili oldu.
22 Nisan 1920 Perşembe
Pozantı kuşatmasında Türk birliklerinin yoğun ve şiddetli ateşleri devam etti.
23 Nisan 1920 Cuma
23 Nisan Cuma günü Pozantı’da olağan kuşatma devam ederken bir Fransız uçağı göründü.
Gökyüzünde bir gürültü kopmuştu. Hava bulutlu olsa gök gürlüyor denirdi. Bu gürültünün sebebi az sonra belli oldu. Bu gürültü bir Fransız uçağının dağlar arasında yankılanan sesiydi.
Pozantı’daki Fransız birlikleri uçağın geleceğini bekliyordu. Onlar için bu ses sürpriz değildi. Kendilerine yardım getireceğini, Adana’daki Fransız kuvvetlerinin kendilerini buradan kurtaracağını bekliyorlardı.
Pozantı’yı abluka altında bulunduran millî müfrezelerimiz gelen uçağın sesini duyunca, saklandıkları yerlerden namluları sesin geldiği yöne doğru yükselttiler. Uçak görünür görünmez her noktadan yoğun bir ateş başladı. Uçağı vurmak için ateşlenen her silah, mücahitlerin yerlerini belli etmişti. Pozantı’dakiler müfrezelerin yerlerini belirlemişti.
Bu ara uçak yoğun ateş arasında bir yolunu bulup Fransız birliğine 2 ayrı mesaj attı. Bu mesajlar General Dufieux tarafından gönderilmişti. Mesajlar birbirine benzerdi. Bu mesajlardan biri olmazsa diğeri birliğin eline geçmesi amaçlanmıştı.
General Dufieux’un mesajı şöyleydi:
“Pozantı Komutanına,
Sizi unutmuş değiliz. Size ve cesur askerlerinize sevgi ve selamlarımı gönderiyorum. Mayıs ayı başında sizi kurtarabileceğimi umuyorum. Cesaret ve güvende devam ediniz.
Julien Sosthene Dufieux”
Pozantı’daki Fransız birliklerinin komutanı Mesnil, mesajı okuduktan sonra uçağa flamalarla şu cevabı yazdırdı:
“Abluka edildik. Top mermisi istiyorum. Ölü subay 1, yaralı subay 2, ölü asker 5, yaralı asker 17.”
Uçağın gelişine ve Fransız birliğine mesaj atmasına engel olamayan Türk birlikleri, uçak gittikten sonra can sıkıntılarını Fransız karargâhına hücum ederek yenmeye çalıştılar. Birliklerimiz o kadar gözü kara, o kadar heyecanla saldırdılar ki, bazı yerlerde Fransız mevzilerine 200 metre kadar yaklaştılar. Silahların yanı sıra el bombalarını da kullandılar. Sonra ateş kesildi. Sessizliği bozan olmadı.
24 Nisan 1920 Cumartesi
Fransız istihkâm kıtası, Pozantı çayı üzerinde bir tahta köprü yapmayı başardı. Her iki tarafın kaybı olmadı. İlerleme de olmadı.
27 Nisan 1920 Salı
27 Nisan Salı günü Pozantı’da çarpışmalar daha yakın mesafeden ve daha şiddetli oldu. Binbaşı Mesnil’in salı günüyle ilgili anlattıkları şöyledir:
“Son derece hareketli bir gün… Türkler çok kuvvetli hücumlar yaptı. Gece karanlığında siperlerimize sığınmaya ve tel örgülerimize kadar gelmeyi başardılar. Büyük tehlikeye maruz kalan garnizonumuz sağ taraftan toplar, sol taraftan makineli tüfeklerle bu hücumu destekliyordu. Gözünü budaktan sakınmayan Türkler görülmemiş bir cesaretle doğu ve kuzey yamaçlarına tırmanmayı başardı. Siperlerimize ve tel örgülerimize saplı bombalar fırlattı. Diğer çevrelerde toplu tüfek atışı saat 16.00’ya kadar bütün şiddeti ile devam etti. İleri siperlerimizden bir kısmını çok can kaybı verdiğimiz için tahliye ederek geri çektik. Türkler bu siperleri büyük bir çeviklikle işgal ettiler. Ancak bu siperleri işgal eden Türklere karşı Cezayirli bölüğün yüzbaşısı karşı koydu ve bu yerler tekrar elimize geçti. Her iki tarafta önemli can kaybı var. Türkleri siperlerimizden ancak iki yüz metre kadar uzaklaştırabildik. Oradan geri çekilmemekte ısrar ediyorlar. Diğer taraftan, karşılıklı top ateşleri şiddetlendi. 6,5’luk bir topumuzun tekerleği hasara uğradı. Ön siperlerimizden bomba ve fişek istenildi. Bu malzeme gönderilirken 18 bombamız bir kaza sonucu patladı ve 5 askerimiz ağır surette yaralandı. Türklerin can kaybını bilmiyoruz. Bizim bu günkü can kaybımız Cezayirli bölüğünden teğmen Bujon ile 10 ölü, 11 yaralıdır. Arnaşa köyünü yakmak görevini üzerine alan Ermeni gönüllü devriyesi saat 23.00’te yola çıktı. Türklerin ateşi karşısında köye girmeden saat 01.00’de geri döndü.”
28 Nisan 1920 Çarşamba
Pozantı’daki kuşatma bu gün biraz daha daraldı. Çarpışmalar yoğunlaştı. Türkler tepeleri ele geçirdiler. İki taraf arasındaki mesafe biraz daha daraldı.
28 Nisan Çarşamba gününün olaylarını Binbaşı Mesnil şöyle anlatmaktadır:
“28 Nisan Çarşamba günü de karşılıklı ateşler ve bomba savaşı devam etti. Karşı yamaçta 100 kadar Türk’ün tepedeki sırtları tuttuğu görüldü. Onların geri atılması için karşı hücuma geçmek istedikse de ağır kayıplar vereceğimizi hesapladığımızdan o taraftaki askerleri Pozantı çayından geri çektirdim. Türkler bombaları sayesinde tel örgümüzde önemli bir delik açmayı başardı. Siperlerimize girmeye muvaffak oldular. Türk topları bunu destekleyerek üzerimize 60 mermi yağdırdı. 12.50’de beyaz bayraklı bir Türk elçisi şu mektubu getirdi:
28 Nisan 1920
‘Pozantı Fransız Komutanına,
Millî kuvvetler, Pozantı’nın karşısında bulunan en önemli tepeyi işgal ettiler. Pozantı’yı savunan Fransızlar hakkıyla askerî görevlerini yerine getirdiler. Hatta kendilerini müdafaa ettiler. Askerlerimi bütün cephelere hücum ettiremedim. Zira askerlerim büyük bir hiddet ve heyecan içerisindedirler. Aşikârdır ki, askerler asabi bir halde savaştıkları zaman, insanlığa aykırı bir takım hareketler yapabilirler. Onun için boş yere ısrar etmeyin. Çünkü savunmanızın kalbi yerinde olan tepeyi kaybettiniz. Daha fazla can kaybından sorumlu olmamak için insanlık ve medeniyet namına teslim olmanızı teklif ediyorum. Bu maksatla size iki saatlik mühlet veriyorum. Bu sürenin bitiminde Millî Kuvvetler, bütün varlıkları ile hücuma geçeceklerdir. Bunun sonucu olan sorumluluk tamamen size aittir. Cevabınızı bekliyorum. Kabul ettiğiniz takdirde şartlarımızı bildireceğim. Saygılarımla.
Batı Kilikya Millî Kuvvetler Komutanı
Sinan.’
Bu mektuba saat 18.00’de şu cevabı gönderdim:
28 Nisan 1920
‘Batı Kilikya Millî Kuvvetler Komutanlığına,
Bahis konusu olan tepenin tarafınızdan işgali, benim için önemli değildir. Ben görevimi yapmaya devam ediyorum. Askerlerinizden birçoğunun Fransız üniforması giymiş olmalarından dolayı sizi uyarmak isterim. Bu tutum muhariplere yakışmayan bir harekettir. Bu şekilde Fransız üniforması giyen asker esir edildiği takdirde kurşuna dizilecektir.
Mesnil.’
Tümenle hiçbir bağlantımız kalmadı. İki Cezayirli askerimi sivil kıyafetle gizlice Adana’ya göndermeye karar verdim. Bunlara, Adana’da bulunan tümen komutanı General Dufieux’ya hitaben yazdığım ve son durumu belirttiğim mektubu verdim.
28/29 gecesi yola çıktılar. Fakat Türk çemberini geçmeye başarılı olamadıklarından, sabaha karşı saat 04.00’te geri döndüler. Bunlar Tarsus’a giden şose üzerinde birçok Türk gruplarının bulunduğunu haber verdiler. Bugün bir siperimiz daha işgal edildi. 3 makineli tüfek Türkler eline geçti. Bugünkü kaybımız bir subayın ölümü, 6 subayın yaralanması, 30 erimizin ölümü, 37 erimizin yaralanması ve 11 erimizin kaybolmasıdır.”
30 Nisan 1920 Cuma
30 Nisan Cuma Türk birlikleri Fransız garnizonuna biraz daha yaklaştı. Bu gün bir Fransız uçağı, Adana’daki tümenden gönderilen bir mesajı garnizona attı. Binbaşı Mesnil de flama ile yardım istedi. 30 Nisan Cuma günüyle ilgili gelişmeleri Binbaşı Mesnil şöyle anlatmaktadır:
“Türkler mevzilerimizden birine 50 metre kadar yaklaştı. Akşama kadar üzerimize 55 top mermisi attı. Tel örgülerimizin önünde inatla delik açmaya ve siperlerimizi işgal etmeye çalışıyor. 4 yaralımız var.
Saat 14.40’ta Adana’daki piyade tümeninin uçağı Pozantı üzerine geldi. Bize şu mesajı attı:
‘Pozantı Komutanına,
Mayısın 10. ve 11. günü size bir yardım grubu gönderilecektir. 10 Mayıstan itibaren askerlerinizin, hayvanlarınızın 10 günlük iaşelerini temin edecek sarfiyatınızı hazırlayın. Cesaret ve güven…
General Dufieux.’
Yeniden flamalarla uçağa şu mesajı ulaştırdık:
‘Ablukadayız. Yardım gönderiniz. Düşman garnizonumuza çok yaklaşmıştır. Bir subayımız öldü. 3 subayımız yaralı, 37 erimiz öldü. 74 askerimiz yaralı. Ayrıca 11 kaybımız var. 3 makineli tüfeğimiz Türklerin eline geçti. Çok acele yardım bekliyoruz.’”
02 Mayıs 1920 Pazar
02 Mayıs Pazar gününün olaylarını Binbaşı Mesnil şöyle anlatmaktadır:
“Türk hatlarında yoğun hareket göze çarpıyor. Karanlık basınca Cezayir bölüğünün yüzbaşısı siperlerimizin önüne dinamitler yerleştirdi. Saat 22.00’de Türkler şiddetli bir tüfek ateşine geçtiler. İleri mevzilerimizde bomba, obüs ve saplı bomba kullanıyorlar. Doğu kesimindeki bir siperimize 15 metre kadar yaklaştılar.”
04 Mayıs 1920 Salı
04 Mayıs Salı gününün olaylarını Binbaşı Mesnil şöyle anlatmaktadır:
“Adana’dan gelen tümenin tayyaresi üzerimizde hayli dolaştı. Fakat mesaj atmadan döndü. Biz evvelce verdiğimiz bilgiyi flamalarla tekrarladık. Türkler bugün üzerimize 45 top mermisi attılar.”
06 Mayıs 1920 Perşembe
06 Mayıs Perşembe günü Türk birlikleri, Fransız garnizonuna şiddetli top atışları yaptı. Bugün, diğer günlerden farklı olarak Türkler, 280 top mermisi atmıştır. Şimdiye kadar ilk defa bu kadar çok mermi kullanılmıştır. Birkaç Fransız askeri yaralandı.
07 Mayıs 1920 Cuma
07 Mayıs Cuma günü Türk birlikleri Fransız siperlerine büyük bir hücum düzenlediler. Siperleri işgal etmek için yapılan bu kesin hücumda Türk birlikleri fazla sayıda kayıp verdi. Bu sebeple geri çekilmek zorunda kaldılar.
Öğleden sonra 200 kişilik bir Türk grubu, yeniden Fransız siperlerine hücuma geçti. Tel örgülerden bir kısmını tahrip ederek Fransız mevzilerine girdiler. Fransız askerleri bu hücuma dayanamayıp geri çekildiler. Geri çekilme sırasında, bir topu taşıyamadılar. Türklerin eline geçmemesi için Fransız askerleri tarafından tahrip edildi.
Daha sonra Fransızlar bir karşı hücum düzenleyerek beş Türk askerini esir aldılar.
Beş Türk askerini bizzat Binbaşı Mesnil sorgulamıştır. Askerlerin ifadesi ve değerlendirmesini savaş günlüğüne kaydedilmiştir. Bu esirlerden Niğdeli Himmet İsmail şöyle konuşmuştur:
‘Ben Ankara’da Ali Fuat Paşanın komuta ettiği 12’nci Kolorduya mensubum. Tümenimiz Niğde’dedir. Tümen Komutanımız Kurmay Albay Mehmet Arif Bey’dir. Birinci Tümenin 33’üncü Piyade Alayı Ulukışla’da bulunuyor. Komutanı Albay Mümtaz Bey’dir. Bu alayın 1’inci ve 2’nci Taburları Niğde’dedir. 3’üncü Taburu Kayseri’dedir. Ben 1’inci Taburdanım. Tabur Komutanımız Şükrü Bey’dir. Bu tabura bağlı 1’inci Bölüğe Hikmet Bey komuta etmektedir. Ben onun bölüğündenim. Bu Hikmet Bey, Belemedik üzerine yapılan hücuma katılanlardandır. Onun yardımcısı Mustafa Efendi’dir. Hikmet Bey savaş sırasında yanı başımda şehit oldu. Biz 30’uncu Piyade Alayı’nın 150 kişilik bölüğü olarak, 06 Mayıs akşamı Niğde’den Pozantı’ya geldik. Yalnız 80 Fransız askeri bulunduğunu söylediler. Bize verilen emir şöyledir:
“Ermenileri öldürün, fakat Fransızları esir alın. Onlara dokunmayın. Niğde’den Pozantı’ya gelirken askerî üniformamızı çıkardık. Bizi nizamiye askeri saymıyorlardı. Yalnız feslerimizin üzerine bir hilal konulmuştur. Biz millîciyiz ve gönüllü olarak asker olduk. Niğde’de gönüllü asker yazan bir büro var. Bunların başında Niğdeli Dulsuzzade Ali Bey, Müfit Bey ve Topal Hasip Bey vardı. Pozantı cephesindeki gönüllülerin, yani millîcilerin başı Tekelioğlu Sinan Paşa’dır. Niğde’de 8 top var. 6’sı Pozantı’ya gönderildi. 2’si Kayseri’ye sevk edildi. Niğde’deki ve Bor’daki bütün camiler cephane ve iaşe ile dolu.’
İkinci esir Osman Mehmet’in, Komutan Mesnil’e verdiği ifade tıpkı Himmet İsmail’in verdiği gibidir. Üçüncü esir Karaisalılı Mustafa Ali’dir. Arkadaşı Sofulu köyünden Hüseyin Ali ile birlikte verdikleri ifade şöyledir:
‘Biz sıramız geldiği için Karaisalı’da askere çağırdılar. Kaymakam bize, “evlatlarım sizler milleti ve vatanı kurtaracaksınız” dedi. Biz, millet ve vatan tehlikede olduğu için, Hristiyanlarla savaş etmek istedik. Hepimiz 35 kişiydik. 20’si Pozantı semtine gönderildi. Gelir gelmez ateş hattına girdik ve hücuma geçtik. Bombaları, kullanmasını bilenlere verdiler. Bizim müfrezemizin komutanı jandarma İbrahim Çavuş’tu.’
Esirlerden Aziziyeli Yusuf Harun da şu ifadeyi vermiştir:
‘Bucak’ta inşaat denetçisi Hüseyin ile yola çıktık. Bize komutanımız Hikmet Bey silah verdi. Evvela Belemedik’e geldik ve orada yaptığımız savaşta Fransızları esir ettik. Bizden 15 yaralı vardı. Ölümüzün sayısını bilmiyorum. Yaralılar oradaki Fransız hastanesinde bir Ermeni doktorla, Fransız komutanının esir düşen karısı tarafından tedavi ediliyorlar.’”
09 Mayıs 1920 Pazar
09 Mayıs Pazar gününün olaylarını Binbaşı Mesnil şöyle anlatmaktadır:
“Son derece sıkıntılı bir gün. Saat 07.15’te Adana’daki Piyade Tümeni’nin uçağı garnizonumuzun üzerinde görüldü. Birçok mektup torbaları attı. Hepsi elimize geçti. İçerisinden şu mesaj çıktı:
‘Pozantı Komutanına,
1)Yardım kolunun teşkili ve sevki bazı sebeplerle gecikti. Bunun bir an önce gerçekleşmesi için mümkün olan her şey yapılacaktır. Fakat kati bir tarih bildiremiyorum.
2)İaşenizin son zerresine kadar mukavemet göstereceğinize ve sizlerde bu enerjinin mevcut olduğuna güvenim vardır.
3)Yakında gelecek uçağa aşağıdaki sıraya göre sinyal veriniz. Her şeyi göz önüne alarak yiyeceğinizi tasarrufla ayarlayınız ve kaç günlük iaşeniz kaldığını bildiriniz.
Flamalarla şu sıraya göre cevap veriniz:
Ölen subaylar, yaralı subaylar, ölen erler, yaralı erler, kaybolan erler, ölen Cezayirliler.
Not: Vereceğiniz rakamlar 03 Nisan tarihinden bu güne kadar uğradığımız can kaybını kapsayacaktır. Torosların diğer mevzilerindeki zayiat hesaba katılmayacaktır. Ayrıca, ek olarak sıra ile 3 rakamı da bildiriniz. Piyade mermisi mevcudunuz (binlerce ifade edilecek), makineli tüfek merminiz, top merminiz…
Sizi daima düşünüyoruz.
09 Mayıs 1920
General Dufieux.’”
15 Mayıs 1920 Cumartesi
15 Mayıs Cumartesi günü Tekelioğlu Sinan ile Mesnil arasında mektupla haberleşme yapıldı. Bu haberleşmeleri Binbaşı Mesnil şöyle anlatmaktadır:
“Pozantı’daki garnizona 07 Mayıstan 15 Mayısa kadar Türkler top atışı yapmadılar. 15 Mayıs Cumartesi saat 09.10’da beyaz bayraklı bir Türk postacısı Tekelioğlu Sinan’dan bir mektup getirdi. Belemedik’teki Fransız yaralılarının Ermeni doktorla eşim tarafından tedavi edilmekte olduğunu bildiriyordu. Kendisine şu teşekkür mektubunu gönderdim:
‘Batı Kilikya Millî Kuvvetler Komutanlığına,
Gönderdiğiniz postacı aracılığıyla size bildirmek isterim ki 07 Mayısta elimize düşen askerleriniz rahattırlar ve yaralılar buradaki hastanede tedavi görmektedir. 28 Nisanda Pozantı karşısındaki tepede yapılan savaşta orada kalmış olan bizim yaralılarımızı da tedavi ettirmekte olduğunuzu ümit ederim. İstasyon binaları ile hastanemiz üzerine kırmızı haç ve hilallerle beyaz bayraklar astırdım. Yaralıların tedavi edildiği hastanelere dair milletlerarası antlaşmalara askerlerinizden hürmet edilmesini beklerim.
Mesnil.’”
16 Mayıs 1920 Pazar
16 Mayıs Pazar gününün olaylarını Binbaşı Mesnil şöyle anlatmaktadır:
“Saat 06.30’da Adana’daki piyade tümeninin uçağı garnizonumuz üzerinde General Dufieux’nun şu mesajını attı:
‘Pozantı Komutanına,
20-25 Mayıs arsında şose yolu ile bir yardım kolu Pozantı’ya gelecektir. Yolda uğrayacağı karşı koymalar durumuna göre 20 veya 25 Mayıs tarihleri arasında size ulaşacağını ümit ediyorum. Siz olabildiği kadar birkaç gün daha dayanmaya devam ediniz. Bu iş birkaç günlük meseledir. Pozantı’nın cesur müdafileri, daima büyük sempatilerle düşünmekteyim.
Adana, 16 Mayıs 1920, Dufieux.’”
II. KAVAKLIHAN SAVAŞI: 17-20 Mayıs 1920
Fransızlar, Pozantı’ya ulaşmak, Binbaşı Mesnil ve emrindeki taburu kurtarmak amacıyla bir hafta önce şanslarını denediler. Yarı yola ulaşmadan Kavaklıhan mevkiinde, millî müfrezelerimizin kahramanca savunması karşısında bir adım ilerleyemediler. Büyük kayıplar vererek geri dönmek zorunda kaldılar. Fransızlar, ilk denemede başarısız olunca, Pozantı’ya gitmekten vazgeçmediler. Kendi aralarında yaptıkları değerlendirmede eksiklerini, hatalarını ortaya koydular. Kısa sürede hazırlıklarını tamamladılar. Adana’dan Tarsus’a tank getirdiler.
Kavaklıhan mevkiindeki millî müfrezelerimiz, kısa sürede ikinci bir saldırı bekledikleri için yerlerinden ayrılmamışlardı. Buradan ayrılıp, tekrar geri gelmek zor olacağı için Kavaklıhan’da kaldılar. Çevredeki köylerin misafiri oldular.
İşte bu günlerde Adana ve Tarsus’taki gizli teşkilatlardan haber geldi. Müfrezelerimiz tahminlerinde yanılmamışlardı. Fransızlar tekrar geliyorlardı. İçlerinden pek çoğu, “iyi ki ayrılmadık” dediler. Adana gizli teşkilatından gelen haberde, düşmanın büyük bir hazırlık içinde olduğu, şehirlerde arabalar, köylerde hayvan topladığı ve tank destekli yola çıkacağı bildirilmişti. Tarsus gizli cemiyeti ise havadan uçaklarla, tank ve makineli tüfeklerle kalabalık bir Fransız birliğinin Tarsus’tan hareket ettiğini bildirdi. Bunlar, birinciden daha kalabalık ve tankları vardı. Bu haberler, Pozantı’yı kuşatan 2’nci Tümen Komutanı Yarbay Arif Bey’e ve Kilikya Batı Cephesi Komutanı Sinan Tekelioğlu (Yüzbaşı Ali Ratip) Bey’e de ulaştı. Yarbay Arif Bey, Fransızların bu kadar hazırlığı Pozantı’ya gelmek için yaptıklarını bildiği için Mesnil Taburu’nu teslim olmaları için daha fazla zorlamaya başladı. Bölge Komutanı Sinan Tekelioğlu, bütün gruplara verdiği emirde, bu savaşa hazır olmalarını bildirdi. Kavaklıhan Grubu Komutanı Cemal Efe’ye de Pozantı yolu üzerinde tank tuzakları, barikatlar ve sahte hedefler kurmasını istedi. Cemal Efe, istihkâm subayı olduğu için bunları gayet iyi biliyordu.
Tanklar bu mevsimde Kusun Deresi’ni geçemeyecekleri için anayoldan gelmeleri gerekiyordu. Cemal Efe bunu hesap ederek, Kavaklıhan’ın 1 km uzağında, iki tarafı uçurumlu anayolun birkaç yerinde derin çukurlar açtırdı. Açılan çukurları üzerlerini kapattırdı. Çetelerimiz, uygun mevzilere yerleştiler.
Fransızlar 17 Mayıs 1920 günü Albay Gracy komutasında tank, zırhlı otomobil ve toplarla desteklenmiş büyük bir kuvvetle Yenice ve Tarsus’tan hareket ederek Özbek, Karayayla, Kavaklıhan istikametinde harekâtı başlattılar.
Sinan Tekelioğlu karargâhını İncirgediği köyüne yerleştirdi. Kendisi bir top, 2 makineli tüfek ve yedek süvari, piyade müfrezeleriyle cepheye hareket etti.
Kavaklıhan mevkiindeki millî müfrezeler hazırlıklarını yaptılar. Fransızları beklemeye başladılar.
Çok geçmeden Fransızlar kalabalık bir grup halinde geldikleri görüldü. Ağır ağır dönemeçleri dönüyorlardı. Kafile beklenen noktaya geldi. İlk önce otomobil gibi görünen tanklar, açılan çukura doğru yanaştı. Topçular, toplarını Çamtepe sırtlarına yerleştirip mevzi aldılar. Aynı anda beş uçak Türklerin üzerinde dolaşıyordu. Nerede bir hareket, karaltı veya gölge görse makineli tüfek kurşun yağdırıyordu. Tanklar ilk çukura yaklaşınca durdular. İçlerinden bir tanesi, geri dönüp tepe arkasındaki piyadeleri durumdan haberdar etti. Bir bölük düşman piyadesi çukura geldi ve burada mevzi aldı. Bir kısmı da çukuru doldurmaya başladı. Bu işler yapılırken, iki yanlarını top ve makineli tüfek birlikleri ve havada uçaklar tarafından korunuyorlardı. O an bütün müfrezelerimiz ateşe başladı. Çukurların doldurulmasını engellemeye çalıştılar. Fransızlar silah ve sayı bakımından üstün durumdaydılar. Top atışlarıyla üstünlükleri daha da artıyordu. Savaş bütün yoğunluğuyla devam ediyordu. O an millî müfrezelerimizin sağ tarafına Türkistanlı Hacı Yoldaş çok ustaca kullandığı makineli tüfeği ile bir Hızır gibi yetişti. Makineli adeta ölüm saçıyordu. Fransızlar neye uğradıklarını şaşırdılar. Çukurları doldurmaya çalışan askerler birer birer devrildiler. Çukur doldurmayı bırakıp, kendilerini tepenin arkasına atmaya çalıştılar.
Kahraman çetelerimiz gün boyu aç, susuz yılmadan ve usanmadan çarpıştılar. Hava kararınca, silahlar birer birer sustu. Fransızlar gece karanlığından yararlanarak çukuru doldurdular. Sabahın erken saatinde bütün silahlarıyla taarruza geçtiler. Birinci çukur gece doldurulduğu için onu geçtiler. Kavaklıhan’a yakın olan ikinci çukura kadar ilerlediler. Cemal Efe’nin savaş oyunu burada kendini gösterdi. Cemal Efe bu çukurun üzerini öyle bir şekilde kapatmıştı ki, Fransızları korkuttu. Çukurun üzerine konan varil ve kazan ağızları, düşmanın geliş yönüne çevrilmişti. Bu da şüpheyi arttırıyordu. Bombalı tuzak olmasından çekiniyorlardı. Tanklardan inen askerler bir türlü çukurun yanına yaklaşamadılar. Tanklar da uzakta kaldılar. Gerçeği öğrenemediler. Fransız komutan, askerlerin ilerlemesini istiyordu. Müfrezelerimiz buna izin vermediler. Bir anda ortalık silah sesleriyle çınlamaya başladı. Müfrezelerimiz, Fransız askerlerini kurşun yağmuruna tuttular. Fransızlar yaralı askerlerini zar zor tanklara taşıdılar. Tepenin arkasına kaçmayı başardılar.
İkinci Kavaklıhan Savaşı’na Kavaklıhan Grubu’nun bütün müfrezeleri katıldı. Rifat Bey komutasındaki Çakıt Grubu katıldılar. Tarsus Grubu’ndan Molla Kerim komutasındaki Çeliktaş Müfrezesi, Veli Haşim komutasındaki Tozkoparan Müfrezesi Tarsus çayını kayıkla geçerek Çanaktepe’den düşmanın sol kanadına aniden baskın yaptılar. Bu beklenmedik yaylım ateş, düşmanı zor durumda bıraktı.
Savaş 3 gündür devam ediyordu. Fransızlar yine ilerleyememiş, Kavaklıhan’ı geçememişlerdi. Geçseler, ileride daracık bir geçit olan Gülek Boğazı vardı. Fransızların moralleri yine bozulmuştu. Cemal Efe, Molla Kerim ve Veli Haşim ile görüştü. Bir gece baskını yapılmasını kararlaştırdılar.
Bu karar üzerine Kavaklıhan Grubu’ndan seçilen 25 fedai çete Zekeriya Karayaylalı komutasında, Tarsus Grubu’ndan seçilen 25 fedai çete de Kuradacılardan Hamza Çavuş komutasında 20/21 Mayıs gecesi büyük bir dikkatle, sessizce düşman karargâhına karşıdan ve sol kanadından baskın yapacaklar, ateş açacaklardı. Düşmanın moralini bozmak, baskının kapsamını büyük göstermek için geriye kalan müfrezeler bulundukları yerlerden bu baskını destekleyeceklerdi.
Gece geç saatlerde baskın büyük bir ustalıkla ve başarıyla yapıldı. Sayı ve silah üstünlüğüne rağmen başarılı olamayan Fransızlar, büyük kayıplar verdiler. İkinci defadır Pozantı yolunda başarılı olamadılar. Sonunda Albay Grasi ümidini tamamen kaybetti. Çekilmeye başladı. Albay Grasi geri çekilme emrini vermişti, ama geri çekilme yolunda pusudan korktuğu için, anayoldan gidemedi. Yaralı askerlerini toplayıp Çatal köyü üzerinden Adana’ya dönmeye çalıştı.
İkinci Kavaklıhan Savaşı’na katılan Cemal Efe bu savaşla ilgili hatıralarında şunları anlatmaktadır:
“Silah sesleri kesilmiş, Türk Milletine ilk zafer müjdesini vermişti.
Ben en müşkül zamanımızda imdadımıza koşan bu kahramanların alınlarından öpmek ve bu kahraman müfrezelerin komutanlarını görmek için Kayadibi’ne gitmiştim. Orada Çukurova’nın yetiştirdiği sayısız kahramanlardan ikisi ile Molla Kerim ve Veli Haşim’le tanıştık. Henüz ortalıktan çekilmemiş olan kan ve barut kokuları arasında kucaklaşarak öpüştük. Bu savaşın kazanılmasında en büyük şeref hissesinin kendilerine ait olduğunu söylediğim zaman, Veli Haşim, “Şeref Türk’ün, Çukurovalılarındır. Ben yalnız vazifemi yaptım. Türk vatanının her köşesi bizim müdafaa cephemizdir. Top seslerini işitince emir beklemeden Molla Kerim’le beraber yola çıktık” dedi. Buradaki savaşa iştirakini Veli Haşim şöyle anlattı:
“Bütün bir gece yürüyüş yapıp ırmağı geçtik. Çanaktepe arkasına geldik. Sabahleyin erkence mevzi seçmek üzere yanıma bir manga asker aldım. Çanaktepe’ye çıkıyordum. Tepeye çıkar çıkmaz öbür taraftan tepeye çıkmakta olan düşman süvarileriyle ansızın karşılaştık. Derhal mangaya ateş açtırdım. Altı düşman süvarisi öldürüldü ve diğerleri kaçtılar. Ben mevzi seçerek müfrezeyi yerleştirdim. Ateşimizle düşman piyadesinin çevirme harekâtı durduruldu. Biraz sonra baktım ki bir düşman makinelisi, karşısında top olmadığı için açıkta mevzi almış olan kendi toplarına ateş açtı. Sonradan anladım ki, bizim askerlerden altı kişi ölen Fransız süvarilerinin elbiselerini giyerek içlerine sokulup, ansızın numara askerlerini süngüleyip top başına geçir ateşe başlamışlardır. Bu topun mermi yağmurunun ansızın kesilmesinin sebeplerini şimdi anlamış bulunuyorum.”
Düşman kuvvetlerinin komutanı olan Fransız subayı savaşta çektiği sıkıntıları şöyle anlatmaktadır:
“Zaman oldu ki, dört tarafa ateş açmak zorunda kaldım. Top başındaki numara erlerim süngülendi. Bunların yaptığı işler insanın yapabileceği şeyler değil, bunlar insanüstü yaratıklardır.”
Fransızların kendilerine göre kayıpları 3 subay, 118 askerden ibarettir. Bizim kaybımız ise 6’sı Tarsus Grubu müfrezelerinden olmak üzere 10 şehit ve 12 yaralıydı.
Batı Kilikya Komutanı Sinan Tekelioğlu, Heyeti Temsiliye’ye gönderdiği raporunda, düşman kuvvetlerinin 5.000 piyade, 3 batarya sahra topu, 2 batarya dağ topu ve çok sayıda makineli tüfek olduğunu bildirmektedir. Diğer taraftan Harp Tarihi Enstitüsü’nün Güney Cephesi kitabında bu kuvvet bir topçu taburu, 2 süvari bölüğü ve takviyeli 2 piyade alayı olarak gösterilmektedir.
25 Mayıs 1920 Salı
General Dufieux, Mesnil taburunu kurtaramayacağını anlayınca, onları kaderiyle baş başa bırakmak zorunda kaldı. General, son olarak Binbaşı Mesnil’e bir mesaj göndererek, yarma hareketiyle Pozantı’dan çıkmalarını, dağlar arasından Namrun (Çamlıyayla) yönünde ilerlemesini ve Mersin’e geçmesini bildirdi. Ayrıca teslim olup olmamakta serbest olduğunu da hatırlattı.
General Dufieux’nun, Mesnil’e gönderdiği mesaj şöyledir:
“Pozantı Komutanına,
1) Size yardımcı olarak yola çıkartılan askerî kollar, arazisinin zorluğu yüzünden, Türklerin kuvvetli direnişini kıramadı. Bu girişimi bir kere daha tekrarlamak imkânı bende yok. Başkomutanın da bana bu konuda ilave kuvvet ve mühimmat vereceği zamanı kestiremiyorum.
2) İaşe ve mühimmat durumunuz sizi bir karar vermeye zorlarsa, tavsiyem geceleyin abluka hattını yararak Gülek ovası, Namrun, Değirmendere yönünde Karacailyas yolu ile Mersin’e varabilmeyi planlamalısınız. Bunu yaparken, halen Tarsus ile Çamalan arasında toplanmış olan büyük Türk kuvvetlerinden sakınmalısınız.
3) Beraberinizde getiremeyeceğiniz bütün malzemeyi tahrip ediniz.
4) Bu hazırlıkları yaparken düşmanı şüphelendirecek en küçük hareketlerden bile çekinmelisiniz. Hatta bu durumu askerlerinize, hareketinizden pek az evvel bildirmelisiniz.
5)Yolda size bazı teklifler yapılırsa, Türk hilesinden sakınınız.
6)Pozantı’nın cesur savunucularını heyecanla selamlıyorum. Çünkü onlar uzakta bulunan vatanlarına layık olarak çalıştılar.
Adana, 25 Mayıs 1920
General Dufieux”
General Dufieux’nun bu son mesajı ile ilgili olarak Binbaşı Mesnil, düşüncelerini ve kararlarını hatıra defterine kaydetmiştir. Komutan içinde bulunduğu durumun yorumunu yaparak Pozantı’dan çıkış planını belirlemiştir. Bu bilgiler şöyledir:
“1) Bu sabah aldığım mesaj bize yeni bir yardım gelmesi ümidini artık vermemektedir. Ayın 20-25’i arasında buraya geleceği bildirilen kuvvetten karşımızdaki Türklerin hiçbir endişesi kalmadığına göre, Millî Kuvvetlerin bütün gücü bana karşı yönelecektir. Zaten iki günden beri Tarsus’tan Pozantı’ya gelmekte olduğu haber alınmıştır.
2) Haziranın 6’sına kadar yetebilecek iaşem var. Fakat cephanem bir hücumu karşılamaya ve yola çıkmaya yetecek miktarda değildir. Eğer Mersin’e gitmek için yeni bir hücumu beklersem, yolda vermemiz muhtemel bir savaş için cephanem yetersizdir. Esasen, Pozantı’dan dışarı çıkıp çemberi yarınca yolda bir savaşa girişilmesi muhakkaktır.
3) Şimdiye kadar verdiğim can kaybı az değildir. Özellikle son günlerde 40 ölü, 76 yaralı, 11 kaybımız vardır. Bunlar kuvvetimin azalmasına sebep olmuştur.
4) Pansuman eşyaları ile ilaçlarımız tükenmiştir. Hâlbuki gün geçtikçe yaralı sayısı artmaktadır.
5) Pozantı’da kalacak olursam, şose ve tren yolunun kavşaklarını tutarak Türklere sıkıntı verebilirim. Fakat Türkler hücumlarını tekrarlarsa onları kısa bir süre için püskürtsem bile, cephanesizlikten dolayı ablukayı yarmaya teşebbüs edemem. Böyle bir hücum olsa bile sonunda 11 gün sonra tamamen iaşesiz kalacağım.
6) Yukarıdaki değerlendirme karşısında zaman geçirmeden Pozantı’yı terk etmeliyiz. Buradan ne kadar erken çıkarsam, o kadar fazla mühimmat götürebileceğim gibi kuşatmayı yararken karşımda daha az Türk kuvveti bulacağıma inanıyorum. Zira Türklerin bir kısmı Adana ve Tarsus’tan bize yardım için yola çıkarılan Fransız kuvvetleri ile meşgul bulunmaktadır. Bunlar henüz Pozantı çevresine büyük kuvvetlerle dönmemişlerdir.
7) Mersin’e ulaşabilmem için şunları yapmam gereklidir:
a) Pozantı kuşatma hattını yarmak.
b) Türklerin tutması muhtemel noktalardan mümkün olduğu kadar kaçınmak, mümkün mertebe meskûn olmayan yerlerden, özellikle karlarla örtülü dağlık araziden geçmek.
c) Türklerin Mersin kuzeyinde ve doğusunda bulunan kuşatma hattını kırmak.
8) Pozantı’da kalmakta devam edersem er geç teslim olmaya mahkûmum. Eğer Mersin’e ulaşmaya çalışırsam, bu tutum askerlerimin mükemmel maneviyatı sayesinde belki başarıya ulaşabilir. Bu itibarla bu şansı denemek fikrindeyim.
Kafamda –lehte ve aleyhte yaptığım- bir eleştirmeden sonra vardığım karar üzerine, 25 Mayıs 1920 tarihinde ve öğleden sonra taburuma hazırlık emrini verdim.”
Pozantı’dan Çıkış Kararı
26 Mayıs 1920 Çarşamba
Pozantı’daki Fransız işgal gücünün komutanı Binbaşı Mesnil, Adana’dan gelen uçaktan aldığı son mektubun değerlendirmesini yaptı. General Dufieux’nun tavsiyelerini göz önünde bulundurdu. Kendi açısından da tek çare, Pozantı’dan çıkarak Mersin’e ulaşabilmeye çalışmaktı. İkinci çare ise teslim olmaktı. Gerçi General Dufieux bu konuda Komutan Mesnil’i serbest bırakmıştı. Ama o teslim olmayı kendisine yakıştıramıyordu. Komutan ve buradaki taburu Almanlar karşısında büyük kahramanlıklar göstermişti. Burada da aynı başarıyı gösterebilirler. Bu sebeple teslim olmak istemiyordu. Şimdiye kadar Pozantı’yı kahramanca savunmuştu. Türk kuşatmasını da kahramanca yarıp geçerek yoluna devam edebilirdi. Komutan Mesnil’i ve taburunu serüvenli bir yolculuk bekliyordu.
Fransız Binbaşı Mesnil, Pozantı’dan çıkışı konusunda şunları anlatmaktadır:
“Generalimiz aylardan beri savunduğumuz Pozantı’yı terk için gönderdiği mesajda mümkün olduğu takdirde, Mersin’deki Fransız kuvvetleri ile birleşmek üzere, ablukadan kurtulma yollarını araştırmamı bildirdi. 26/27 gecesi Pozantı’yı terke karar verdim. Bizim harekâtımızın Türkler tarafından katiyen sezilmemesi gerekliydi. Onun için bütün hazırlık, hareketsiz olarak yapıldı. 25/26 Mayıs gecesi sabaha kadar çalıştık. 26 Mayıs günü de askerlerimize dinlenme imkânı verdik.
Nakli mümkün olamayan malzemeyi Pozantı ırmağına attık. Bunların su yüzüne çıkmamasına dikkat ettik. Türklerin kuşkulanmaması için hiçbir malzemeyi yakma yoluna gitmedik. Çünkü çıkacak duman onlara bazı fikirler verebilirdi. Seyyar mutfaklar, son yemekten sonra tahrip edilerek Pozantı’da bırakıldı. Askerlere 26 Mayıs akşamı yemeğini saat 18.00’de verdik. Her askere hareketinden önce 4 günlük konserve et, bisküvi, şeker, kahve, şarap dağıttık. Bunları askerler bizzat taşıyacaklardı. Ayrıca iki günlük iaşemizi hayvanlara yükledik. Bu suretle 6 günlük iaşemiz bizi Mersin’e kadar idare edebilirdi. Ancak yürüyüş 7 gün sürebileceğinden, sarfiyatın buna göre ayarlanmasını bölüm komutanlarına bildirdim.
Bütün cephaneler askerlere dağıtıldı. Askerlere bez elbiseleri verdik. Bez elbise yetişmeyen askerlerimize çuha elbiseler dağıttık. Battaniyeler askerlerin boyunlarında götürülecekti. Kaputlar da torbalar gibi dürülüp askerlere dağıtıldı.
Yola çıkma saatinden itibaren herkesin tek düşüncesi düzenli surette ve mümkün olduğu kadar sessizlik içerisinde süratle ilerlemekti. Yola çıktığımız sırada tüfek ateşleri bizi durduramayacak ve onlara karşı büyük bir hücuma geçmeyecektik. Zira beraberimizde aldığımız cephaneler ancak bir savaş için kâfi geliyordu. Bu bakımdan boş yere cephane harcanmaması gerektiğini ilgililere tebliğ ettim. Bu geceden itibaren hayvanlara lüzumlu malzemeler yüklendi ve bütün hazırlıklar göze çarpmayacak şekilde tamamlandı.”
Hazırlık
Binbaşı Mesnil, Pozantı’dan çıkmadan önceki hazırlıklarını şöyle anlatmaktadır:
“Subayları topladım. Kadınhanı’na (Kadirhanı’na) kadar şoseyi izleyeceğiz. Orada İbrahim Paşa tabyasını yolun batı tarafında bırakarak, Bulgar Madeni yolu, Çayırgediği, Karboğazı, Devetepe, Gâvurbahçe, Namrun (Çamlıyayla), Tabura mahallini bilen gönüllü iki Rum’u rehber olarak seçtim. Bunlardan biri Çayırgediğe kadar gidilecek yolu bilmekteydi.
Belemedik, Kadirhanı ve Pozantı’daki can kaybımız dolayısıyla taburun subay ve askerlerinden hayli fireler vermiştik. Hareket gününde mevcudumuz şöyle idi:
9 subay, 696 asker, 1 yaralı subay, 8 yaralı asker, 4 süvari, 44 Rum ve Ermeni (siviller), 39 Türk esirleri (4’ü savaş esiri), 10 ağır yaralı.
Bu ağır yaralılar bir hastabakıcı ile Pozantı’da bırakılmıştı. Millî Kuvvetler Komutanının insanî hislerine hitap ederek, yaralıları tedavi ettirmesi için hastaneye bir mektup bıraktım.”
Pozantı’dan Çıkış
26/27 Mayıs 1920
Binbaşı Mesnil, Pozantı’dan çıkma kararı alıp hazırlıkları tamamladıktan sonra sessizce Türk kuşatması arasından geçmiş, ama çok uzaklara gidemeyerek teslim olmak zorunda kalmıştır. Mesnil, bu olayları özetle şöyle anlatmaktadır:
“26 Mayıs 1920 Çarşamba – 25/26 Mayıs gecesi, beraberimizde götürülmesi mümkün olmayan araç ve iaşenin tahribi yapıldı. Genellikle bıraktığımız yiyeceklere gaz döküldü. Şarap fıçıları delindi. Seyyar mutfak arabaları tahrip edildi. Saat tam 20.00’de kolbaşımız Pozantı’dan hareket etti. 20.10’da ansızın şiddetli bir hücuma uğradık. 4 siperi işgal eden Türklerle Cezayirli askerlerimiz kısa bir çarpışma yaptılar. 5 yaralımız, 4 kaybımız var.
Saat 20.55’te öncülerimiz Tarsus şosesini tuttular. İlk vardığımız han bomboştu. Tekir yaylasına doğru ilerlerken iki kervana rastladık. Bunlara millî kuvvetlere hareketimizi haber vermemeleri için beraberimizde alıp esirler kafilesine kattık. Ay ışığı yolu gayet güzel aydınlatıyordu. Buna memnunuz. Zira yolun bazı yerlerinde yürüyüşü tehlikeye düşürecek ve zorlaştıracak çukurlar mevcut.”
Kar Boğazı Zaferi: 26-28 Mayıs 1920:
Fransız İşgal Komutanı General Dufieux (Dufyo), Pozantı’yı işgal eder durumdayken, Tarsus-Pozantı arasındaki bölgeyi Kuvayi Milliye hâkim olunca, bir anda kuşatma altında kalan Binbaşı Mesnil ve taburunu kurtarmak istiyordu. Bunun için Fransızlar üst üste iki defa deneme yapmalarına rağmen başarılı olamadılar. Her iki denemede de, büyük kayıplar vererek yarı yoldan döndüler. Bu durumda General Dufieux (Dufyo) ve Adana’daki Fransız yönetimi, Pozantı’ya ulaşabilme ümitlerini kaybettiler. Pozantı’ya gitmek için üçüncü bir deneme yapmayı göze alamadılar. Ama başka bir karar aldılar: Mesnil ve taburu Pozantı’dan çıkmalıydı. Pozantı’dan çıkamayan Binbaşı Mesnil’e, Pozantı’ya gidemeyen Fransızlar uçakla haber gönderdiler. Uçaktan attıkları bir şişe ile Binbaşı Mesnil’e gönderilen mesaj şöyledir:
General Dufieux (Dufyo), şimdiye kadar yapılan teşebbüslerin başarısızlığından bahsederek, kendisinin ya Türklere teslim olmasını veya Pozantı kuşatmasını yarıp çıkmasını tavsiye etti. Eğer çemberi yarıp çıkabilirse, Karageçit-Çamlıyayla-Gözne yoluyla Mersin’e gelebileceğini yazdı. Bölgenin Kuvayi Milliye kontrolünde olduğu için anayolu kullanmanın tehlikeli olduğunu, patikalardan ilerlemesi gerektiğini bildirdi. Mersin’e yaklaştığı takdirde denizden destek ile kendisinin Mersin’e girmesine yardımcı olacaklarını açıkladı.
Pozantı’yı çembere alıp, Binbaşı Mesnil’i teslim olmaya zorlayan Yarbay Arif Bey’in 2’nci Tümen’i pek kuvvetli değildi. Kavaklıhan Grubu müfrezeleriyle işbirliği yapıyordu. Müfrezeler savaşa katıldıkları için Arif Bey iyice yalnız kalmıştı. Binbaşı Mesnil komutasındaki Fransız Taburu, aldığı emri uygulayarak 26 Mayıs 1920 gecesi çemberi aşıp Pozantı’dan çıktı. Toros Dağları’nda patikalardan geçerek yol aldı. Pozantı-Elmalı Boğazı-Karboğazı-Kermeç-Delmeli Mezarlık-Karageçit-Çamlıyayla-Gözne hattında ilerleyeceklerdi.
Pozantı’daki kuşatma birliği ile telefon tertibatı tesis edilmiş olduğundan bu sayede kuşatma durumu hakkında Karaisalı’daki komutanlık karargâhına raporlar verilmekte ve bu raporları Karaisalı Jandarma Komutanı Üsteğmen Hasan Fehmi (Akıncı, Kara Afet) Bey, komutanlığa sunmaktaydı. 26 Mayıs 1920 günü kararlaştırılan rapor verme saati üzerinden hayli zaman geçtiği halde bir haber alınamamıştı. Bölgede Kara Afet adıyla anılan Hasan Fehmi Bey, rapor alınamamasından kuşkulanarak Çamalan Jandarma Takım Komutanı Teğmen Hafız Mehmet Tevfik Bey’i telefonla aradı. Çamalan aslında Tarsus’a bağlıydı. Ancak Tarsus Fransız işgali altında olunca, Karaisalı Karakolu’na bağlanmıştı. Hasan Fehmi Bey, Hafız Mehmet Tevfik Bey’e durumu telefonla açıkladıktan hemen sonra Pozantı istikametine 2 süvari çıkarıp durumu öğrenmelerini bildirdi. Bir süre sonra yanlarında telemetre bulunan bir Fransız askeriyle döndükleri haberi alındı. Az sonra da Takım Komutanı, “Şimdi bucak (nahiye) merkezine gelen Kumdere köyünden Kumcu Veli adındaki şahsın Fransızların Pozantı’dan çıktıklarını ve rastladıkları kimseleri de yanlarına alarak şosenin batısındaki sarp arazi üzerinden batıya doğru ilerlediklerini” bildirdiğini söyledi.
Binbaşı Mesnil ve taburu Pozantı’dan çıktıktan sonra, yolda rastladığı köylüleri kadın, erkek demeden yanlarına alıyorlardı. Bunun en önemli sebeplerinden birisi, Fransızlar araziyi bilmedikleri için her an kaybolabilirlerdi. Veya beklemedikleri bir anda Türklerin tuzağına düşebilirlerdi. Yolda rast gelip yanlarına aldıkları kişilerden biri Panzınçukuru’ndan Hasan eşi Hatice Hanım ile Veli adlı bir köylümüzdü. Fransızlar, bunlara yol göstermeleri karşılığında hayatlarını bağışlayacaklarını ve hatta para verebileceklerini söylediler. Onları yol göstermeleri konusunda ikna etmeye çalıştılar. Can korkusuyla kabul ettiler. Veli, Hatice Hanım’a, fırsatını bulunca kaçmasını ve millî kuvvetlerin Karboğazı-Panzınçukuru çevresine gelmelerini tembih etti.
Fransız Taburu, Veli’nin rehberliğinde Karboğazı mevkiine doğru, anayoldan uzakta, dağların arasında, sarp kayaların geçit vermez patikalarından ilerlemeye başladılar. Hatice Hanım bir fırsatını bulup kaçtı ve durumu köylülere haber verdi.
Hasan Fehmi Bey durumu cephe komutanlığına bildirdi. Sinan Tekelioğlu, kendisine şu yazılı emri verdi:
“Jandarma Takım Komutanı Hasan Bey’e,
Pozantı cephesini yaran düşmanın tevkifi ile imhası maksadıyla tahrik edilen bilumum kuvvetlerin komutanlığını üzerinize alarak düşmanın Çamalan’dan Tarsus’a doğru ilerlemesine mani olunuz.
Kilikya Batı Mıntıkası Genel Komutanı
Tekelioğlu Sinan”
Bu emri alan Karaisalı Jandarma Takım Komutanı Kara Afet Hasan Fehmi Bey, Gülek Takım Komutanı’na, mevcut kuvveti ile düşmanla temasa gelmesini ve kendisinin kuvvetli bir müfreze ile hareket etmek üzere olduğunu telefonla bildirdi. Ayrıca Çamalan Nahiye Müdürlüğü’nden de 40 kişilik müfrezesi için yiyecek ve yer temin edilmesini istedi.
Kara Afet adıyla anılan Hasan Fehmi Bey, Kara Bomba adını verdiği müfrezesiyle sıkı bir yürüyüş ile Çamalan’a geldi. Bir gün sonra, 27 Mayıs 1920 günü yapılacak harekâta hazırlanmak için burada birliğini dinlendirdi.
Gerek Kara Afet Hasan Fehmi Bey’in talimatı ve gerekse Hatice Hanım’ın getirdiği haber üzerine Gülek’te hareketli saatler yaşandı. Gülek’ten ve çevre köylerden toplanan vatanseverler, Fransızları takibe başladılar. Bunlar arasında Hamit Hoca, Şahbaz Yusuf, Dubaracı Mehmet, Ahmet Çavuş, Gülekli Piyade Ali, Hacı Hüseyin Ağa, Tırlık Molla Mehmet ve yanlarına toplayabildikleri 23 kişi vardı.
Hasan Fehmi Bey’den düşmanla temas etmesi için emir alan Çamalan Jandarma Tabur Komutanı Teğmen Hafız Mehmet Tevfik Bey, maiyetindeki jandarmalar ve Gülek’ten bazı gönüllülerle harekete geçti. Yanındakiler Gülekli Kemal, Gülekli Fettah ve Cevdet Çavuş idi. Aydınlı Yörüklerin çadırlarına uğrayıp 10 kişiyi yanlarına aldılar. Böylece toplam kuvvet 44 kişi oldu.
Fransızlar da Tekir yolundan ayrılarak Elmalı Boğazı’na giden yolu takiben Karboğazı mevkiine gelmişlerdi. Burada karargâh kurarak dinlendiler.
Çamalan Jandarma Tabur Komutanı Hafız Mehmet Tevfik Bey ve gönüllülerle
27 Mayıs 1920 Perşembe
Binbaşı Mesnil, bütün zorluğa rağmen Mersin’e doğru yapılan yolculuğa devam etmektedir. Bu yolculuğu şöyle anlatmaktadır:
“27 Mayıs 1920 Perşembe- Gece yarısından 50 dakika sonra taburumuzun kolbaşısı, Tarsus yolunu bırakarak Bulgar Madeni yoluna saptı. Bu yol, İbrahim Paşa tabyasının yanından geçiyordu. Çok taşlı ve geçilmesi güç bir sel yatağını takip ediyoruz. Buralarda hayvanların bizimle beraber geçmesi zorlaşıyordu. Yolun elverişsiz oluşu yüzünden, kolbaşı ile artçı kuvvetimiz arasında bir saatlik mesafe vardı. Rehberimiz bizi 7.30’da yemyeşil bir sahaya götürdü. Burada 15 kadar aşiret çobanına rastladık. Su yerini göstermek için, bunlardan birini emrimize aldık. Karla örtülü dağlar pek yakınımızdaydı. Rehberimiz, Karagöl’e vasıl olmak için, Koçhan dağından dolaşmak lazım geldiğini, bunun da 24 saat sürebileceğini söyledi. Bu yoldan gittiğimiz takdirde, kaybedeceğimiz vakitten, düşmanın haber alıp bize yetişebileceğini düşünerek vazgeçtim. Fakat geçeceğimiz yerlerin tamamen karla kaplı olduğu anlaşılıyordu. Elimizdeki İngiliz haritasını açtım. Karşıda görünen bir patika yolu buldum. Köyün muhtarına, bu patika yoldan, bizi Çayırgedik’le Karagöl arasına götürmesini söyledim. Bu köylü bana, 8 gün evvel oraya gittiğini ve tamamen kalın kar tabakaları altında bulunduğunu söyledi. 14.15’de yürüyüş kolu hareket etti. Saat 16.00’da müthiş bir fırtına, patikadan boğaza geçişimizi güçlendirdi. Malzeme ve iaşe yüklü birkaç hayvanımız uçuruma yuvarlandı.
Saat 19.00’da, boğazın öbür tarafındaki, küçük bir çaya vardık. Çay kenarında çoban kulübeleri vardı. Sürülerini bırakan çobanlar, büyük korku içerisinde bizden kaçtılar. Gerek tercümanımız, gerek rehberimiz korkmamaları, yanımıza gelmeleri için arkalarından bağırdılar. Bize keçi, süt ve yoğurt satabileceklerini söylediler. Girdiğimiz küçük bir köyde insandan eser yoktu. Bu canımı sıktı. Çünkü buradaki adamlar kaçarak, bizim nerede olduğumuzu, Türk askerine ihbar edebilirlerdi. Burada bir süre mola verdik. Bulunduğumuz yerden Yeniköy’e ve oradan Namrun’a gidebilmemiz için 3710 m yükseklikteki bir dağın sırtını dolaşmak gerekiyordu. Geceden faydalanarak bu dağ yolunu geçmeyi subaylarıma teklif ettim. Hepsi itiraz ettiler. Onların mütalaaları, askerin yorgunluğu sebebiyle istirahat verilmesi merkezindeydi. Aslında yüklü hayvanlarda dar olan boğazı geçerken çok yorgun düşmüşlerdi. Burada geceyi geçirmek üzere emniyet tedbirleri alındı. Yarın saat 4.00’da yola çıkma emri verdim.
28 Mayıs 1920 Cuma
Binbaşı Mesnil, Mersin’e ulaşmak için çıktığı yolculuğa, bütün zorluklara rağmen devam ediyor. İçinde bulunduğu kötü şartlarla mücadele etmeye kararlıdır. Tehlikelere karşı dayanarak, bu umutsuz yolculuğu sürdürmek istemektedir. Cuma günü ile ilgili yaşananları şöyle anlatmaktadır:
“Bu gece hiç istirahat edemedik, 5 saatten fazla ve fasılasız yağan şiddetli yağmur askerlerimizi perişan etti. Ayakta duramayacak kadar soğuk vardı. Askerler ısınma için, gezinerek ısınmaya mecbur oldular. Bununla beraber, kader birliği ile şenliklerle Pozantı’dan çıkmıştık. Bugünkü ulaştığımız mevki bize emniyetli gibi görünüyordu Ancak dün yürüyüşe geçtiğimiz zaman önümüzden firar eden köylülerin durumundan şüpheleniyordum. Bunların düşmana haber verdiklerinden endişelenen askerlerimiz mukadder bir savaşçı bekliyorlardı. Muhtemelen bizim bundan sonraki yürüyüşümüzde belki yeni bir engelle karşılaşacaktık.
Sabah 4.00’da kolbaşımız yola çıktı. Takip ettiğimiz geçit, biraz sonra dar bir boğaza girdi. Bu boğazın yamacı sarp kayalarla kaplıydı. Bunlardan hayvanlarla geçilmesi ve biran evvel bizim askerimiz tarafından tutulması gerekliydi. Bizim Namrun’a yetişebilmemiz için, önceden bilmediğimiz, keşfedemediğimiz, arızalı araziden mecburen geçiyorduk. Elimizde yalnız 1/250000 ölçüsünde bir İngiliz haritası var.
Saat 5.40’da öncü kolunun arkasından bir silah sesi geldi. Bunu takiben öncü kuvvetimiz toplu bir yaylım ateşine tutuldu. Bu ateş biraz sonra bütün yürüyüş kolu uzunluğunca yayıldı. Manevra yapılması kabil bir arazide değildik. Büyük bir pusu karşısındaydık. Derhal öncülere, geçidin en dar olan bu noktasından süratle uzaklaşarak ilerlemesi emrini verdim. Yürüyüş koluna da öncüleri takip etmesini bildirdim. Ümit ettik ki, düşman geri çekilerek daha uzaktan yolumuzu kesmeye çalışacak, bu suretle taburun bakiye kısmı kurtulacaktı. Her ne kadar ilk ateşle bize büyük telefat verdiyse de, ileri yürüyüşümüzü hızlandırmaya da vesile oldu. İlk bakışta, lehimize bir sonuç alacağımızı ummuştum. Maalesef birkaç yüz metre ileride, daha fazla düşman grubu ile karşılaştık. Bunlar kayaların aralarına önceden iyice gizlenmişlerdi. Bunlara silah atmak kabil olmuyordu. Bununla beraber, Cezayirli askerlerim bir kaya üzerine tırmanmaya muvaffak olabildiler. İki ağır makineli tüfek sipere girdi. Birkaç top mermisi atılabildi. Fakat bu sırada bir makineli tüfeğimiz bozuldu. Katırlarımız ve sürücülerimizin o anda ölmeleri ve yaralanmaları işimiz güçleştirdi. Savaş başladıktan yarım saat sonra öyle bir yere vardık ki yamaçları daha az sarptı ve manevraya müsait görünüyordu. Öncülerin bir kıtası, aynı istikametle hareket ettirilerek düşmanın dikkati onların üzerine çekilecekti. Bu planın süratle uygulanması ile derenin sağ tarafında bulunan 400 metrelik bir platodan geçerek daha batıda bulunan bir küçük tepe üzerine tekrar toplanacaklardı. Bu suretle çemberden kurtuluş hareketi öncü piyadelerimiz için müspet netice verdi. Fakat sürücüler, katırlar, toplar, ağır makineli tüfekler, maktul düşmüş veya yaralanmış olduklarından, taburum bakiye kısmı boğazın en dar yerinde sıkışıp kaldı. Boğazın bu kısım kayalar ve dere içerisine devrilmiş ağaçlarla kapanmıştı. Bir taraftan bütün hızı ile dereden geçen sel bize rahat vermiyordu. Katırlarımızın cesetleri küme küme bir köşeye takılmıştı. Düşman, bu noktayı çok iyi biliyor ve yaylım ateşini bu hedefe yöneltiyordu.”
Kayıp Çoğalıyor
“Artçılarımız kolu kurtarmak için büyük gayret gösterdilerse de başarıya ulaşamadılar. Sağ kalan sürücüler, yürüyecek haldeki yaralıları yanlarına alarak bana getirdiler. Türkler bizim karşı kıyıya yapacağımız toplama gayretini sezdi. Bizden evvel bu yeri süvarileri ile işgale başladı. Subay ve nefer olarak verdiğimiz telefat çok fazlaydı. Kalan sağlardan süratle üç grup teşkil ettim. Birinci grup (öncüler) Yüzbaşı Jouse, ikinci grup Üsteğmen Delevire, üçüncü grup Cezayirli bölüğü komutanı Yüzbaşı Bertrand komutasındaydı. Yürüyüş açısı 250 derece olarak tespit edildi. İstikametimiz, herkese gösterilen bir tepe idi. Öncüler ikinci bir tepeyi işgal etmeden birinci tepeyi bırakmayacaklardı. Arazi son derece arızalıydı. Askerlerin yorgunluğu nedeniyle, akşam karanlığına kadar 20 kilometrelik bir yol geçilmesi bile mümkün olmayacaktı. Bu yürüyüş temposu ile haritada bulunduğumuz Namrun yakınlardaki dağlardan geçmek ve oradan Mersin’e bir yol aramak mümkün değildi. Bununla beraber biz sonsuz bir azim gösteriyorduk. Arkamızdan bizi takip eden düşmanın bir ara tereddüt geçirmekte olduğu zannındaydık. Çünkü ateş kesilmiş olduğundan hareketlerimize düşmanın karşı koyamayacağını sanıyorduk.”
Kuşatma
“Çok geçmeden ateş hattından fırlayan Türk süvarileri bizim yanlarımızdan ve arkamızdan yetiştiler. Öncülerimiz, bu esnada ikinci bir tepeye ulaşmıştı. Fakat bu sırada üçüncü bir tepede birkaç süvari göründü. Diğer taraftan artçı bölüğümüz, arkamızdan birden bire çıkan düşman piyadeleri ile karşılıklı ateşe tutuldu. Onlara karşı mukabele edemiyorduk. Çünkü yerleştikleri yerler bizim askerlerimizin tırmanmaya mecbur oldukları karşı yamacın üzerindeydi. Açtıkları ateşlerle bize çok ağır zayiat verdirdiler. 1,5 saat geçtikten sonra yakıcı bir güneş çıktı, yürüyüşümüzü engelleyen kayalıklar gittikçe daraldı. Hatta geceki sellere rağmen askerimiz susuz kaldı. Bir taraftan yaralılarımızı toplamaya çalıştık.
Tabura dur emri verdim. Öncü bölüğümüzde büyük bir yaylım ateşine maruz kalıyordu. Öncülerle taburun ortadaki kısmı arasına düşman süvarileri ve piyadeleri girmiş bulunuyordu. Her iki tarafta çarpışmamız bizim takatimizi tamamen eritti. Saat 11.00’de emniyet tedbirleri aldıktan sonra tabura dur emrini verdim ve şu hususları tespit ettim.
Evvela personel ve malzeme mevcudumuzu süratle gözden geçirdim. Tabur, hemen hemen mevcudun yarısından fazlasını kaybetmişti. Tespit ettiğim rakam şöyle idi.
3 yaralı subayla 85 er, 4 kayıp subayla 380 kayıp er ve 4 sağlam subayla 242 sağlam er mevcudumuzu teşkil ediyordu.
Malzeme durumumuzda gayet acıklıydı. Toplarımızı terk etmiştik. Topun birini kasten tahrip etmiştik. Diğerlerinin akıbeti meçhuldü.
İşgal ettiğimiz tepede makineli tüfeğimiz yoktu. Çoklarını kullanılamayacak halde dere içerisine terk etmiştik. 6000 fişek, 50 bomba, 200 top mermisi ile 2 günlük yiyeceğimizde elimizden çıkmış bulunuyordu. Yaralıların üzerindeki fişekleri sağlara dağıtırsak, adam başına 30 fişek düşecekti. İki kişiye bir nefer tayini kalmıştı. Hâlbuki Pozantı’dan çıkışta her ere 4 günlük yiyecek vermiştim. Fakat savaşın şiddetinden ve soğuk yüzünden yürüyüşe devam edebilmek için neferlerimizin çoğu verilen kumanyaları taşımayarak atmışlardı.
Fizik durumumuz elverişli değildi. Askerlerimiz öyle bir ruh hali içerisindeydi ki, vakit kaybetmeden ne yapacaksa yapmalıydılar. Bu çaresizlik içerisinde durumumuz savaşı devam ettirmeye müsait görünmüyordu. Adetleri gittikçe artan milli kuvvetlerin işgal ettiği tepeler, askeri bakımından bizim durumumuzu güçleştirmişti. Bu durum karşısında askerleri savaşa sokmaya psikolojik bakımından imkân yoktu. Evvela önce hepsi susamışlardı. Askerlerin çoğu o kadar susamışlardı ki, çam dallarının ucunda dün yağan yağmurdan kalan damlaları yutarak susuzluklarını gidermeye çalışıyordu. Bu durumu gördükçe içim yanıyordu. Eğer biz buradan bir yol bulup kaçacak olursak, yaralılarımız bu tepenin başında tedavisiz, yiyeceksiz, susuz kaderleri ile baş başa düşmanın eline terk edileceklerdi. Hiçbir komutanın vicdanı azap duymadan böyle bir şeyi yapamazdı.”
Türkler Araziyi Tanıyorlar
“Üzerinde bulunduğumuz yer, bir dağın tepesidir. 1/250000 mikyasındaki İngiliz haritasına göre “Kapular mevkii”dir. Bu dağın güneydoğu ve kuzeyi yani üç tarafı tamamen Türklerin elindeydi. Bize yalnız batı tarafı açıktı. Bu istikamette yürüyüşe geçilmesi kabil değildi ve uçurumluydu. Düşmanın mühim miktarda süvarileri vardı. Daima çukur yerden geçerek kendilerini iyi gizlemesini biliyorlardı. Bunlar her an yolumuzu kesebilecek durumdadır. Bize tek çare olarak manevra yapmak, dereleri geçerek dağdan dağa ilerlemek kalıyor. Fakat bu arazide Türkler daha seyyal ve güçlü hareket kudretine sahiptir. Bir kere araziyi mükemmel surette tanıyorlar. Bizim elimizdeki haritada buradaki bazı tepeler ve uçurumlar hakkında hiçbir işaret yok. Üstelik iyi bir rehbere de malik değiliz. Bu durumda Türkler, bizden evvel gideceğimiz tepelere ulaşabilir. Askerlerimizin takatsizlik ve yorgunluğu büyük zayiat vererek bir manevraya girişmelerine elverişli bulunmuyor.
Diğer taraftan, Türkler üzerimizdeki baskıyı artırarak sıkıştırmalarına devam ediyor. Ateşleri gittikçe şiddetlenmektedir. Bilhassa yürüyüş istikametinde müfrezemiz kuvvetli bir tepeyi tutmuşken, düşmanın ateşleri karşısında geri çekilmeye mecbur oldu.”
Teslim Kararı
“Son takatimizi harcayarak yürüyüşe ve savaşa geçmemiz halinde, yakamızı düşmandan kurtarmak mümkün görünmüyor. Malzememiz büyük nispette azalmış bulunuyor. Her yönümüz düşman tarafından sarılmış. Abluka içerisindeyiz. Mersi en azından bize 70 km uzaklıktadır. Oraya kavuşabilmemiz için hiçbir şansımız kalmadı. Biz yalnız, ümitsiz bir mukavemet gösterebiliriz. Bu mukavemetimizle de birkaç saatten fazlada çarpışamayız. Böyle bir şey yapacak olursak, esasen büyük olan zayiatımızı beyhude yere arttırmış olmaktan gayri hiçbir netice alamayız. İşte bütün bu gerçekler karşısında, bazı şartlarla, Türklere telim olma kararını verdim.”
Beyaz Teslim Bayrakları
“Saat 12.302da işgal ettiğimiz tepeden büyük bir teessür içerisinde beyaz bayrak gösterdik. Tercümanımız ilerleyerek, tabur komutanı ile görüşmek üzere bir Türk subayının gönderilmesini yüksek sesle Türklere bildirdi. Bu isteğimiz üzerine saat 15.00’te bir Türk subayı geldi. Şartlarımız üzerinde ön görüşme yaptık. Bu görüşmemize göre teslim müzakereleri bitinceye kadar, savaşım tatiline karar verildi. Saat 18.00’da müfreze toplanıldı. Yürümeye kudreti olmayan yaralılar. Arkadaşların omuzlarında, Türk muhafız kuvvetleri tarafından en yakın bir köye götürüldüler.
Saat 21.00’de Sinan Paşa’nın irtibat subayı Teğmen Besim Bey atları ile yanıma geldi. İyi Fransızca biliyordu. Sanırım karşımızda savaştığımız milli kuvvetler arasında Fransızca bilen tek subay bu genç teğmendi.”
Sünedere Gediği
Sünedere gediği mevkiinde millî kuvvetlerimiz düşmanla savaşa tutuştular. Bu ara düşmanı arkasından izleyen ve görevli olarak bölgede bulunan Kemal Eğin komutasındaki jandarmalar, Molla Nasuh komutasındaki müfreze ve Gülekliler bu savaşa katıldılar.
Kara Afet diye tanınan Karaisalı jandarma Takım Komutanı Hasan Fehmi Bey, Kara Bomba adlı müfrezesiyle Panzınçukuru’na geldi. Burada Bucaklı Hasan Ağa’yla karşılaştılar. Ondan arazi hakkında bilgi aldılar. Buna göre düşmana geçit vermeyen bu bölgede sıkıştırıp inha etmek üzere gerekli tertibatı aldı. Kendi müfrezesinden ayırdığı 12 kişilik bir birliği Bucaklı Hasan Ağa ve Gülekli Cin Osman komutasında geceden pusu kuracak mevkie gönderdi. Bu sırada Gülek takım jandarma komutasından aldığı raporda, düşmanın geceyi Karboğazı’nda geçirmeye mecbur edildiğini öğrenerek tertibatını ona göre hazırladı. Ayrıca 3 süvariyi takım komutasına gönderdi. Düşmana mümkün olduğu kadar yaklaşmalarını, yanlardan ateş baskını yaparak Sünedere’ye kadar elverişli noktalardan hem ateş açılmasını, hem de yakından takip edilmeleri emrini verdi.
Aynı anlarda Sünedere’de sıkıştırılan ve Gülek jandarmalarıyla Gülek’ten katılan kahramanların yoğun ateşleri karşısında ağır kayıplara uğrayan düşmanın öncü birliği, bölük komutanının da yaralanması üzerine teslim olmak mecburiyetinde kaldılar. Bölük komutanı dâhil 25’i yaralı olmak üzere 2 subay ve 120 er esir edildi. Bir binek hayvanı, makineli tüfek yüklü iki katır, 12 hafif makineli tüfek, 100 mavzer ele geçirildi. Bunlar Panzınçukuru’nda bulunan Hasan Fehmi Bey’e gönderildi.
Esir ve ganimetleri bucak müdürüne teslim eden Hasan Fehmi Bey, alınan hafif makineli tüfekleri kullanmasını bilen 6 askere verdi. Daha sonrada savaş sahasına hareket etti.
Düşmanın pusudaki askerleri ateş baskınına uğradı. Ne yapacaklarını bilemediler. Sünederesi gediğinde kendileri için daha uygun olacağını sandıkları Yılanovası’na indiler. Burada da gönüllülerin ve müfrezelerin ateşleri ile karşılaştılar. Fransızlar neye uğradıklarını şaşırdılar. Pusudan kurtulmak için Teke yaylasına doğru çekildiler. Etrafı çok sarp olan bu mevziiye tek patikadan giren düşmanın herhangi bir istikamette hareket edemeyeceği anlaşılmıştı. Zaten akşam olmuş, karanlık bastırmıştı. Ateş kesildi.
Jandarma erleri ve gönüllüler düşmanı çembere aldılar. Kuşatıldıklarını anlayan Fransızlar teslim oldular. Savaşın önemli safhalarını 44 kişilik kuvvet içinde bulunan Gülekli Kemal Bey’den dinleyelim.
“Germenç beline çıktığımızda düşmanın Karboğazı mevkiinde karargâh kurmuş olduklarını gördüm. Burada yapacağımız işin arkadaşlarımızla durum hakkında fikir alış verişinde bulunduktan sonra, düşmanı pusuya düşürmek için daha ileriye gitmemizin yerinde olacağına karar verdik.
Hayvanlarımızı ve kuvvetlerimizden 10 tanesini Germenç belinde bıraktık. Düşmana görünmeden arkadan gelmelerini, hiç silah atmadan takip etmelerini söyleyerek orman arkasından Sünger Boğazı’na inmek suretiyle boğaza yetiştik. Pusu yeri olarak Delmeli Mezarlık Boğazı’nı seçtik. Boğazın doğu ve batı tarafında 17’şer kişiyi mevzilerine soktuk. Düşmanın geleceği yol önümüzden geçtiği için artık buradan düşmanın tamamının yok edilmesine karar vermiştik.
Sabaha karşı düşman öncüleri görünmeye başladı. Bize doğru yaklaştıkları sırada, bizde nişangâhlarımızı düşman üzerine yönelttik. Öncüleri önümüze gelinceye kadar hiç ses çıkartmadan, tayin ettiğimiz noktaya kadar sokulmalarını bekledik. Düşman bu kurduğumuz pusu noktasına geldiği zaman aralıksız ateş etmek suretiyle öncülerini tamamen yok ettik. Düşmanın esas kuvveti yolu bırakarak dereyi takiben yürüyüşe devam ediyor, biz önden, geriye bıraktığımız 10 kişilik kuvvette arkadan durmadan ateş ediyorduk. Bu durum karşısında düşman tamamen şaşırmış bir vaziyette gelmişti. 44 kişinin silahları bir an içinde düşman kuvvetlerini yok etmeye kâfi gelmediğinden, düşmanın önümüzdeki boşluktan istifade ederek Teke Yaylası istikametine kaçmakta olduğunu gördük. Hatta düşman bu tarafa kaçarken tabur nezdinde bulunan ve kendilerine en lüzumlu hayvanlarını, toplarını, makineli tüfeklerini tamamen bırakarak canlarını kurtarmaya çalışıyorlardı. Toplar, tüfekler vesaire hayvanlarının üzerinde yüklü bir vaziyette olduklarından bunları olduğu gibi köye gönderdik. Düşmanı biz de takip ederek Teke Yaylası’nda çevirdik. Düşmanı çembere aldığımızda akşam olmuş, ortalık kararmıştı.
Hiçbir tarafa gidemeyeceklerini anlayan Fransızlar teslim olmaya karar vermiş olmalılar ki Türkçe bir ses kulağımıza gelmeye başladı. Dikkat ettik:
“Komutanımız teslim olacak komutanınızla görüşmek istiyor.”
Sözlerini tekrar ediyordu. Bu sesi duyduğumuz zaman ateşi kestik. Bizde komutan Binbaşı Mesnil’in nerede olduğunu sorduk ve kendisiyle görüşmeye hazır olduğumuzu bildirdik. Türkçe bağıran şahıs bir Ermeni tercümanı imiş. Tercüman “Komutan hanginizdir? Komutanımız soruyor?” dedi. Verdiğimiz cevapta komutanımızın köyde olduğunu, komutanımızla görüşmek için oraya, Milis komutan’ın yanına birlikte götüreceğimizi söyledik. Ermeni tercüman bu sefer “Mesnil hayatının emniyete alması hakkında Türklük adına söz verilmesini” istedi. Biz de hayatının emniyette olacağını, tarafımızdan kendisine hiçbir fenalık yapılmayacağına dair söz verdik.
Binbaşı Mesnil, Dubaracı Mehmet’in himayesinde Panzınçukuru’nda bulunan Fransız taburunu takibe memur Karaisalı Jandarma Bölük Komutanı Üsteğmen Hasan Kara Afet’e (Akıncı) gönderdik.”
Akşamüzeri, Fettah adında bir er koşarak Panzınçukuru’na geldi. Düşmanın telsim olmak istediğini fakat çetelere teslim olmaktan çekinerek üniformalı bir komutan istediği haberini getirdi. Hasan Fehmi Bey, Fransızca bilen Teğmen besim Albayoğlu’nu düşman komutanına gönderdi. Teslim şartlarını görüşmek üzere Binbaşı Mesnil’in Panzınçukuru’na getirilmesini istedi.”
Panzınçukuru’nda Görüşme
Binbaşı Mesnil, tercümanı ile birlikte Panzınçukuru’na geldi. Hazırlanan evde, 28/29 Mayıs 1920 gecesi Hasan Fehmi Bey ile uzun süren bir tartışmadan sonra teslim şartlarında anlaştılar. Taraflarca imzalanan şartlar şöyledir:
1) Esirlerin hayatları ve üzerlerindeki silahtan başka bütün eşyaları emniyet altında bulunduracaklar.
2) Esirlerin iaşeleri Türk hükûmetince sağlanacaktır.
3) Subaylar hakkında milletler arası hukuka göre işlem yapılacaktır.
4) Esirlerin aileleri ile yapacakları mektuplaşmalar sansüre tabi tutulmayacaktır.
5) Esirlerin memleketinden gönderilecek kolileri muayeneden sonra sahiplerine verilecektir.
6) Hasta ve yaralılarda hastanelerimizde tedavi olacaktır.
7) Daha önce Belemedik’te esir alınan ve hala oradaki hastanelerde hemşirelik yapan madam Mesnil kendisine teslim olunacaktır.
8) Türk tebaası oldukları halde düşmanla iş birliği yapan Ermeniler hakkında kanunun emrettiği işlem yapılacaktır.
9) Verdun savunmasında namlı bir komutan olduğu için Binbaşı Mesnil’in kılıcı kendisine bırakılacaktır.
10) Silah ve teçhizatın teslimi beş koldan yapılacak ve teslim işlemi bittikten sonra tabur askeri gösterilen yerde istirahat edecekler, daha sonra hükümetimizce tayin edilecek kamplara gönderileceklerdir.
Teslim işleminin bitmesinden sonra Fransız subay ve eratına Gülek halkı tarafından hazırlanan yemek ikram edildi. Cephe komutanına durum telefonla bildirilmiştir.
Gülekli Kemal Bey’in hatıraları şöyle devam etmektedir:
“Binbaşı Mesnil Kara Afet Hasan Fehmi Bey ile görüşmesinden sonra sabaha karşı tekrar geri döndü. Selametle gidip geldiğinden dolayı bizlere memnuniyetini bildirdi: “Komutanınızla görüştüm. Teslim olacağız” dedi. Komutan Hasan Kara Afet’in emri üzerine Mesnil Taburu’nu Yılan ovası denen mahalle getirdik. Burada hazır bulunan komutan Hasan Kara Afet ve Şefik Besim Beyler ile karşılaştık.
Fransız tabur komutanı askerlerine hitaben bir nutuk verdi. Mesnil’in kendi kuvvetlerine hitaben yaptığı konuşmanın bir kısmında:
‘…Ne yapalım ki talih bize yardım etmedi. Görevinizi çok yaptığınızdan dolayı hepinizin ellerinizi sıkmak isterdim. Fakat şimdi buna ne sizin ne de benim vaktim müsait değil. Yine de şerefli Türk ordusuna teslim olduğumuzdan dolayı memnunum, hayatımız emniyet altına alınmıştır.’ Dedi.
Bundan sonra sıraya girerek silahlarını çattılar ve Fransız taburu tamamen teslim oldu.”
Fransız Mesnil Taburunu burada teslim alan komutan Üsteğmen Kara Afet Hasan Fehmi Bey, onları istirahat ettirmek için bir saatlik mesafedeki Celez mevkiindeki subaşına götürmüş ve köylülerin hazırladıkları bulgur pilavı, soğuk ayran ikram ettirmek suretiyle Türklüğe has olan misafirperverliğin bir örneğini vermiştir.
Karboğazı savaşında Fransızlardan bir binbaşı, 3 yüzbaşı, bir doktor, 5 mülazım, 522 asker, 150 mecruh, 830 tüfe, 2 kıta dağ topu, 13 adet makineli tüfek, 27 adet otomatik tüfek ile 13 baş kadana, 90 katır vesaire eşya ve teçhizat ele geçirilmiştir.
Bundan sonra esir alınan Mesnil Taburu, Hacıkırı tren istasyonuna sevk edilerek buradan bir müddet kaldığı esnada, kendisini esir alan Türk kuvvetinin 44 kişi olduğu söylendiği zaman utancından ağlamıştır. Bundan sonra Belemedik istasyonundan esir edilen eşi kendisine teslim edildiğinde Madam Mesnil gördüğü şefkat ve hüsnü kabulden son derece memnun olduğunu ve kendine hiçbir şekilde kötü muamele yapılmadığını kocasına anlatırken Türklerin bu büyük insanlığından sitayişle bahis etmesi Türkler için büyük bir övünme vesilesi olmuştur.
Batı Kilikya Cephesi Komutanı Sinan Tekelioğlu esir edilen Mesnil Taburu’nu Kayseri’deki esir kamplarına sevk edilme emrini vermiş ve Fransız-Alman savaşlarında Werdün kahramanı diye ün salmış olan bu tabur Kayseri’ye gönderildi.
Besim Bey Mesnil İle
Bu konuyu bir de Besim Bey’in anlatımından okuyalım:
“Fransızlar bir çam ağacına beyaz bayrak çektiler. O istikamette yedeğimde bulunan iki atla ilerledim. Bir Fransız gediklisi:
-Türk elçisini selamlarım, diyerek beni attan indirdi. Gözlerimi bağladı ve koluma girerek arızalı yollardan yavaş yavaş ileride bulunan Komutan Mesnil’in huzuruna götürdü. Orada gözlerimi açtılar. Komutan Mesnil bir çam kütüğüne oturmuştu. Beni görünce ayağa kalkarak elini uzattı, onu ciddi bir şekilde ve saygı ile askere selamladım.
Komutan Mesnil büyük bir nezaketle yanındaki bir kütüğü göstererek oturmamı rica etti. Evvela bir sigara ikram etti, sonra askeri hüviyetimi sordu. Mesnil bu sırada yaverine dönerek, kendi tercümanı Ermeni asıllı Artin’i çağırmasını emretti. Bir iki dakika sonra yanımıza gelen tercümana, Mesnil benim hüviyet varakamı göstererek kendisinden izahat istedi. Benim bir çete olmayıp, muvazzaf subay olduğuma kanaat getirdikten sonra Mesnil beni birkaç dakika için yalnız bırakıp, biraz ileride kendi subaylarından mürekkep bir harp meclisi topladı. Onlarla durumu münakaşa etti. Sanıyorum karşılıklı konuşmaları bittikten sonra benim bulunduğum yere geldi. Subaylar içerisinde kalçasından yaralanan bir topçu yüzbaşısı ızdıraplı sesler ile ağlar gibi konuşuyordu. Biraz ileride, Fransız askerlerinden ölen Cezayirli Müslümanların başında birkaç arkadaşı Kur’an okumakta idi. Her yöndeki manzara hazin ve bütün acılığı ile göz yaşartıcıydı. Harp meclisinin kararını komutan Mesnil benim yanıma gelerek bildirdi. Evvela bana Fransızcayı nerede öğrendiğimi sordu. Daha sonra nerelerdeki savaşlara katıldığımı öğrenmek istedi. Ben de Musul, Kafkas cephelerinde, milli savaşta Karsantı, Çeçeli, Hacıkırı ve Belemedik cephelerinde savaştığımı, hatta karısı madam Mesnil’i esir aldığımı söyledim. Büyük bir heyecanla sordu:
-Madam sıhhatte midir?
-Evet, sıhhattedir. Sizinde sıhhatte ve sağ olarak yanına gelmenizi bekliyor. Kendisi bütün gün yaralılarla meşguldür, dedim.
Konuşmaların sonunda komutan Mesnil rütbemin küçük olduğunu, kendi rütbesinden bir Türk komutanı varsa, ancak onunla teslim müzakeresi yapa bileceğini söyledi. Ben Panzınçukuru’nda bekleyen Komutan Hasan Bey’in Yarbay rütbesinde olduğunu bildirdim. (Hâlbuki o sıralarda Jandarma Komutanı Hasan Bey üsteğmendi.) Bu suretle Mesnil’i alarak Hasan Bey’in yanına götürdüm. Komutan Mesnil beraberinde bir yüzbaşı ile tercüman Artin’i de aldı, yola çıktık. Her üçünün gözlerini bağladım. Savaş sınırı geçince gözlerini açtım. Hasan Bey’in yanına geldiğimizde ona harp meclisi toplantısını anlattım ve teslim olmak için kendi rütbesinde bir komutan ile görüşebileceğini söylediğini kulağına fısıldadım.”
Teslim Görüşmeleri
Teğmen Besim Bey (Albayoğlu) Karboğazı’ndan komutan Mesnil ile refakatindeki Yüzbaşı Jousse ve Ermeni asıllı tercüman Artin’i alarak Panzınçukuru’na getirdi. Burada bulunan Karaisalı Jandarma komutanı Hasan Bey (Kara Afet) yağmurdan ıslanmış olan elbisesini kurutmuş. Arap tarzında kafiyeli bir kostüm giymiş olarak Mesnil’i huzuruna kabul etti. Mesnil o zamana kadar -Yüzbaşı rütbesinde olan– Batı Kilikya Cephesi Genel Komutanı Tekelioğlu Sinan’ı, tümen komutanı ve rütbesini general, teslim müzakerelerini yapmaya geldiği Hasan Bey’i de yarbay sanıyordu.
Hasan Bey, komutan Mesnil’e halı ve kilimlerle süslü bir köy odasında karşılıklı olarak teslim şartlarını konuşmaya başladılar. Arkasındaki tercümanlığı Besim Bey yapıyordu. Komutanın tercümanı Artin daha geride oturuyor ve Fransız komutanı ona bir şey sormadan söze karışmıyordu.
Görüşmelere Saat 12.00’de başlandı. Fasılasız üç buçuk saat devam etti. Komutan Mesnil, teslim olmanın Fransız tarihine geçeceğinden, bu olayın Fransız askerî şerefi ile mütenasip bulunmasını ve ileride bu hareketinden dolayı hükûmetince muahezeye maruz kalmayacak şekilde komutasını arzuluyordu. Söze evvela komutan Mesnil başladı:
“…Ben şartsız teslim oluyorum. İkincisi Pozantı muhasarası sırasında müdafaamızı ve gösterdiğimiz cesareti ve özellikle 28 Mayıs savaşındaki askerimin cesaretinin takdir edileceğini ümit ederim. Bu sebeple teslim şartları yumuşak olmalıdır. Bilhassa üzerinde ısrarla durduğum hususlar ve şartlar şunlardır:
a) Bütün muharipler silahlarını muhafaza edeceklerdir.
b) Subay ve erler esareti müddetince aynı mahalde oturacaklardır. Subaylar serbestliği malik olacak ve esir addedilmeyecektir.
c) Subaylar, kendi askeri ile her gün meşgul olabileceklerdir.
d) Yaralılar aranacak, imkân nispetinde ölülerin kimlikleri tespit edilecektir.”
Jandarma müfettişliğinden emekli rahmetli Albay Hasan Akıncı dostlarının ısrarı üzerine Kuvayi Milliye dergisi’nde yayınladığı hatıralarında Mesnil’le karşılaşmasını ve görüşmesini ayrıntıları ile anlatmış bulunuyor. Hasan Bey’in hafızasına dayanarak yazdığı anılarında Mesnil kendisine aşağıdaki soruları sormuş ve isteklerde bulunmuştur.
1) Hayatımız ve üzerinde bulunan (para, saat vs.) kıymetli eşyalarımız teminat altında mıdır?
2) İaşemiz ne suretle sağlanacaktır?
3) Tutsaklık sürecinde subaylara maaş verilecek midir?
4) Muhaberatımız ne suretle yapılacaktır?
5) Memleketimizden gönderilen muhtemel koli vs. gibi şeyler bize verilecek midir?
6) Hasta ve yaralılarımız ne olacaktır?
7) Önceden elinize esir düşen ailem hayatta mıdır?
8) Aralarında buluna Türk tebaaları gayrı Müslimlere ne yolda işlem yapılacaktır?
9) Genel savaşta Verdün’de büyük yararlık göstermiş olması hasebiyle kılıcının bir kadirşinaslık olmak üzere kendisinde bırakılması…
10) Silah ve teçhizat ne surette teslim alınacaktır?
Hasan Bey’in verdiği cevap şöyledir:
1) Türkler asil ve civanmert oldukları kadar cesur ve misafirperverdirler. Onlar bonkör oldukları gibi ellerine düşen esirlerden imkân dâhilinde her türlü insani yardımı esirgemezler. Can ve mallarına tecavüz ve tenezzül etmeyi akıllarından bile geçirmezler. Ecdadımızın bu husustaki fazilet ve kahramanlıkları tarihlere geçmiştir. Meşhur Kanuni Sultan Süleyman gibi bir hakanın, bir tutam ekin için, bir süvariyi idam ettiği tarihlere geçmiştir.
2) İaşeleriniz hükümetimizce temin edilecektir.
3) Subaylar hakkında milletlerarası teamüle göre işlem yapılacaktır.
4) Muhaberatımız sansüre tabi tutulacaktır.
5) Memleketinizden gönderilecek vs. gibi şeyler muayene edildikten sonra sizlere verilecektir.
6) Hasta ve yaralılar doktorumuz nezaretinde hastanelerimiz de tedavi edileceğinizden hiçbir şüpheniz olmamalıdır.
7) Aileniz hayattadır. Belemedik’te yaralı ve hastalarımızın tedavisi ile canla başla uğraşmaktadır. Her iş bittikten sonra yanınıza verilecektir.
8) Fransa tebaasından olup düşman tarafından teslih edilecek hükümetine ve vatandaşlarına silah kullananlar hakkında Fransız kanunlarına göre ne işlen yapılırsa, aranızda bulunan Türk tebaalarının da aynı cezayı görecekleri tabiidir.
9) Verdün müdafaasında namdar bir komutan olmanız beni alakadar etmez. Esir bir subaya kılıç bırakmak teamülden değildir. Bu itibarla bu istediğinizi kabul etmiyorum.
10) Silah ve teçhizatınızın teslim işi iki taraftan ayrılacak birer arkadaş tarafından yapılacaktır. Subay ve erat üzerinde bulunan her türlü askerî teçhizatla ustura, jilet ve çakı gibi yaralama vasıtaları teslim edilecektir. Teslimi müteakip subay ve erat gösterilen mahalle gidip istirahat edeceklerdir.
Kılıç Israrı
Komutan Mesnil, anılarında kılıcını teslim etmemek için ısrarda ulunduğunu ve Hasan Bey’in bu ricayı isteksiz olarak karşıladığını belirtiyor. Aynı zaman da Türk tarihinden misal verdiğini ve Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa’yı hatırlattığını da kaydediyor.
Gece saat 24.002da başlayan ve sabahın 3.30’unda sonuçlanan teslim görüşmeleri, biri Fransızca, diğeri Türkçe olarak iki nüsha halinde tanzim edilen bir protokole bağlandı.
Protokol
Madde 1) Millî orduya karşı Pozantı garnizonunu müdafaada gösterdiği cesaretten dolayı bir takdir cemilesi olmak üzere, Komutan Mesnil, kılıcını muhafaza etmeye mezundur.
Madde 2) Pozantı garnizonunu teşkil eden Fransız kuvvetleri, toplu olarak muhafaza altına alınacaklardır. Subaylar emirlerini yanlarında bulunduracakları gibi kendi askerlerini de ziyaret edebileceklerdir.
Madde 3) Yaralanan Fransız askerleri, savaş bölgesinde aranarak getirilecek ve tedavileri Millî Kuvvetler tarafından sağlanacaktır. Yaralı olan Doktor Galan tedavi edilerek iyileştikten sonra, diğer yaralıları tedavi etmeye mezun olacaktır. 28 Mayıs’ta vuku bulunan savaşta, ölenler üzerindeki künye plakaları ile şahsi ve askeri defterler, Komutan Mesnil’e teslim edilecektir.
Madde 4) Esirlerin iaşesi, Türk Millî Ordusu tarafından sağlanacaktır. Uygulamada Türk askerine ne yemek veriliyorsa, Fransızlara da aynı yemek verilecektir.
Her bölüm için bir cetvel tanzim edilecek ve aşçılar Fransızlardan tanzim edilecektir. Subaylara iaşe tevzi olunacak ve bunlar kendi yemeklerini pişirmeye mezun bulunacaktır.
Madde 5) Esirler üzerinde silah ve cephane mevcut olup olmadığını tespit için subay ve erler bir kereye mahsus olmak üzere kontrol edilecekler, daha sonra hiçbir araştırmaya tabi tutulmayacaklardır. Bu konuda Millî Kuvvetler tarafından her durumda iyi muamele göreceklerdir.
Madde 6) 27 Mart’tan 28 Mayıs 1920 tarihine kadar yapılan savaşlar sırasında kaybolan Fransızlara ait malların bulunması için araştırma yapılacaktır. Bulunan bagajlar, mallar sahiplerine teslim edilecektir.
Madde 7) Posta servisi Millî Kuvvetlerin görevlendireceği bir postacı vasıtasıyla sağlanacaktır. Postacı, mektupları Mersin’deki Fransız Askerî Valisi’ne gönderecek ve gelmiş bulunan mektupları aynı kanaldan alacaktır. Mektuplar, sansüre tabi tutulacaktır.
Madde 8) Milliyetleri ne olursa olsun, sivil esirlere insanlıkla muamele edilecektir. Tercüman Artin Fransa’ya gitmek için yola çıkıncaya kadar komutanının hizmetinde kalacaktır.
Madde 9) Firara teşebbüs eden her esir kurşuna dizilecektir. Komutan Mesnil, askerlerin firar teşebbüsünden mesul tutulacaktır. Firara teşebbüs eden olursa yukarıda yazılı bulunan madde hükümlerinin tümü geçersiz sayılacaktır.
Protokol’ün Esirlere Açıklanması
29 Mayıs 1920
Fransız askerlerinin çoğunu ağlatan acıklı sahne, silahlarının teslim alınması ve teslim protokolünün kendilerine izah edilmesi oldu.
Protokol 29 Mayıs 1920 günü sabaha karşı 03.35’de imzalandı. Komutan Mesnil bu protokolü imzalarken çok bitkin ve üzüntülü idi. Soğuktan titreşen yorgun askerlerini bir an evvel görüp durumu açıklamak üzere, atına binerek yola çıktı. Beraberinde Yüzbaşı Jousse ile tercümanı Artin da atlarına binmiş olarak onu takip ediyorlardı. Millî Mücadele’de Bomba Müfrezesi Komutanı adını alan ve o zaman ki millî kuvvetler arasında Kara Afet namı ile tanınan Hasan Bey, arkasında 50 süvari, 40 piyade ve Fransız komutanı ile birlikte teslim alacağı taburun bulunduğu yere gitti.
Burada olup bitenleri Komutan Mesnil’in not defterinden birlikte okuyalım:
“…saat 8.00’de tabura Yüzbaşı Jousse ile döndük. Komutan Hasan Bey 50 süvari, 40 piyade askerle bize refakat etti. Tabur etrafından sağ kalanlar, köyün dışındaki etrafta toplandı. Askerlerime birkaç söylememe müsaade etmesini Hasan Bey’den rica ettim. Askerlerimize teslim için kararlaştırılan maddeleri okudum. Askerlerimin gösterdikleri kahramanlığa hürmeten silahlarının ellerinden alınmaması için çok ısrar ettimse de, Türklere bunu kabul ettiremediğimi belirttim. Bununla beraber Türk milliyetçilerinin, Pozantı garnizonunun müdafaasına karşı takdir hislerinin bir nişanesi olarak yalnız komutanın kılıcını muhafaza eylemesine müsaade ettiklerini anlattım.”
Komutanın Askerlerine Ağlayarak Yaptığı Konuşma
Protokol görüşmelerinde tercümanlık yapan Besim Albayoğlu, Fransız Komutanının at üstünde titrek sesiyle askerlerine yaptığı hitabeyi Türkçeye çevirip Hasan Bey’e şöyle naklettiğini belirtiyor:
“…Genel savaşta zaferden zafere koşan taburumuz Verdün’ü Almanlara yaptığı iki hücumla iki defa zaptetmiştir. Benim o zaferde bir ayağım sakatlandı. Daha sonra sizlerle, ateş fışkıran Afrika çöllerinde nice zaferler kazandım. Türkiye’ye kuvvetli ve gözde bir tabur olarak gönderildik. Nitekim taburumuz, Pozantı’yı kahramanca müdafaa etti. Fakat iaşesizlik ve harp talihi, taburumuza yar olmadı. Kaderimizde bugün Türk ordusuna teslim olmak varmış… Hepiniz vazifenizi, uzakta olan vatanınıza uygun olarak büyük cesaret ve metanetle yaptınız. Fransa’ya layık asker olarak unutulmayacaksınız. Hepinizi bu bakımdan takdirle tebrik ederim. Şu anda hepinizin elini sıkmaya zaman müsait değildir. Şuna emin olabilirsiniz ki mallarımız ve canlarımız güven altındadır. Nihayet, Fransızların eski bir dostu olan Türklere teslim oluyoruz.”
Hasan Bey’in Konuşması
Binbaşı Mesnil, hatıralarında Hasan Bey’in yaptığı konuşmayı şöyle aktarmaktadır:
“Fransızlara karşı savaşmaya mecbur olduğumuzdan dolayı esef duyuyorum. Fakat bu kadar cesur askerlere karşı savaştığımdan dolayı memnunum.
Komutanlar ve askerler için savaşlar zafer sağlayabileceği gibi mağlup olmak ve ölmek de bu gibi savaşların tabii sonuçlarındandır. Türkler, yüzyıllarca yaptığı savaşlarda ellerine düşen esirlere, gelenekleri icabı iyi muamelede bulunmuşlardır. Ey Fransızlar! Sizler kahramanca çarpıştınız, fakat harbin cilvesi sizi teslime mecbur etti. Bundan müteessir olmayınız. Biz Türklerin Fransızlarla uzun tarihe dayanan edebi bir dostluğumuz vardır. Bu dostluğumuzun devamı için, Fransızların bizleri bir kere daha tanıması gerektir. Eski dostumuz Türklerin anavatanlarına göz koymayınız. Sizleri bu yolda kışkırtanlara inanmazsanız, dostluğumuz sürüp gidecektir.”
Fransızlar Silahlarını Teslim Ettiler
Binbaşı Mesnil, hatıralarında silahların bırakılması konusunu şöyle anlatmaktadır:
Sıra askerlerdeki silah ve cephanelerin teslimine geldi. Fransız ve Türk subaylarının kontrolü altında bu işlem de yapıldı. Kahraman askerimin gözleri yaşararak silahlarını verdiler. Askerlerimizin birkaçı. Fişeklerini Türklerin eline geçmesin diye çalılar arasına ve ormanlar içerisindeki derelere atmışlardı. Bir kısmı da silahlarını kullanamaz hale sokmuşlardı. Bu itibarla ancak Türklere 80 kadar sağlam tüfek teslim edildi.
Protokol Tekelioğlu Sinan’a Bildirildi
Hasan Bey, Mesnil ile yapacağı protokolü Tekelioğlu Sinan’a bildirdi:
“Genel Komutanlığına,
1) 28.5.1920 tarihinde öğleden sonra kahraman efradımızın göstermiş oldukları fedakârlık neticesinde, Fransız komutanı Mesnil olduğu halde 6 zabit, 334 nefer, 1 doktor, 8 başıbozuktan ibaret olan düşman, Teke yaylasında tahtı muhasaraya alımmış ve fena halde sıkıştırılmıştır. Yakayı kurtaramayacağını anlayan Fransız komutanı teslim olmak üzere bendenize haber göndermiş ise de vekâleten yaverim Besim Efendi’yi gönderdim Komutan Mesnil ve yüzbaşı ile tercümanını 28/29 Mayıs 1920 gecesi merkezim olan Gülek’e arzum üzerine getirttim ve sabaha kadar cereyan eden uzun uzadıya müzakere neticesinde bizce kabul ve mecbur olduğumuz şartlarla teslim olmaları kararlaştırıldı.
2) Saat 10.00’da teslim muamelesi başlayacaktır.
3) Bu geceyi Çamalan’da geçireceğim.
4) Düşmanın bir neferi bile kurtulamamıştır.
5) Daha tafsilatlı açıklama, Çamalan’da arz edilecektir.
6) 40 piyade neferi ile kazadan hareket edip 10-15 misli düşman kuvvetine şu suretle darbe indiren kahraman askerlerimin muvaffakiyetlerini ve fedakârlıklarını ilan etmenizi rica ederim.
29.05.1920
Kara Bomba Komutanı
Kara Afet (Hasan Akıncı)”
Zafer Mustafa Kemal’e Bildirildi
Bu zafer, Batı Kilikya Cephesi Umum Kumandanı Tekelioğlu Sinan tarafından TBMM Reisi Mustafa Kemal’e aşağıdaki telgrafla sunuldu:
“Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa hazretlerine,
28.5.1920 tarihinde öğleden sonra kahraman efradımın göstermiş oldukları fedakârlıkları neticesinde, Fransızların 6 zabit ve 300’ü mütecaviz neferi tahtı muhasaraya alınmıştır ve şiddetli tazyik ile ezilmekte bulunmuşlardır. Yakayı kurtaramayacaklarını anlayan Fransız komutanı teslim olmak üzere bazı teklifatta bulunduğundan, bir Fransız Yüzbaşısı ile icra kılınan müzakeratta, Fransızlar teslim olamaya rıza göstermişlerdir. Birkaç saatte düşmanın tamamen teslim olduğunu ve aksi takdirde tamamen imha edildiğini arz edeceğim ümidi katisindeyim. Cenabı Hakkın inayeti ile bütün İslam âlemi müzaheretine giden Kuvayi Milliye evlatları ile Kara Afet Komutasındaki Karaisalı Jandarma Bölüğü şu ana kadar gösterdikleri fedakârlık tarihinin kaydettiği fedakârlıklarını ve her türlü kahramanlıklarını bilumum dindaşlarıma bildirmenizi selameti memleket namına arz eylerim efendim.
Genel Kilikya Batı Mıntıkası Komutanı
Sinan.”
Sonuç
RESİMLER
KİŞİLER
Tekelioğlu Sinan
Üsteğmen Hasan Fehmi Akıncı (Kara Afet)
Hasan Akıncı, 1892 tarihinde Tarsus’ta doğdu. 29.10.1970 günü de Mersin’de öldü. 1915 yılında asteğmen olarak orduya katıldı. Millî Mücadele’de Karaisalı Jandarma Bölük Komutanı idi. Mesnil’i esir alan Milli kuvvetlerin başında bulundu. 1925 yılında yüzbaşı, 1936 yılında binbaşı, 1942 yılında yarbay, 1946 yılında albay oldu. 1950 Temmuzda Eskişehir Jandarma müfettişliğinden emekliye ayrıldı.
Hasan Bey, millî müfrezelere uygun olarak emrindeki jandarma bölüğünü “Kuvayi Milliye Müfrezesi” olarak kullanıp “Kara Bomba Müfrezesi” adını vermiştir. Kendisine de buna uygun olarak “Kara Afet” adıyla anılmıştır.
Teğmen Besim (Albayoğlu) Bey
Binbaşı Mesnil
Bayan Mesnil
Teğmen Hafız Mehmet Tevfik Bey
Panzınçukuru’ndan Hasan Eşi Hatice Hanım
Kumcu Veli
Hamit Hoca
Şahbaz Yusuf
Dubaracı Mehmet
Ahmet Çavuş
Gülekli Piyade Ali
Hacı Hüseyin Ağa
Tırlık Molla Mehmet
Kemal Gülekli
Gülekli Fettah
Cevdet Çavuş
Gülekli Cin Osman
Bahşişli Tınlık Mehmet
DİZİN
A
Abdullah Paşa (Harbiye Nazırı)
Adana
Adanalılar
Adana Genel Valiliği
Adana Hat Komutanı
Adana Hükûmet Konağı
Adana İli Yabancı İşleri Müdürü
Adana İrtibat Subayı Binbaşı Tevfik
Adana İşgal Kuvvetler Komutanı Yarbay Romieu
Adana-Tarsus demiryolu
Adana-Tarsus hattı
Adana Valisi
Adana Valiliği
Adana Vali Vekili
Aden
Agamemnon
Ahmet Çavuş
Ahmet Hilmi (Cerit) Bey (Tarsus Kaymakamı)
Ahmet İzzet Paşa (Sadrazam)
Ahmet Kâhya (Sebil’den)
Akçakoca köyü
Aktaşlı Ali Efendi
Aktaşlı Ali Efendi Müfrezesi
Akif oğlu Hilmi Efendi
Akköprü
Alata çayı
Albay Bahattin Menzil Müfettişi
Albay Fahrettin (Altay) Bey (12’nci Kolordu Komutanı)
Albay Grasi
Albay House (ABD)
Albay İbrahim Tali Bey (Grup Sağlık Müfettişi)
Albay Mümtaz Bey
Albay Raymand Fransız
Albay Romieu Brémond’u
Ali Fuat (Cebesoy) Paşa
Ali Kâhya Karadiken’den
Ali Ratip Bey (Jandarma Yüzbaşısı, Tekelioğlu Sinan)
Allenby General, Mısır-İngiliz Kuvvetleri Komutanı
Almanlar
Almanya
Alsas Loren
Altıncı Ordu
Amasya
Amasya Tamimi
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı
Amerikalılar
Amerikan Koleji’nin
Amiral Somerset Arthur Gough Calthorpe
Anafartalar
Ankara Antlaşması
Antakya
Antep
Arapça
Arap Kâzım
Araplar köyü
Arnaşa köyü
Arnaşa köyü muhtarı
Arıburnu
Arslanköylü Hüsnü (Yıldırım)
Arşidük Ferdinand
Artin
Avni Paşa (Tutalım-Menzil Müfettişi, daha sonra Bahriye Nazırı)
Avrupalı devletler
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu
Âyan (Senato) Meclisi
Aydınlı Yörükler
Azerbaycan
B
Bağlar Savaşı
Bahaeddin Bey (Albay, 23. Tümen Komutanı)
Bahittin (İçgören) Bey (Dava Vekili)
Ballıca Savaşı
Baltalı Müfrezesi
Batı Kilikya (Çukurova) Cephesi Komutanı
Bayramlı köyü
Belemedik
Belenkeşlik
Belenkeşlik’ten Mehmet Hoca
Berdan Müfrezesi
Besim (Albayoğlu) Bey
Besim Efendi
5’inci İngiliz Süvari Tümeni’nin
Beyrut
Binbaşı Hasan Zühtü, (Mersin Jandarma Komutanı)
Binbaşı Mesnil
Birinci Dünya Savaşı
Birinci Eshab-ı Kehf Savaşı
I. Hacı Talip Savaşı
Birinci Kavaklıhan Savaşı
Birleşik Ermeni Cemiyeti
Boghos Nubar Paşa
Bozkurt Müfrezesi
Bucaklı Hasan Ağa
Bucaklı Hasan Ağa Müfrezesi
Bulgar Madeni yolu
Burhan köyü.
C
Cassard (Amiral)
Cebelitarık (Osmaniye)
Cebelsem’an
Cemal Paşa
Cemiyetül İslamiyetül Arabiyyetül Hayriyetül Şiîye
Cevdet Çavuş
Ceyhan Nehri (ırmağı)
Cezayirli
Cezayirli Fethi’yi
Cezayirli Müslümanlar
Cırbıklar köyü
Clemenceau
Colonel Gracy (Fransız Piyade alayı)
Ç
Çakırlı köyü.
Çakıt Grubu
Çamtepe köyü
Çanakkale
Çanakkale Boğazı
Çanaktepe
Çayırgediği
Çeçeli
Çeçen Osman (Binbaşı)
Çelebili’den Hacı Sakar Ömer Efendi
Çeliktaş Müfrezesi
Çiftehan
Çukurova
Çukurova Müdafaayı Hukuk Heyeti
D
Delmeli Mezarlık
Deliçay
Delmeli Mezarlık Boğazı
Demirbaş Müfrezesi
Devetepe
Doğu Anadolu
Doğu Lejyon (Légion d’Orient) alayına
Doktor Galan
Doruk Müfreze Komutanı Kethüda oğlu İbrahim
Dördüncü Ermeni Lejyonu
Dörtyol
Dubaracı Mehmet
Dulsuzzade Ali Bey (Niğdeli)
E
Ebülhadi köyü
Efeler Müfrezesi
Elmalı Boğazı
Elvanlı
Elvanlı Nahiye Müdürlüğü
Emin Arslan Bey,
Emin (İnankur) Bey
Eminlik’ten Molla Nasuh
Eminlik’ten Molla Nasuh Müfrezesi
Emin Semre Dolunay
Emniyet Komiseri Hüsnü Bey (Mersin)
Enver Paşa
Ermeni
Ermeni Devleti
Ermeni göçmenleri
Ermeni gönüllüleri (Kamavorlar)
Ermeni komitecileri
Ermeni Lejyonlar
Ermeniler
Ermeni müfrezeleri
Ermeni okulları
Ermenistan
Ermenistan bayrağı
Ermenistan İdarî Servisi
Ermenistan mandası
Ermeni taburlarını
Erzurum
Erzurum Kongresi
Ermeni tercüman
Esat (Erdiş) Çavuş
Esat Mustafa Ağa (Koruma’dan)
Eshab-ı Kehf
Eskişehir
Evcili’den Ramazan Hoca
F
Fadıl Savaşı
Fettah
Fevzi Çakmak Paşa
Filistin
Fransa
Fransız-Alman savaşları
Fransa Başbakanı Clemenceau
Fransa Başbakanı Millerand
Fransa Savaş Bakanlığı
Fransız-Amerikan mandası
Fransız askeri
Fransız askerleri
Fransız Başbakanı
Fransız bayrağı
Fransız birliği
Fransızca
Fransız Cizvit Kız Okulu
Fransız garnizonu
Fransız kuvvetleri
Fransızlar
Fransız mandasını
Fransız ordusu
Fransız piyadesi
Fransız Taburu
Fransız Tümen Komutanı
G
Gabriel Pirençip
Gafur Efendi oğlu Mahmut (Burhan) Efendi
Gâvurbahçe
Gazi Osman Paşa
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanlığı
Genel Meclis salonu
General Allenby
Generali Clark (İngiliz)
General Hamlin (Suriye İşgal Komutanı)
General Julien Sasthene Dufieux (Dufyo)
General Maç’ın
General Marshall (İngiliz)
General Wilson
Germenç beli
Göçüklü Kara Hacı
Göçüklü Kara Hacı Müfrezesi
Gökbayrak Müfrezesi
Göybes köyüne
Gözne
Gülek
Gülek Boğazı
Gülekli Cin Osman
Gülekli Fettah
Gülekli Kemal
Gülekli Piyade Ali
Güllüfakı
Güllü Fakı Mehmet Bey (Kösebalcı’dan)
Gümrük Meydanı
Gümrük İskelesi Mersin
Güney Cephesi kitabı
Güney Cephesi Komutanlığı
H
Hacı Hüseyin Ağa
Hacı Fakı (Namrun’dan/Çamlıyayla’dan)
Hacı İshak Ağa (Belenkeşlik’ten)
Hacıkırı
Hacıkırı-Kelebek İstasyonları
Hafız Veyis (Çiğdem) Bey
Halep
Halep-Katma-İskenderun yolu
Halep-Katma yolu
Halep-Toprakkale demiryolu
Halil Bey (Tepeköy’den)
Halil Efendi (Esenli’den)
Halim Bey oğlu Salih (Güreş) Bey
Hamit Hoca
Harbiye Nazırı
Harbiye Nezareti’ne
Hariciye Nezareti
Harp Tarihi Enstitüsü
Hasan Fehmi Bey
Haşeyhun
Heyeti Temsiliye
Hızır
Hicaz Seferi Kuvvetleri
Hikmet Bey (1’inci Bölük Komutanı)
Hilmi Gök (Yedek Teğmen)
Hilmi (Toros) Efendi (Tarsus Müftüsü)
Hintli Müslüman askerler
Hristiyan Arapların Cemiyeti
Hristiyan cemaati
Hristiyan köyü
Hristiyanların okulları
Hurşit Çavuş Sebil’den
Hut Ağa (Sadiye’den)
Hükûmet Konağı(Mersin)
Hürriyet ve İtilaf Partisi
Hüseyin Ali (Sofulu köyünden)
İ
İbrahim Paşa
İbrahim Paşa tabyası
II. Eshab-ı Kehf Savaşı
II. Hacı Talip Savaşı
II. Kavaklıhan Savaşı
2’nci Ordu
İkinci Su Bendi Savaşı
2’nci Tümen Komutanı Yarbay Arif Bey
İnad Ali (Karayaylalı)
İncirgediği köyü
İncirgedikli Derviş Ağa
İncirgedikli Derviş Ağa Müfrezesi
İngiltere
İngiltere Dışişleri Bakanlığı
İngiliz Başbakanı
İngiliz bayrağı
İngiliz birlikleri
İngiliz Beşinci Süvari Tümeni Komutanı
İngiliz haritası
İngiliz hükûmeti
İngiliz Kraliyet Donanması
İngiliz Süvari Tümeni (Halep’te)
İran
İskenderun
İskenderun–Halep şosesini
İslâhiye
İslam âlemi
İslam Arapların Hayır Cemiyeti
İslam Hayır Cemiyeti
İslamlar
İsmail Ferahim (Topçu Binbaşı, Şalvuz)
İsmail Safa (Özler) Bey (Adanalı)
İsmail (Teğmen, Yahşi)
İstanbul
İstanbul Boğazı
İstihkâm Üsteğmeni Cemal Efe (Emekli Albay Cemal Ziyal).
İtalya
İtalyan Başbakanı
İtilaf devletleri
İtilaf kuvvetleri
İzmir
K
Kafkaslar
Kafkasya
Kadınhanı (Kadirhanı)
Kamberhüyüğü Savaşı
Kamberhüyüklü Veysel Çavuş
Kamberhüyüklü Veysel Çavuş Müfrezesi
Kanuni Sultan Süleyman
Kapular mevkii
Karsantı
Karacaaslan Müfrezesi
Karacaoğlan
Karadağ
Karadeniz
Karadiken köyü
Karadiken’den Hacı Sakar Ömer Bey
Karadiken köyü
Karadiken Savaşı
Karafakılı Mehmet Efendi Kıristan köyünden
Karafıkılı Yahya.
Karafaki-Arslanyürek Müfrezesi
Karageçit
Karageçit-Çamlıyayla-Gözne yolu
Karagöl
Karaisalılı Mustafa Ali
Kara Mehmet oğlu Hafız Mehmet Bey
Kara Mehmet oğlu Mustafa (Karacaslan)
Karayayla Müfrezesi
Karboğazı
Karboğazı Savaşı
Karboğazı Zaferi
Katime Katma
Kavaklıhan
Kavaklıhan Grubu
Kayadibi köyü
Kayseri
Kayıhan Müfrezesi
Kelebek
Kemal Bey Doğan (Topçu Binbaşı)
Kemal Eğin
Kermeç
Kıdemli Astsubay Zekeriya Karayaylalı
Kızılay
Kilikya
Kilis
Kilis-İslâhiye hattı
Kilis–Payas hattı
Koçhan dağı
Konya
Konya-İzmir hattının
Kostilyer-Kuliver Tarsus Guvernörü
Köylü oğlu Şevki Bey,
Kumdere Müfrezesi
Kumdere köyünden Kumcu Veli
Kuradacılar’dan Hamza Çavuş
Kur’an-ı Kerim
Kurbanlılı Akış Ağa
Kurbanlılı Akış Ağa Müfrezesi
Kurmay Binbaşı Nihat Bey (Katma irtibat subayı)
Kurtuluş Savaşı
Kusun Deresi
Kusun Deresi Boğazı
Kuşutaşı (Kurbanlı) köyü
Kuşutaşılı Dede Ağa
Kuvayi Milliye
Küçük Karayaylalı İnad Ali Müfrezesi
Kürdistan
Kürt Musa (Özbek) köyü
Kürt Yardım Cemiyeti
L
Lazkiye
Leblebici Salih
Liman Von Sanders
Lloyd George (İngiltere Başbakanı)
Londra
M
Maan Kuvvetleri
Madam Mesnil
Mahmut Aysan
Maraş
Manas (Beylice) köyünden Bayezit Ahmet Ağa
Marunîlerin Kurduğu Cemiyet
Mebusan Meclisi
Medine
Mehmet Tevfik Bey
Mehmet Ağa
Melemez (İhsaniye) köyü
Mersin
Mersin bölgesi
Mersin Ceza Mahkemesi Reisi ve Kadı Tahsin,
Mersin Demiryolu İskelesi
Mersin Evkaf Müdürü Hulusi,
Mersin Grubu
Mersin Guvernörü Binbaşı Anfre
Mersin İskele Komiser Muavini
Mersin İşgal Kuvvetleri Komutanı
Mersin İşgal Kuvvetleri Komutanlığı
Mersinliler
Mersin limanı
Mersin Muhasebeci Kambur Cemal,
Mersin Mutasarrıfı
Mersin Mutasarrıfı Galip Bey
Mersin Nüfus Müdürü Ziya,
Mersin Tahrirat Müdürü Salim Mersin
Mersin Tahsil Müdürü Mehmet Lâtif,
Mersin Tapu Müdürü Lâzkiyeli Şükrü
Mersin Sancağı
Mesnil Taburu
Mezopotamya
Milis Subay Molla Kerim (Muhatlı köyünden)
Milletler Cemiyeti
Millî kuvvetler
Millî Mücadele
Millî müfrezeler
Misis
Molla Nasuh
Mondros Ateşkes Antlaşması
Mondros Limanı
Mösyö Mavro (Başmühendisi)
Mösyö Mavrogardato
Musevi cemaati
Musevi Cemiyeti
Muhtar Fikri (Gücüm) Bey (Adanalı)
Murat Palas
Mustafa Efendi (1’inci Bölük Komutanı Yard.)
Mustafa Kemal Paşa
Musul
Muzaffer
Müdafaayı Hukuk Cemiyeti
Müdafaayı Hukuk Heyetleri
Müdafaai Vatan Müfrezesi
Müfettiş İhsan,
Müfit Bey
Müftü Abdullah Sıddık Efendi
Müslüman Hintli İngiliz askerlerinin
Müslimiye
N
Naili Hürriyet’ten Baki Efendi
Naili Hürriyet’ten Kara Mehmet Ağa
Naili Hürriyet’ten Kara Mehmet Ağa Müfrezesi
Namrun (Çamlıyayla)
Nazım Vecdi İlteray
Nico (Bölük Komutanı)
Niğde
Niğdeli Himmet İsmail
Nihat (Anılmış) Paşa
O
12’nci Kolordu
12’nci Kolordu Komutanlığı
Ortadoğu
Ortodoks Arapların Kurduğu Cemiyet
Osmaniye Mahallesi
Osmanlı birlikleri
Osmanlı Devleti
Osmanlı İmparatorluğu
Osmanlı kabinesi
Osmanlı Hükûmeti
Osmanlı kıtaları
Osmanlı Ordu Komutanlığı
Osman Mehmet
Osman Nuri Bey Tufan (Yüzbaşı)
30’uncu Piyade Alayı
33’üncü Piyade Alayı
33’üncü Piyade Alayı 1’inci Taburu
33’üncü Piyade Alayı 2’nci Taburu
33’üncü Piyade Alayı 3’üncü Taburu
Ö
Ömer Lütfi (Koç) Bey (Sarıkavak’tan)
Ömer Nazmi Çiftçi
P
Padişah
Panzınçukuru
Panzınçukuru’ndan Hasan eşi Hatice Hanım
Paris
Paris Barış Konferansı
Payas-Kilis hattına
Polatlı Emin (Polat) Ağa
Polatlı Emin Ağa Müfrezesi
Port Said
Pozantı
Pozantı-Belemedik arası
Pozçalılı Deli Mehmet.
Pozçalılı Deli Mehmet Müfrezesi
R
Raco
Rasim Bey Fabrikası Baskını
Rifat Bey
Rıfat Sakallı (Öğretmen, Yedek Teğmen)
Rum Cemiyeti
Rum okulları
Rusya
S
Sadaret
Sadık Baltalı.
Sadık (Eliyeşil) Paşa,
Sait Paşa
Samet Çavuş
Samsun
Saraybosna
Sedat
Selçuk Müfrezesi
Selim (Özışık)
Selim Çavuş Müfrezesi
Seyhan Nehri
Sırplı
Silifke
Sis (Kozan),
Sivas Kongresi
Siyahî Kâzım
Sucular köyü
Suphi Paşa Çiftliği
Suriye
Sünedere gediği
Sünger Boğazı
Süvari Müfrezesi
Ş
Şam
Şahbaz Yusuf
Şefik Besim Bey
Şeref oğlu İslam (Kemal Şuberi) Bey
Şeyhülislam
Şuberi oğlu Kemal Bey
Şükrü Bey (1’inci Tabur Komutanı)
T
Tabak Nuri
Tarsus
Tarsus-Adana yolu
Tarsus (Berdan) ırmağı
Tarsus Bölgesi
Tarsus Gazetesi
Tarsus Gençler Müfrezesi
Tarsus Gizli Müdafaayı Hukuk Heyeti
Tarsus Grubu
Tarsuslular
Tarsus Müdafaayı Hukuk Heyeti
Tarsus Müdafaayı Hukuk teşkilatı
Tarsus-Pozantı karayolu
Tarsus’ta Gizli Heyet
Taşhan
Taşale istasyonu
Teğmen Ahmet Tevfik.
Teğmen Besim Bey (Albayoğlu)
Teğmen Cemil (Özden)
Teğmen Hafız (Çamalan Jandarma Takım Komutanı
Teğmen Hamamî Ahmet Bey
Teğmen Harputlu oğlu Ahmet
Teğmen Lütfi (Oğuzcan, Tarsuslu) Bey
Teğmeni Villijean
Teke yaylası
Terzi Galip
Tevfik Paşa Hükûmeti
Tırlık Molla Mehmet
Tıs Halil oğlu Misbah
Tıs Halil oğlu Mustafa Efendi,
Topal Hasip Bey
Toprakkale
Toros (dağları)
Toros tünelleri
Tozkoparan Müfrezesi:
Tuğgeneral Ali Rıza Paşa15’inci Kolordu Komutanı
Tümgeneral Cevat Bey (Genelkurmay Başkanı
Türk, Türkler
Türk birlikleri
Türkçe
Türk Kız Okulu
Türkiye
TBMM
TBMM Başkanlığı
Türkistanlı Hacı Yoldaş
Türk kuvvetleri
Türklük
Türk Mahallesi
Türk Millî Ordusu
U
Ulaş köyü.
Ulaş’tan Bey oğlu Ömer Bey
Ulu cami Mersin
Ulukışla
Urfa
Uray Caddesi
Urfalı Mehmet
Urfalı Mehmet Müfrezesi
Urgankıranlı Molla İzzet
Urgankıranlı Molla İzzet Müfrezesi
Ü
III. Eshab-ı Kehf Savaşı
3’üncü Kolordu Komutanı Albay Selahattin Bey (Çolak namlı)
Üsteğmen Delevire (Fransız)
Üsteğmen Galip Tekin Bey
Üsteğmen Hasan Fehmi (Akıncı, Kara Afet) Bey (Karaisalı Jandarma Komutanı)
Üsteğmen Nazmi Bey (Tarsus Jandarma Bölük Komutanı)
V
Veli
Verdün Kalesi
Verdün kahramanı
Verdun savunması
Volde Ruso zırhlısı
Y
Yampar’dan Hüseyin Efendi
Yampar köyü.
Yanıkkışlalı Tekelioğlu Mustafa Ağa
Yanıkkışlalı Tekelioğlu Mustafa Müfrezesi
Yarbay Mr. Niyokom
Yarbay Romieu
Yarsuvarlı Duran Efendi
Yedek Teğmen Abdulkerim
Yedek Teğmen Abdullah Kilisli
Yedek Teğmen Ali Rıza Timurtaş (Doğan Efe Çatak köyünden)
Yedek Teğmen İbrahim (Serin)
Yedek Teğmen İsmail Safa (Çiftçi)
Yedek Teğmen Kayıkçı oğlu Lütfi (Arman)
Yedek Teğmen Kozanlı Mustafa Nail Bey.
Yedek Teğmen Mithat Toroğlu (Özkul Efe)
Yedek Teğmen Muhsin Yanpar
Yedek Teğmen Ömer Nazmi (Çiftçi) Bey
Yedek Teğmen Tevfik (Bölgen, Genç İzzet, Adanalı)
Yedek Teğmen Veli Haşim (Çiftçi) (Naif Efe, Yıldırım Bayezit)
Yedek Subay Ziya (Eraydın) Bey
7’nci Ordu
7’nci Ordu Komutanı
Yenice
Yenice-Pozantı demiryolu
Yeniköy köyü
Yılanovası
Yıldırım Orduları Komutanlığı
20 Günlük Ateşkes
23’üncü Tümen (Mersin’de)
20’nci Kolordu Komutanlığı
Yunanlılar
Yüzbaşı Bertrand (Fransız)
Yüzbaşı İbrahim
Yüzbaşı İbrahim Bey
Yüzbaşı Jouse (Fransız)
Yüzbaşı Lebele
Yüzbaşı Mustafa Tevfik Bey
Yüzbaşı Mustafa Bey (Amanos İşçi Tabur Komutanı)
Yüzbaşı Safvet Bey
Yüzbaşı Talat Bey Jandarma Bölük Komutanı
Yüzbaşı Yaşar Bey.
156. Tümen Fransız
Z
Zayım oğlu Halim (Gücük) Efendi,
Zeki Baltalı (Cemil Cahit).
KAYNAKLAR
1-Akşin, Sina, İstanbul Hükûmeti ve Millî Mücadele Mutlakıyete Dönüş (1918-1919), Cem Yayınları, İstanbul, 1992.
2 -Altuğ, Prof. Dr. Yılmaz, Türk Devrim Tarihi Dersleri (1919-1938), 4. Baskı, İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 1980.
3-Arı, Dr. Kemal, Birinci Dünya Savaşı Kronolojisi, Genel Kurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları, Ankara.
4-Avcıoğlu, Doğan, Millî Kurtuluş Tarihi, Birinci Kitap, İstanbul Matbaası, İstanbul, 1974.
5-Aydemir, Şevket Süreyya, Tek Adam, C. 2. Remzi Kitabevi, İstanbul, 1981.
6-Bayar, Celal, Ben de Yazdım, C. 1, Sabah Kitapları, İstanbul, 1997.
7-Bayur, Ord. Prof. Dr. Yusuf Hikmet, Türkiye Devletinin Dış Siyasası, Türk Tarih Kurumu Yayınları, XVI. Seri-Sa. 20, Ankara, 1973.
8-Belen, Gn. Fahri, Türk Kurtuluş Savaşı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları: 542, Ankara, 1983.
9-Bıyıkoğlu, Tevfik, Atatürk Anadolu’da (1919-1921)-I, 2. Baskı, Kent Basımevi, İstanbul, Ekim 1981.
10-Cebesoy, Ali Fuat, Millî Mücadele Hatıraları.
11-Çavdar, Tevfik, Türkiye’nin Demokrasi Tarihi, İmge Kitabevi, Ankara, 1995.
12-Çıplak, M. Necati, İçel Tarihi Tarihî-Turistik Zenginlikleriyle, C. 1, Güzel Sanatlar Matbaası, Ankara–1968.
13-Deliorman, Altan, Türklere Karşı Ermeni Komitacıları, 2. Baskı, Boğaziçi Yayınları: 2, İstanbul, 1975.
14-Ener, Kasım, Çukurova Kurtuluş Savaşı’nda Adana Cephesi, T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları: 1836, Ankara, 1996.
15-Gönlübol, Prof. Dr. Mehmet - Sar, Dr. C., Olaylarla Türk Dış Politikası 1919-1938 Yılları Arasında Türk Dış Politikası, C. 1. Ankara, 1981.
16-İlter, Erdal, İçel’de Ermeni Faaliyetleri,
17-Jaeschke, Gotthard, Kurtuluş Savaşı İle İlgili İngiliz Belgeleri, Türk Tarih Kurumu Yayınlarından XVI. Dizi-Sa.11, Ankara, 1986.
18-Karabekir, Kâzım, İstiklal Harbinin Esasları,
19-Karal, Ord. Prof. Enver Ziya, Büyük Osmanlı Tarihi, C. V, Türk Tarih Kurumu Yayınları, XIII. Dizi-Sa. 16, Hürriyet, İstanbul, 1999.
20-Kurat, Dr. Akdes Nimet, Türkiye ve Rusya, Kültür Bakanlığı Yayınları: 1194, Ankara, 1990.
21-Mersin Kuvayı Milliye Cemiyeti, Kurtuluş Savaşı’nda İçel, Mersin Kuvayi Milliye Cemiyeti Yayını, İstanbul, 1971.
22-Mango, Andrew, Atatürk, Yenibinyıl Sabah Kitapları: 109, İstanbul, 2000.
23-M. Cemil, Lozan, C. 1, İstanbul.
24-Öke, Doç. Dr. M. Kemal, İngiliz Ajanı Binbaşı EWC Noel’in “Kürdistan Misyonu” (1919), 3. Baskı, Boğaziçi Yayınları/ 96, İstanbul, 1990.
25-Özçelik, Doç. Dr. İ. Millî Mücadele’de Güney Cephesi Urfa (30 Ekim 1918-11 Temmuz 1920), Kültür Bakanlığı Yayınları/ 1418, Ankara, 1992.
26-Özerdim, S. N., Atatürk Devrimi Kronolojisi, Halkevleri Atatürk Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1974.
27-Soysal, İsmail, Tarihçeleri ve Açıklamaları İle Birlikte Türkiye’nin Siyasal Andlaşmaları, (1920-1945), C. 1,
28-Şimşir, Bilâl N., Ankara... Ankara Bir Başkentin Doğuşu.
29-Şimşir, Bilâl N., Malta Sürgünleri, Milliyet Yayınları, İstanbul.
30-Tansel, Dr. S. Mondros’tan Mudanya’ya, C. 1, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları: 2262, Ankara, 1991.
31- Tansel, Dr. S. Mondros’tan Mudanya’ya, C. 2, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları: 2262, Ankara, 1991.
32-T.C. Genkur, Türk İstiklal Harbi I Mondros Mütarekesi ve Tatbikatı, Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları, Ankara,
33-T.C. Genkur.,Türk İstiklal Harbi, C. 3. Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları, Ankara,
34 -T.C. Genkur., Türk İstiklal Harbi, C. 1, Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları, Ankara.
35-Toros, Taha, Kurtuluş Savaşı’nda Çukurova,
36-Türkgeldi, Ali Fuat, Görüp İşittiklerim, 3. Baskı, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Türk Tarih Kurumu Yayınları, II. Dizi-Sa.15b, Ankara, 1984.
37-Ünal, Tahsin, Türk Siyasi Tarihi, Ayyıldız Matbaası, Ankara, 1958.
38-Walder, David, Çanakkale Olayı, Milliyet Yayınları, İstanbul.
Yazılar
1-Atay, -Soydan, M., (Sad: İsmet Bozdağ), “Atatürk’ün Anıları”, Milliyet Gazetesi, 30.11.1978.
2-Bardakçı, İlhan, “Tarih’ten Bugün’e Saygısız Kellenin İntikamı” Tercüman Gazetesi, 02 Mart 1984.
3-Bardakçı, İlhan, “Tarih’ten Bugün’e Saygısız Kellenin İntikamı” Tercüman Gazetesi, 02 Mart 1984.
4-Coşar, Ömer Sami, “Ermeni Dosyası”, Milliyet Gazetesi, 05.07.1981, s. 5.
5-Kutay, Cemal, “Bir Devir Aydınlanıyor”, Tercüman Gazetesi, 28.02.1983.
6-Kuva-yı Milliye Dergisi, Şubat 1967, s.78.
7-Madalyalı Tek Şehir Kahramanmaraş Dergisi, 12 Şubat 2000, S. 12
8-Orhunlu, Bilge, “Emperyalizmin Türkiye’de Sevr Oyunları: Dün Hınçak-Taşnak, Bugün PKK II” Yeni Hayat, Mayıs 1998, S. 41, s. 31.
9-Orhunlu, Bilge, “Kurtuluş Savaşımızın Başlangıcındaki Amerika Mandası Taraftarları ve Sonrası”, Yeni Hayat, Ocak 1995, C. 1, S. 3.
15 Eylül 2009 Salı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder